Kartel, Samanyolu, Ahmet Hakan derken Kevser Çakır ve Nuray Canan Bezirgan kardeşlerimizi linç girişimine Yaşar Nuri Öztürk (YNÖ) de katıldı. Dün akşam Star Ana Haber'e kardeşlerimizin "Teke Tek" programındaki Atatürk'le ilgili sözlerini yorumlayan(!) "Ulusalcılık dini"nin ruhbanlarından YNÖ, son dönemlerde iyiden iyiye evrildiği ve kitaplarında baş tacı ettiği Atatürkçülüğün fikir özgürlüğüne nasıl baktığını, başörtüsü ve tesettürü nasıl değerlendirdiğini de kendi zaviyesinden ortaya koymuş oldu.
Ondan elbette başka türlü bir tavrın sadır olacağını beklemiyorduk. Türkmen soyunun "Yağız delikanlılarından" Deniz Baykal'ı gerçek Müslümanlar arasına katacak kadar şirazesi şaşmış bir zihin yapısından adalet ve hakkaniyet içerisinde bir açıklama beklemek safdillik olurdu. Zaten Star Haber de onu bu yüzden ekrana çıkartmamış mıydı? Bizi şaşırtan şuydu: Konu Ulusalcılık dininin kırmızıçizgileri ve Atatürkçülük olduğunda kendilerini İslam'a refere edenler bu kadar mı izan, basiret ve ilmilikten uzaklaşabilir! Kin bu derece mi insanı boğazına kadar husumet ve fitne bataklığına sürükleyebilir! Ekranın bir köşesinde resmedilen Canan hanımın başörtüsüne ve tesettürüne "Bu rahibe kıyafetidir. Amaç Haçlı seferlerini yeniden başlatmaktır. Bunlar da ajan-provokatörler" diyecek kadar bir insanın gözü kararabilir mi?
Batının "milliyetçilik" ve "ulusalcılık" gibi has ideolojilerine dört elle sarılıp şovenistlik yapacaksın; kökten-taklidi tepeden inme bir batılılaşmayı paradigma edinmiş öğretilere kucak açacaksın, ondan sonra bu memleketin milyonlarca insanının kıyafetinin Batı'dan kotarma olduğu yalanını milyonların gözünün içine baka baka tekrarlayıp örtüye hakaret edeceksin! Üstelik İran'da bile "Başı tam olarak örttürmeyip Türkmen yorumunu uyguluyorlar!" diyerek İran'ı bile geçtik dercesine bir yandan beyin hücreleri psikolojik harekâttan kurtulamayan insanların bilinçaltlarına "Bu başörtüsü meselesi ve İslam yorumları artık iyice zıvanadan çıktı!" demeye getirecek, diğer yandan da başörtü meselesini "kökten çözme"ye çalışan egemen statükoya mesaj geçeceksin!
Bu tablo tıpkı Atilla Yayla olayında da görüldüğü gibi ulusalcı çığırtkanlıkların meşru ama usul-i fıkhın beş temel unsurundan biri olan aklın korunması (fikir özgürlüğü)nın gayri meşru ilan edildiği ve üstelik altına imza atılan uluslararası sözleşmelerin de çiğnendiği bir tabulaştırma harekâtının pervasızca uygulamaya geçirilmesidir!
Velev ki genç arkadaşlarımız meramlarını tam anlatamamış olsunlar, peki "fikri hür vicdanı hür nesiller" sloganını bir zırva konumuna indirgemekten de mi utanılmaz? Söz konusu Atatürkçülük ise gerisi teferruat mıdır? Din ve vicdan özgürlüğü, fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü birer terane midir? Birilerini sevmek ya da sevmemek üzerinden bir linç kampanyası yürütenler, aynı programda dile getirilen başörtülülerin gasp edilen hakları, mağduriyetleri, hak ve özgürlükleri için neden aynı gayretkeşliği göstermekten imtina ederler? Üstelik kardeşlerimizin açıklamaları bu ülkede yaşayan yüz binlerce Müslümanın bilinçaltında varolup da ifade edemediği birtakım gerçekleri yansıtmıyor mu? "İkiyüzlülüğe prim vermeyelim, herkes ne düşündüğünü açıkça ortaya koyabilsin!" diyen demokratlarımızın neden sesleri kısık? Dile getirilenler tümden yanlış bile olsa, katılmadığınız görüşleri ajan provokatörlükle suçlama hakkını nereden alıyorsunuz? Yoksa alçakça bir üslupla ve ulusalcı bir psikolojik harekâtı devreye sokma amaçlı "Haçlı seferlerinin uzantısı" olarak lanse ettiğiniz bu düşünceler, Haçlılara rahmet okutan uygulamaların cari olduğu bu memlekette, çarpıtmalarınızın Müslüman halkımızca bir zillet ve onursuzluk sayılabileceğini düşündürtmeyecek kadar basiretiniz bağlandı mı?
Yaşar Nuri ve benzerlerinin "Samiri"liklerine alışmış kesimler olarak onun yaklaşımlarını yadırgamayabiliriz ama hiç kimsenin Müslüman bacılarımıza ve onlar üzerinden yüz binlerce Müslümanın vicdanına, itikadına, örfüne, adetlerine ve düşüncelerine bu şekilde hakaret etmeye hakkı yoktur. Birileri onursuzluğu ve sığınmacılığı kimlik edinmiş olabilir ama hakkı ve adaleti ayakta tutmaya çalışan, geniş yığınlara merhametle yaklaşan ve onların ıslahını arzulamak, beşeri zihinsel, siyasi ve itikadi kirlerden arınmalarını istemekten başka düşünceleri olmayan samimi, dürüst, şerefli insanlara bu şekilde dil uzatmaya hakkı yoktur!
Üstelik sınırlı-seçkin bir oligarşi adına tarihi gerçekleri saptırmak, üzerini örtmek, gizlemek suretiyle çığırtkanlık yaparak insanları kandırmaya ve bunun adını ilmilik koymaya hiç kimsenin hakkı olamaz. Birileri Ortaçağ ruhbanları gibi etrafta dolaşıp her sesi kısmaya, her düşünceyi mahkum etmeye, her fikri darağacına göndermeye çalışabilir ama hak ve adalet yolcularını engellemeye, sindirmeye, gözünü korkutmaya ve hatta devlet ve onun asli çıkarları edebiyatıyla vicdanlarını saptırmaya gücü yetmez!
Bir çift söz de Samanyolu Haber ve Ahmet Hakan'a. Olayı yeni bir Fadime Şahin vakası olarak yansıtarak tam bir onursuzluk örneği sergileyen Samanyolu Haber maalesef Uğur Dündar kadar insaflı ve adaletli olamamış, kendilerini ve Zaman gazetesini defalarca arayan Nuray Canan kardeşimize bırakın cevap hakkı vermeyi, Sevgi Engin olayındaki yargısız infaz ve karalama olayının bir benzerini burada da gerçekleştirmiştir. Bizlerin de destek verdiği Atilla Yayla'nın açıklamalarına ve kişiliğine gösterilen merhamet ve kuşatıcılığın esamesinin dahi gösterilmediği bu tutum manidardır. Onun da ötesinde tam bir zillet ve teslimiyet örneğidir. Ailesi, çoluk çocuğuyla toplum önünde olan, şerefli Müslümanlardan olduğuna şahitlik ettiğimiz kardeşlerimizin ısrarlarına rağmen yüzlerine telefonların kapanması, üstelik bir iftira kampanyasına tabi tutulması, bu ülkede Müslümanların neden içinde yüzdükleri sorunlardan kurtulamadıklarının, tüm evrensel demokratik-liberal muhalif söylemlere rağmen neden başörtüsü yasağının halen bir sorun olarak devam edegeldiğinin başka bir vecheden göstergesi olmuştur. Oysa izzet ve şeref yalnızca Allah'a ve mü'minlere aittir. Keşke bilselerdi!
HAKSÖZ-HABER

