1. HABERLER

  2. İSLAM DÜNYASI

  3. LÜBNAN

  4. İsrail’in Lübnan’daki sivilleri yerinden etmesi olası bir savaş suçu teşkil ediyor
İsrail’in Lübnan’daki sivilleri yerinden etmesi olası bir savaş suçu teşkil ediyor

İsrail’in Lübnan’daki sivilleri yerinden etmesi olası bir savaş suçu teşkil ediyor

​​​​​​​İsrail’in Lübnanlı sivilleri toplu olarak sınır dışı etme taktikleri, uluslararası hukuku doğrudan ihlal etme riski taşıyor.

24 Mart 2026 Salı 07:14A+A-

Nadia Hardman’ın al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


İsrail’in Lübnan’daki saldırıları — ve daha fazlasının geleceği tehdidi — bir milyondan fazla insanın evlerini terk etmesine neden oldu. Bu, hâlihazırda kişi başına düşen mülteci sayısı açısından dünyada birinci sırada yer alan bir ülkenin toplam nüfusunun neredeyse beşte birine denk geliyor.

Son iki yıldır İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in uyguladığı yerinden etme stratejilerini haritalandırıyor. Bu stratejiler, genellikle hava saldırıları veya devam eden askeri operasyonların acil tehdidi altında, tüm mülteci kamplarındaki ve mahallelerdeki insanları kaçmaya zorluyor.

Şu anda Lübnan’da da aynı taktiklerin uygulandığını görüyoruz. İsrail’in tahliye emirleri, Lübnan topraklarının yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan, Lübnan’ın güneyindeki ve başkent Beyrut’un güney banliyölerindeki çoğunluğu Şii olan geniş nüfus kesimlerini kapsıyor. İnsanlar arkadaş ve akrabalarının yanına ya da devletin işlettiği sığınma evlerine sığındı; ya da kısa süre önce İsrail’in saldırısına maruz kalan Beyrut sahil şeridi boyunca kamp kurdu.

Savaş hukuku, zorunlu askeri nedenler gerektirmedikçe veya halkın güvenliği risk altında olmadıkça sivillerin evlerini terk etmeye zorlanamayacağını öngörmektedir. Tahliye geçici olmalı ve çatışmalar sona erdiğinde insanların geri dönmelerine izin verilmelidir. Kısacası, savaş, insanları topraklarından sürmek için bir izin belgesi değildir.

Gazze'de İsrail ordusu, insanları giderek küçülen bölgeler içine iterek onları doğrudan tehlikeye maruz bırakan bir tahliye sistemi aracılığıyla, iki milyonluk nüfusun neredeyse tamamını zorla yerinden etti.

2025 yılının başlarında işgal altındaki Batı Şeria’da, İsrail ordusunun “Demir Duvar Operasyonu” üç mülteci kampında 32.000 Filistinlinin etnik temizliğine yol açtı; bu, 1967’den bu yana bölgedeki en büyük yerinden edilme olayıydı. İsrail ordusu, bu kişilerin evlerine geri dönmelerini ya da İsrail makamları tarafından yıkılan evlerinin bulunduğu yerlere geri dönmelerini hâlâ engelliyor.

İsrail'in bazı bölgelerini işgal ettiği Suriye'nin güneyinde, HRW, İsrail güçlerinin zorla yerinden edilme, evlerin ele geçirilmesi ve yıkılması, insanların geri dönmesinin engellenmesi dâhil olmak üzere bölge sakinlerine karşı bir dizi ihlalde bulunduğunu tespit etti.

Hem Gazze’de hem de Batı Şeria’da İsrail, Filistinli militanları ve bunların altyapısını hedef aldığını söyledi. Ancak bu, sivillerin toplu olarak yerinden edilmesini haklı çıkarmaz. İsrail, alternatifleri değerlendirmekle yükümlüdür: toplu yerinden etme, son çare olarak başvurulacak bir önlemdir ve yetkililer, Gazze ve Batı Şeria’da askeri hedeflerine ulaşmak ve yerinden edilmenin geçici olmasını sağlamak için başka yolları araştırdıklarını gösteremediler.

Aslında, HRW her iki bölgede de İsrail yetkililerinin, devlet politikası doğrultusunda, Filistinli sivillerin kitlesel, kasıtlı ve uzun vadeli zorla yerinden edilmesine neden olduğunu ve bunun savaş suçu ve insanlığa karşı suç teşkil ettiğini tespit etmiştir. Her iki durumda da, üst düzey İsrailli yetkililer, Filistinlileri Gazze ve Batı Şeria'nın bazı bölgelerinden sürmek ve bu bölgelerden uzak tutmak istediklerini açıklamışlardır.

Şimdi de Lübnan’da İsrail makamları aynı zorla yerinden etme sürecini başlatıyor olabilir. Birçok Birleşmiş Milletler uzmanı da aynı uyarıda bulundu.

16 Mart'ta İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, “Tahliye edilen Güney Lübnan'daki Şii sakinler, İsrail'in kuzeyindeki sakinlerin güvenliği garanti altına alınana kadar Litani bölgesinin güneyindeki evlerine dönmeyecekler” dedi. Bu bakış açısıyla, Şii nüfusun yerinden edilmesi geçici bir askeri gereklilikten çok, sivil nüfusu inançlarına dayalı olarak kalıcı olarak yerinden etme hamlesi gibi görünüyor.

Dünya kitlesel yerinden edilme ve yıkım sahnelerini izlerken, İsrail üzerinde etkisi olan ülkeler, hedefli yaptırımlar uygulamak, silah transferlerini askıya almak, yasadışı yerleşim yerleriyle ticareti yasaklamak, tercihli ticaret anlaşmalarını askıya almak ve Uluslararası Ceza Mahkemesini ve devam eden soruşturmalarını, tutuklama emirlerini yerine getirmek de dâhil olmak üzere desteklemek suretiyle, devam eden zulmü durdurmak için bu etkilerini kullanmalıdır.

Gazze ve Batı Şeria'da uluslararası insani hukuk ihlallerine ilişkin hesap sorulmaması da sona ermelidir. Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar konusunda anlamlı bir uluslararası baskı ve inandırıcı kovuşturmalar olmadan, İsrail yetkilileri ve ordusu, bölge genelinde zorla yerinden etme ve kalıcı geri dönüşü engelleme stratejisini sürdürmeye cesaretlenecektir.

Uluslararası toplum daha fazlasını yapabilir ve yapmalıdır. Hükümetler, Lübnan’daki sivillerin zorla yerinden edilme riskini ortadan kaldırmak, geri dönüş haklarını güvence altına almak ve Lübnanlı sivillere yönelik yeni saldırıları önlemek için acilen harekete geçmelidir.

 

* Nadia Hardman, İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde mülteci ve göçmen hakları konusunda kıdemli araştırmacıdır.

HABERE YORUM KAT