
İsrail karşısında tarafsızlık mümkün mü?
İsmail Kılıçarslan, İsrail karşısındaki tutumun insanların ve hareketlerin gerçek konumunu ortaya koyduğunu, önemli olanın kazanmak değil doğru tarafta durmak olduğunu ifade ediyor.
Yeni Şafak / İsmail Kılıçarslan
“İsrail ile bir sorunumuz yok!”
Cari dünya sistemine eklemlenmenin kolay, kestirme, basit yolu ise bu soruya “İsrail ile ilgili bir sorunum yok!” şeklinde cevap vermek.
Elbette bu cümleyi kurmanın getirisi çok açık dünya sistemi açısından. Desteklenir, büyütülür, beslenirsin.
Bu cümlenin içerdiği o yakıcı devamla ise hayatının sonuna kadar yaşamak zorunda kalırsın. Zira cümlenin tamamı şöyle: “İsrail ile bir sorunum yok çünkü ben insan değilim, adam değilim, güce tapan aptalın biriyim.”
Güncel örneğimiz gerzek İran şahının gerzek oğlu Rıza Pehlevi olsun. Adam, İran’da oluşmayan iktidar boşluğunu oluşmuş gibi kabul ediyor, yüzüne yumurta fırlatılıyor, kurşungeçirmez camın ardından konuşuyor. Bütün bunlar böylece olurken o hiç istifini bozmadan “insan değilim, adam değilim, aptalın biriyim, İsrail ile bir sorunum yok” diyor.
Pehlevi’nin kurduğu cümleler şöyle: “Bu rejimin aksine, İsrail’i dünya haritasından silmek isteyen bu rejimden farklı olarak, biz onları gerçek stratejik ortaklar olarak görüyoruz. İran’ın karşı karşıya olduğu pek çok zorluğa yardım etmeleri için İsrailli dostlarımızı memnuniyetle karşılıyoruz.”
Aklıma Rahmetli Rauf Denktaş’ın bazı satın alınmış gazeteciler için bulduğu “Soros çocuğu” ifadesi geldi ama o başka bahis.
Ben dikkatinizi başka bir yere çekmek istiyorum.
Leşi Amerika’da bir çukuru dolduran Fetullat, 90’ların ortalarında, Çeçenistan ve Tacikistan cihatları sürerken “Orta Asya’da yükselen radikal İslam’ın önüne biz sübap oluruz yani” diye böğürüyordu. 28 Şubat’ta Rahmetli Erbakan’a karşı aldığı lanetli tavır onun ve ona bağlı bilcümle sümüklülerin kendilerine muazzam bir alan açmalarıyla sonuçlandı. Defolup Amerika’ya gittikten sonra da “güneydeki sevdiğim ülke” diyerek İsrail’e yaltaklanmaya başladı. Afrika’da, Orta Asya’da, Balkanlar’da, Uzak Asya’da “okul açıyorum” adı altında ABD ve İsrail lehine “açık istihbarat ağı” faaliyeti yürüttü.
Fetullat, kucağına oturduğu Amerika’dan Türkiye’ye Humeyni’nin Fransa’dan İran’a dönüşü gibi bir dönüş planlamıştı biliyorsunuz. Uçağa merdiven yanaşacak, bu denyo da halkı selamlayarak “başkanlığa” yürüyecekti.
15 Temmuz darbe girişiminin başarıya ulaşamaması en çok onun bu hayalini berhava etti. Zaten sonra da geberip gitti. Mezarına tükürsek tükürüğümüze yazık olacak bir “lanetli” olarak çürüyor.
Yani asıl mesele aslında hiç değişmiyor. “İsrail ile bir sorunumuz yok” diyenlerle “İsrail isimli sorunu yok etmek istiyoruz” diyenler arasındaki mücadelede ya Pehlevi ya da Fetullat gibi anılır insan ya da 15 Temmuz’da sokağa dökülen Türk halkı, İsrail’e füze yollayan Yemenliler yahut şehadete koşar adım yürüyen Gazzeliler gibi. Kim olduğumuzu neyi kazandığımız değil, hangi tarafta durduğumuz belirler. Allah göstermesin 15 Temmuz’da Fetullat leşi kazansaydı yahut Allah göstermesin şimdi İran’da Pehlevi gerzeği kazansa duruşunda bir milim esneme olmayacak insanların durduğu, duracağı o doğru tarafı iyi belirlemek, iyice bellemek lazım.
Belli ki zoru geliyor. Hesabımızı buna göre yapalım. Onu diyorum.

HABERE YORUM KAT