Gürcistan'da bulunan arkadaşımız Erol Şekerci, Gürcistan'daki gerilimin arka planını Haksöz-Haber'e değerlendirdi:
KAFKASYA ÇIKMAZI
Erol Şekerci
Sovyetler Birliği'nin dağılması sürecinde, Gürcistan'ın 1989'dan itibaren Sovyetler Birliği'nden koparak bağımsız olma yönünde mücadele eden birlik cumhuriyetlerinin başında gelmesi, aslında Abhazya ve Osetya sorunlarının ilk habercisi idi.
Adım adım bağımsızlık yönünde ilerleyen Gürcistan'a karşı SSCB'nin cevabı askeri operasyonla birlikte Abhazya ve Osetya halkını harekete geçirmek olur. Bu doğrultuda 18 Mart 1989'da Lıhnı'da toplanan yaklaşık 30 bin Abhaz eylem yaparak, SSCB'ye üyesi olarak kalmak ve Gürcistan'ın bir parçası olmak istemedikleri yönünde görüş bildirip, Moskova yönetiminin kendilerine kulak vermesini istediler. Aynı tarihlerde Güney Osetya'da da benzeri eylemler tertiplendi. Alan Çoçiev liderliğinde Ademon Nıbas adlı Güney Osetya Halk Cephesi örgütü kurulur. Örgütün amacı Abhazya'daki gibi Gürcistan'dan ayrılmak ve Kuzey Osetya ile birleşerek SSCB üyesi olarak kalmaktır. Ayrıca ortak düşman Gürcülere karşı Abhazlarla işbirliği yapmaktır.
Yerli taleplerle birlikte Moskova yönetimi tarafından organize edilen bu gelişmelere rağmen Gürcistan, 1990 Haziranında bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu ilan etmiş, ülkede üniter bir yapının oluşturulacağını deklare etmiştir. Güney Osetya'da ise bir ay kadar sonra Güney Osetya Demokratik Sovyet Cumhuriyetini ilan eder. Bu gelişmeler üzerine Gürcü birlikleri Güney Osetya'ya girerek başkent Tskhinvali'yi işgal eder. Rus birliklerinin bölgeye kaydırılması sonucunda Gürcüler Osetya'yı terk etmek durumunda kalırlar. Rusya'nın öncülüğünde yapılan ateşkes anlaşması neticesinde bölgenin güvenliğinin Rus, Gürcü ve Oslardan oluşan 1500 kişilik bir barış gücü tarafından sağlanması karara bağlanmıştır.
Diğer taraftan Haziran ayında Gürcistan'ın bağımsızlık ilanına karşı 25 Ağustos 1990'da derhal toplanır. Bu toplantı neticesinde Abhazya Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu, "Abhazya'nın, Gürcistan'dan ayrılma kararı alarak tam bağımsız bir devlet olduğunu ilanla birlikte SSCB'nin bir üyesi olacağını ilan eder" der. Bu gelişmeler üzerine Abhazya ve Gürcistan arasındaki anlaşmazlıklar bir anda Abhazya'da yaşayan Gürcü ve Abhazlar arasında cereyan eden çatışma halini alır. Çatışmaların kitlesel hale dönüşmesi ve Abhazya'da yaşayan sivil Gürcülerin Abhazya'yı terk ederek kaçmaya başlaması üzerine 14 Ağustos 1992'de dönemin savunma bakanı Tengiz Kitovani idaresindeki Gürcü birliklerinin Abhazya'ya girmesi ile savaş başlar. Gürcü birlikleri ilk başlarda Abhazya'nın başkenti Sohumi'yi ele geçirir. 1993 Temmuzunda Rusya'nın baskıları ve garantörlüğünde Soçi Anlaşması ile savaş sonlandırılmıştır. Anlaşma ile Gürcü birliklerinin Abhazya'dan çekilmeleri, iki tarafın da silahsızlandırılması, Abhaz Yönetimi'nin çalışmalara kaldığı yerden devam etmesi kararlaştırılır.
Bu anlaşmanın imzalanması ile birlikte Gürcistan'daki muhalif politik gruplar rahatsızlıklarını dile getirmeye başlar ve bir müddet sonra Devlet Başkanı Edvard Şevardnadze'ye karşı bir nevi iç savaş olarak sayılabilecek çatışmalara dönüşür. Abhaz tarafı ise bu durumu fırsat bilerek Eylül 1993'te hala Gürcü kontrolü altında olan Oçamçira ve Sohumi'yi Gürcülerden temizler. Bu savaşlar sonunda yaklaşık 300 bin Gürcü Abhazya ve Osetya'yı terk ederek mülteci durumuna düşer.
Gürcistan yönetimi ise bütün bu sorunları kendisine yaşatan asıl aktörün Rusya olduğunu biliyordu. Gerçekten de yaşanan olaylarda Rusya'nın parmağının olmadığını söylemek yanlış olur. Rusya önce Gürcistan'ın bağımsızlık ilanını engellemek için, buna mani olamayınca da SSCB'den bağımsızlığını kazanan ülkeler üzerinde tekrar hakimiyetini tesis etmek üzere kurduğu Bağımsız Devletler Topluluğu'na dahil olmama yönündeki direncini kırmak için bu olayları çoğu zaman doğrudan organize etmiş, ayrılıkçılara askeri destek vermiştir. Rusya ile mücadele edilemeyeceğini anlayan Gürcistan yönetimi önce BDT'ye dahil olmayı kabul etmek suretiyle Rusya ile ilişkileri geliştirmeyi denemiştir. Hatta bununla da yetinmeyip, Abhazya ve Güney Osetya'da Rusya'nın barış gücü olarak görev yapmasını kabul etmiş ayrıca kendi topraklarında askeri üs kurmasına izin vermiştir. Bunun üzerine Rusya, Abhazya ve Güney Osetya'ya verdiği desteği azaltmış, en azından yeni çatışmalara fırsat vermemiştir. Ne var ki Abhazya ve Güney Osetya'da tekrar kontrolü ele geçirmek ümidiyle Rusya'ya yaklaşılmış olmasına, hiçbir isteği geri çevrilmemesine rağmen Abhazya ve Güney Osetya'da nihai barış anlaşması bir türlü imzalanamamıştır. Çünkü Rusya Gürcistan'ı kontrol altında tutabilmek için Abhazya ve Güney Osetya kartını elinde koz olarak kullanmakta, sorunun çözümünü kasıtlı olarak bizzat kendisi ertelemektedir. Adeta balık avlamak için bulanık suyu tercih etmek şöyle dursun, suyu bizzat kendisi bulandırmaya devam etmektedir. Gürcistan tarafındaki hayal kırıklığı her geçen gün artmaktadır.
Diğer taraftan dünyada dengeler değişmeye devam etmektedir. Özellikle ABD her geçen gün iktidar alanını Rusya aleyhine genişletmekte, Büyük Ortadoğu Projesi'ni hayata geçirmek için savaş hazırlıkları yapmaktadır. Ukrayna ve Gürcistan'da Soros destekli devrimlerle Batı yanlısı yöneticilerin iş başına geçmesini sağladı. Gürcistan'daki Kadife devrimle yönetimi ele geçiren Saakaşvili Gürcistan'ın yüzünü Batı'ya çevirdi. Batı ile yapılan anlaşmalara her gün bir yenisi eklenmek suretiyle Gürcistan ABD ve AB'nin stratejik müttefiki oldu. Batı ile imzalanan her anlaşma sonrasında Gürcistan Rusya ilişkileri biraz daha bozulurken Abhazya ve Güney Osetya'da da sular ısınmaya başlamıştı.
SSCB'nin dağılmasının ardından ekonomik olarak büyük buhran yaşayan Rusya yükselen petrol fiyatları zenginleşmeye başlamıştı. Sahip olduğu zengin Sibirya petrolleri ile birlikte dünyanın en zengin petrol rezervlerine sahip olan Hazar petrollerinin nakil hatları üzerindeki iktidarı ABD ve AB'yi gelecek adına endişelendiriyordu. Gürcistan'daki devrim ile birlikte ABD, Hazar petrollerini Batı'ya taşıyacak BTC petrol boru hattını hayata geçirerek bölge enerji kaynakları üzerinde ilk defa Rusya'nın tekelini kırmış oldu. Hâlihazırda Hazar petrolünün %27'sinin ve gaz rezervlerinin %40'ının İngiliz-Amerikan şirketlerinin kontrolünde olduğunu düşünürsek BTC petrol boru hattının ne anlama geldiğini daha iyi anlamış oluruz. Ekonomik sorunlarını büyük oranda çözmüş olan Rusya bütün bu olup bitenler karşısında seyirci kalmaktan bıkmıştı ki bir de Kosova'nın bağımsızlığı gündeme geldi. ABD ve AB'nin desteği ile Kosova'nın bağımsızlık ilanına Rusya sert tepki gösterdi. Hatta tepki göstermekle kalmayıp bu işin Gürcistan'ı, Abhazya'sı, Güney Osetya'sı var diyerek açıkça Batı'yı tehdit etti. Rusya o günden beridir Abhazya ve Güney Osetya'da gerilimi tırmandırarak Gürcistan'ı tahrik ediyordu. Özellikle Güney Osetya'da Gürcü köyleri taciz ediliyor, zaman zaman bombalanıyordu.
Bunun üzerine Abhazya ve Güney Osetya liderlerine çağrıda bulunan Saakaşvili, hiçbir ön şart koşmadan, hatta en geniş manada özerklik de dâhil olmak üzere her türlü teklife açık olduğunu söyleyerek sorunları barışçıl yoldan çözme önerisinde bulundu. Diğer taraftan da ordusuna savaşa hazır olun emri verdi. Aslında Abhazya ve Güney Osetya halkı sorunun çözümünden yanadır. Ama Rusya güdümündeki liderlerin Rusya'nın izni olmadan bu davete icabet etmeleri zaten mümkün değildi. Rusya'nın cevabı ise Saakaşvili'yi hem muhatap almamak hem de Güney Osetya sınırına kaydırılan Gürcü askerlerini bahane ederek Rus ordusunu harekete geçirerek Güney Osetya'daki Gürcü köylerini bombalamak oldu. Bunun üzerine Saakaşvili tam da Rusya'nın istediği gibi askerlerine Güney Osetya'yı denetim altına alma emri verdi ve savaş başladı. İlk günkü saldırının ardından Gürcü birlikleri Güney Osetya'nın başkenti Tskhinvali'ye girmiş ama ertesi gün çekilmek zorunda kalmıştı. Bu arada savaş başladıktan sonra Saakaşvili'nin " ABD ve AB'yi kendi menfaatlerini korumaya davet ediyorum." şeklindeki beyanatı aslında hadiseyi özetler mahiyette idi.
Öte yandan Rusya'nın Güney Osetya ve Abhazya'nın bağımsızlığını tanıdığını ilan etmesi aslında muhataplarından ziyade Rusya'nın başını ağrıtacak gibi duruyor. Çünkü bugünkü Rusya sınırları içinde Abhazya ve Güney Osetya gibi çok sayıda topluluk vardır. Bunların başında Çeçenistan gelmektedir. Rusya'nın Abhazya ve Güney Osetya'nın bağımsızlığını tanıması benzer topluluklar için emsal teşkil edebilir. Hatta Rusya'nın geri adım atmaması durumunda bu topluluklar ABD ve AB'nin de desteğini almak suretiyle kışkırtılabilir. Kısaca Abhazya ve Güney Osetya domino etkisi oluşturabilme potansiyeline sahiptir. Aslında Rusya'da tehlikenin farkındadır. Bu sebepten ötürü Abhazya ve Osetya dışındaki Gürcü topraklarında varlığını muhafaza konusunda pek de ısrarcı olmadı. Tarafların savaş öncesi pozisyonlarına geri çekilmesi durumunda en azından şimdilik kaydıyla sorun çözülebilir. Abhazya ve Güney Osetya'daki Rus varlığına aslında 1992'den beridir rıza gösteren ABD-Batı ittifakı için asıl tehlike BTC Petrol Boru Hattı'nın tehlikeye girmesidir. En azından şimdilik böyle bir sorun görünmüyor. Ama ABD ve AB, Rusya ile yaşanabilecek bir başka pazarlıkta Rusya'ya karşı hem koz olarak kullanabilmek, hem de stratejik müttefiki Gürcüler nezdinde güvenilirliklerinin yara almaması adına Gürcistan'ın toprak bütünlüğünden dem vuruyorlar. Gerçek şu ki bugüne kadar harita üzerinde Gürcistan'a ait olan ama fiilen Rusya güdümünde birer devlet olan Abhazya ve Güney Osetya artık Gürcistan'la yollarını Rusya marifetiyle ayırmıştır. Aslında olaya salt Abhazya ve Güney Osetya açısından baktığımız zaman bu durum yeni de değildir. Doğum 1992 yılında gerçekleşmiştir. Şu an olup bitenler 1992'de doğmuş olan çocuğun isminin bugün verilmesinden ibarettir.
Neticede başta Amerika olmak üzere Batı'nın da devreye girmesi ile ateşkes imzalanmış, akabinde Rusya işgal ettiği (Abhazya ve Güney Osetya hariç) Gürcistan topraklarının büyük kısmından geri çekilmiştir. Bundan sonra ise yüksek gerilimli, belki soğuk savaş dönemlerini aratmayacak diplomatik süreç başlayacaktır.
Bugüne kadar Ukrayna'da, Gürcistan'da, Azerbaycan'da, Bosna'da, Kosova'da, BTC'de daha birçok yerde geri adım atmak zorunda kalan Rusya daha fazla geri adım atmak istememekte kararlı gibi görünüyor. Ama aynı kararlılığı Amerika-Batı ittifakında da görmek mümkündür. Tarafların emperyalist kararlılığı ise gerilimi tırmandırmaya devam ediyor. Yakın gelecekte başta Kafkasya olmak üzere Hazar havzası bu gerilimin ve çatışmanın merkezi olacaktır. Nasıl ki Ortadoğu'nun sahip olduğu petrol kaynakları Ortadoğu'yu ateş çemberine çevirdiyse, Hazar petrolleri de başta Kafkasya olmak üzere Hazar havzasını ateş topuna çevirmeye başladı bile.
HAKSÖZ-HABER

