1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. "Kardeşlik ittifakını sağlamamız lazım!"
"Kardeşlik ittifakını sağlamamız lazım!"

"Kardeşlik ittifakını sağlamamız lazım!"

Irak Kürdistan’ında KDP-PKK merkezli tartışmaları yetkin isimlerle konuşuyoruz. Soruşturma dizisinin beşinci röportajını Ebubekir Karwani ile gerçekleştirdik.

03 Ocak 2021 Pazar 18:32A+A-

HAKSÖZ HABER

KDP-PKK gerginliği bölgenin geleceğini nasıl etkileyecek?

Ulusal basında çok fazla ön plana çıkartılmasa da Irak Kürdistanı’nda yaşananlar uzun vadede bölge üzerinde derin etkiler bırakacağa benziyor. Irak’taki bölgesel Kürt yönetimine karşı bir süredir yoğun şiddet eylemlerine girişen PKK kendisine Suriye ve Irak’ı kapsayan bir bölgede yönetim hattı oluşturmaya çalışıyor.

Haksöz Haber'in editoryal görüşlerinden bağımsız olarak, Türkiye’nin de sınır ötesi operasyonla dahil olduğu bu gerginliğin coğrafyamızın geleceğine olası etkilerini ve Kürt meselesine yansımalarını yetkin isimlerle konuşacağız.

Beşinci röportajı Irak Bölgesel Kürt Hükümeti Eski Bakanı Ebubekir Ali Karawani ile gerçekleştirdik. Karawani Türkiye'nin bir dönem gerçekleştirdiği öncü rolünü tekrar üstlenmesi gerektiğini düşünüyor. Bu bağlamda Irak Kürdistanı'nda yaşanan gerilimin ortak bir zemin çözüme kavuşacağını belirtiyor.

"Türkiye'nin bölge için tekrardan rol model olması gerekiyor"

ebu-karw-67543652543254.jpg

1-Irak Kürdistanı’nda yaşanan PDK(KDP)-PKK gerginliği nasıl bir zeminden besleniyor? PKK’nın şiddet odaklı metodu bir yana Barzani çizgisinin Kürt halkının ihtiyaç ve hassasiyetlerine dönük bir perspektif ortaya koyduğunu söylemek mümkün mü?

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki mevcut gerilimin birçok nedeni var. Bunlar:

  1. KDP'nin yönetimi altındaki bölgelerde PKK varlığının olması
  2. PKK’nin bu bölgelerdeki mevcudiyetinin Türkiye ile (KDP’nin temsil ettiği) Bölgesel Kürt Hükümeti arasında sorun çıkmasına neden olması
  3. PKK’nın adeta kendisini ev sahibi olarak görmesinden kaynaklanan; yönetim konusunda demokrasiyi ve Bölgesel Hükümetin anayasal statüsü ve egemenlik hakkına karşı kayıtsız davranması ve Güney Kürdistan’ı Irak anayasasına göre statüsü belirlenmiş ve uluslararası tanınırlığı olan bir yönetim bölgesi olarak tanımayıp yararlanmak istemesi.
  4. İki parti (KDP – PKK) arasında liderlik, güç ve nüfuz rekabetinin olması.
  5. Önceki dönemlerde aralarında yaşanan çatışma ve kötü ilişkiler nedeniyle oluşan güven eksikliği
  6. İdeolojik farklılıklar, başka bir değişle bu iki hareketin sorunlara ve bunların çözümlerine yönelik yaklaşım farklılıklarına sahip olması aralarında doğal bir çelişki ve çatışmaya sebebiyet veriyor.

Ve tüm bunları besleyen ilave faktörlere de değinecek olursak:

  1. Bölgesel olarak, KDP'nın Türkiye ile yakın ilişkisine mukabil PKK'nın İran ve Bağdat'a yakın duruşu.
  2. KDP ile Kürdistan Yurtseverler Birliği(KYB) arasındaki ilişki biçiminin  KDP-PKK ilişkilerine de yansıması
  3. KDP’nin, PKK'yı bölgesel yönetimin işlerine burnunu sokmakla suçlaması.

Sorunun son kısmında sorduğunuz; “Barzani çizgisinin Kürt halkının ihtiyaç ve hassasiyetlerine dönük bir perspektif ortaya koyup koyamadığı” mevzusuna verilecek cevap siyasi ve ideolojik bakış açısına göre değişkenlik arz ediyor.

 

2-Irak Kürdistanı’nda son zamanlarda PKK ile PDK arasında yer yer silahlı çatışmaya varan bir gerginlik var. Diğer taraftan PKK’ye yakın olan PYD ile PDK’ye yakın olan ENKS arasında Suriye’nin kuzeyinde ortak bir hükümet kurma çabaları devam ediyor. PKK ile PDK arasında cereyan eden sorunu neye bağlıyorsunuz? Irak Kürdistanı’nda çatışan iki taraf Suriye Kürdistanı’nda ortak bir hükümet kurmayı başarabilir mi?

Suriye Kürdistanı’yla alakalı olarak iki taraf arasında yaklaşım farklılığına yol açan bir takım sebepler vardır. Bunlar:

  1. KDP-PKK‘nın aralarındaki gerilim ve sorunlar bu bölgedeki durumu da olumsuz etkiliyor.
  2. YPG'nin Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS)’nin talep ve beklentileri çerçevesinde Özerk Yönetimi yeniden yapılandırma konusunda isteksiz ve ağır davranması
  3. Her iki tarafın Türkiye ile ilişkisinin boyutu ve niteliğinin farklı olması
  4. PYD'nin ENKS’nin mevcut askeri gücünün emri altına girmeye hazır olmaması.
  5. Suriye Yönetimi ve muhalefetine yönelik görüş farklılıkları

Mevcut koşullarda, bu iki parti arasındaki gerilim ve çatışma durumu da göz önünde bulundurulduğunda, tabloda dramatik/etkileyici değişiklikler olmadıkça ortak bir hükümet üzerinde anlaşmaya varmanın pek mümkün olmayacağını öngörmek mümkün.

 

3-Geçtiğimiz haftalarda Süleymaniye ve Halepçe’de maaşların ödenmemesi gerekçesiyle kitlesel gösteriler yapıldı. Bu gösterilerde parti binaları ve hükümet daireleri ateşe verildi. Halepçe ve Süleymaniye’de yaşanmış olması bir rastlantı mı? Görünürdeki sebebin dışında başka sosyal, siyasal problemler var mı?  

Bence bu durumun yarattığı memnuniyetsizlik her devlet çalışanı için ciddi bir sorun olsa da mesele sadece maaşların ödenmemesi sorunu değil, aksine, KDP ile KYB arasında pek çok konuda yaşanan çekişme bu durumları birbirine karıştırmakta ve ek sorunlar yaratmaktadır. Aynı zamanda bazı KDP ve KYB’li liderler, İran istihbaratını ve PKK’yı bölgedeki düzeni bozmak ve Erbil’e baskı yapmak amacıyla düzenlenen protestolarda, hükümet kurumlarına ve parti genel merkezlerine yapılan saldırılarda rolü olmakla suçlamaktadır.

Özetle, bölgede protestolar için provakatif bir zemin söz konusu. Bölgesel kimi güçlerin, bu zemini, protestocuların hedefleriyle alakasız bir şekilde, bazı siyasi hedefleri uğruna politik olarak kullanma isteği var.

5fcfbe52c03c0e18fcf93b7d.jpg

4-TSK tarafından Irak Kürdistanı’nda PKK’ye yönelik olarak yürütülen bir operasyon var. Bölge halkı ve bölge hükümetinin PKK’ye ve bu operasyona bakışı ve yaklaşımı nasıldır?

Bu konuda görüş ve yaklaşımlar var. Öncelikle, PKK'nın mücadelesini dayandırdığı gerekçelerle buna ulaşmak için kullandığı yöntemler arasında büyük bir çelişki söz konusu.

Türkiye'de Kürt sorununun adil bir şekilde çözülmesi ve oradaki Kürt halkının haklarının teminat altına alınmasının sağlanması bir zorunluluktur. Kürt denilen bu halkın yaşadığı adına Kürdistan denilen bir vatanlarının olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekir.

Çözüm sürecinde şuan ki Cumhurbaşkanı tarafından atıfta bulunulan birçok husustaki iyileşme çabalarında dramatik bir şekilde geri adım atıldı. Tabu muamelesi gören birçok husus bu tarihi şahsiyet (Erdoğan) tarafından Osmanlı dönemindeki uygulamalara benzer şekilde gibi kaldırıldı.

Başvurulan yol ve yöntemlerle ilgili olarak, her ne sebeple olursa olsun bu hedefe ulaşmak için silahlı güç ve şiddet kullanmanın hiçbir faydasının olmayacağına ikna olmuş geniş bir kesim var.  

İran'ın aksine Türkiye'de siyasi ve yasal faaliyetler için geniş özgürlük alanları ve imkânlar olduğundan dolayı barışçıl ve sivil yöntemlerle bir mücadele yürütülmeli. Ama aynı zamanda PKK’yı savunan geniş bir toplum kesiminin varlığının da farkında olarak ve bu kesimleri görmezden gelmeden adımlar atılmalı.

IKBY resmi olarak ve uluslararası hukuk kuralları gereğince Irak Kürdistanı'nda PKK güçlerinin varlık göstermesine karşıdır. Ancak her ne sebeple olursa olsun bu durum Türkiye'nin sebepsiz yere baskı ve müdahalesinin gerekçesi olamaz. Buradaki Kürt kamuoyu, TSK'nın Irak Kürdistanı’ndaki varlığına tamamen karşıdır.

Genel olarak çekinceleri ve korkuları; Türkiye’nin resmi devlet politikası ve Kürt meselesi karşısındaki tutumu ve bölgeden bir daha geri çekilmeyip bunu bölgesel hükümete karşı bir koz olarak kullanmak istemesi endişesinden kaynaklanmaktadır.

Tabi bununla birlikte süreç, tarafların kendi aralarında bölünmüş olmasının oluşturduğu dağınıklık ve bölgenin Türkiye ile yakınlık ya da uzaklık gibi faktörlerin tamamen belirleyici olduğu çekişme ve çatışmalar ışığında yönetilmesine sebep olmaktadır.

Son tahlilde çözüm ve taraflar arasında bir anlaşma varılması için Türkiye’nin askeri seçenekten vazgeçerek siyasi bir çözüm bulması, PKK'nın da IKBY yönetiminin varlığını ve yasalarını dikkate alarak hareket etmesini gerektirmektedir.

 

5-Türkiye’de 2013 yılında büyük bir umut ve heyecanla başlatılan ancak akim kalan bir çözüm süreci oldu. Son günlerde bazı siyasi aktörler tarafından yeni bir çözüm sürecinin başlayabileceğine dair duyumlar alındığı ifade ediliyor. Siyasal ve sosyal anlamda çözüm için uygun bir zemin var mı? Böyle bir süreç başlarsa şayet önceki tecrübelerden de gerekli dersler çıkarılarak nasıl bir yol ve yöntem izlenmelidir?

Bu zeminin barış sürecini yeniden canlandırmak için bir fırsat olduğuna ve Kürt sorununa tatmin edici bir şekilde çözüme kavuşturacağına inanıyorum. Bununla birlikte önceki süreçle kıyaslandığında hem olumlu hem de olumsuz bazı faktörler vardır. Bunlar:

  1. Kürt sorununun; ekonomik kalkınma, askeri güç ya da bazı kültürel hakların tanınmasını aşan boyutları olduğu artık herkes tarafından fark edilmiştir. Bu nedenle herkes güç ve şiddet dilinden vazgeçerek mantıklı bir siyasi çözüm için ve iyi niyetle masaya oturmalıdır.
  2. PKK'nın şehir savaşı taktiklerini ve başarısızlığının ardından devam eden neredeyse içinden çıkılamaz bir hal alan çatışma döngüsü büyük oranda sona ermiştir.
  3. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin MHP ile ittifak kurması sonucunda bazı ideolojik ilkelerinden ve ilk siyasi söylemlerinden uzaklaşmasından ötürü ortaya çıkan solumsuzluklar yeni dönemin bir diğer sıkıntılı yönünü oluşturuyor.
  4. Bölgede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve partisinin otoritesinin düşüşünü planlayan çok güçlü bir kesimin var olması.
  5. Türkiye'ye yönelik yeni bir politikayla gelen yeni ABD başkanının yönetime gelmesiyle; sürecin yeniden canlanacağı, akan kanın, boşa giden umutların ve tükenen enerjilerin son bulacağına inanıyorum.

Çözüme ulaşmayı zorlaştıran hataların ve engellerin tespit edilerek; geniş bir sorgulama, kapsamlı bir değerlendirme ve eleştiri ile makul, yapıcı ve uzlaşmacı bir sürecin yeniden başlayacağı inancındayım.

Tabi ki politik açıklamalar ve medya yaygarası olmadan İki taraf arasında kamuya açık olmayan toplantılar olmalıdır, bunun iki amacı vardır;

  1. Geçmişte yaşanan süreçlerdeki başarısızlığın nedenleri üzerinde durmalı ve ortak sorumluluk alınarak bunların üstesinden gelme sözü vermelidir.
  2. Gidişatı düzeltmek ve ileriye taşımak için bir çerçeve ve yeni anlayışlar üzerinde ittifak edilmelidir. Ve belirlenen ilkelere uyulmalıdır. Bunlar:
  3. PKK'nın varlığı veya yokluğuna bakılmaksızın Kürt sorununun siyasi bir mesele olarak var olduğun kabul edilmelidir çünkü bu olmadan görüşmeler sonuç vermez.
  4. Kürt sorunu siyasi olarak çözülmelidir. Söylediğimiz gibi, askeri müdahale yeniden gündeme getirilmeden eşitlik temelinde siyasal haklar teminat altına alınmalıdır.
  5. Taraflar birbirlerini barış için bir ortak olarak görmeli ve bu dil medyaya ve siyasi söylemlere de yansımalıdır.
  6. Kürt tarafından PKK/HDP’nin dışında geniş ve güçlü bir katılımın sağlanması gerekmektedir.
  7. Her hangi bir yol kazasına mahal vermemek adına Kürt tarafının seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi ile ya da iktidardaki herhangi bir başka partiyle ittifak kurması ve ona karşı başka bir partiyle ittifak kurmaması gerekir. Bu durumda çözüme karşı sert tavır sergileyen ve önünde büyük bir engel olarak duran MHP ile ittifak ihtiyacı da sona erer.
  8. PKK militanları bireysel düzeyde değil, siyasi bir şekilde muhatap alınarak bütünlüklü bir çözüm geliştirilmeli. Böyle bir çözüm PKK’nin silah kullanma gerekçelerini ortadan kaldırarak sivil alanda siyaset yapmalarının önünü açar.
  9. Bilge, güvenilir ve tarafsız kişilerden bir tahkim heyeti kurulmalı ve anlaşmazlık halinde heyetin kararına saygı gösterilmesi gerekir
  10. Anlaşmaların duyurulması ve bu hususta parlamentonun buna uyması sağlanmalıdır. Aynı zamanda ırksal ve dinsel çoğunluğu gözeterek devletin birliğine ve yeni kimliğine uyum sağlayacak Türk, Kürt ve ülkedeki diğer tüm ırkların hukuki bir şekilde katılımıyla geniş katılımlı ve geniş kapsamlı bir anayasa değişikliği gerekmektedir.
  11. PKK tarafından hem HDP'ye hem de Öcalan’a oluşturulan sivil ve siyasi anlaşmalara katılabilmesi için tam yetki vermesi gerekir.

Bu bağlamda, siyasi iradenin, Kürt sorununun çözümüne giden yolda tarihi bir adım atacağına, hatta Kürdistan ve Ortadoğu'nun üç bölgesinde Türk-Kürt ittifakının yolunu açacağına inanıyorum. İnanıyorum ki, Türkiye'nin önemli bir bölgesel güç olarak rol oynamasının yolu bu kardeşçe ittifakın sağlanmasıyla mümkün olabilir.

thumbs-b-c-315cc10ed41fa42bb5d36499953b6f95.jpg

6-Irak Kürdistanı’nda 2017 senesinde gerçekleştirilen referandum Türkiye’de cari hükümet tarafından aşırı sert bir tavırla karşılandı. AK Parti iktidarının referanduma gösterdiği tepki, son olarak Kürt sorununa yönelik yapılan açıklamalar da göz önüne alındığında nasıl bir değişimin göstergesi?

Kürdistan bölgesindeki Kürtler, Türkiye’nin bölgede yapılan halk referandumu karşısındaki katı tutumu sebebiyle derin bir hayal kırıklığına uğradı, Türkiye ve AK Parti hükümetinin imajı, Suriye Kürdistanı’na ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimine gösterdiği bu sert tepki nedeniyle büyük ölçüde zedelendi.

Son dönemlerde gittikçe artan bir şekilde “Türkiye Kürtlerin bir numaralı düşmanı değilse bile, o zaman her yerde Kürtlerin kazanımlarına savaş açmış bir düşmandır. Ve bunu İran rejimi ve Bağdat'taki müttefikleri ile koordine etmektedir.” Algısı Kürtler arasında yaygınlaştı.

Oysaki 2015 yılına kadar süren çözüm süreci Türkiye'nin adaleti büyük bir hayranlık konusu ve tarihi bir model idi. Şimdi ise bu ülkeye geçmişteki söylemlerinden ve siyasi tercihlerinden sürekli bir dönüş halinde olan faydasız bir ülke gözüyle bakılıyor. Ne yazık ki bütün bunlar, bölgede gerçek adalet ve hakkın savunuculuğu ve şahitliğini savunan bizler için gerçek ıstıraplara neden oluyor.

Bu nedenle bölgemizde yeni temeller üzerinde tekrar canlandırmak üzere, adalet, demokrasi, işbirliği ve adaletsizlikle mücadele gibi esaslar ışığında ve ıslah edici bir perspektife dayalı bir medeniyet bloğunun inşası için hepimiz katkıda bulunmak istiyoruz.


Not: Ali Bapir'in röportajı bazı aksaklıklardan dolayı gecikti. İlerleyen günlerde yayımlanabilir.

HABERE YORUM KAT

2 Yorum