İşgal rejimi Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimlere yönelik yeni İngiliz yaptırımlarına karşılık olarak, aralarında 11 İngiliz milletvekili ve avukat Fahd Ansari'nin bulunduğu 12 kişinin ülkeye girişini yasakladı.
Karar, Londra ile Tel Aviv arasında işgal altındaki Filistin topraklarına ilişkin politikalar nedeniyle gerilimin arttığı bir dönemde geldi. Listede yer alan tek avukat olan Ansari'nin İrlanda vatandaşı olduğu belirtildi.
Ansari, “Riverway to the Sea” adlı hukuk kuruluşunun başkanlığını yürütüyor. Avukat ayrıca Hamas'ın siyasi kanadını, örgütün İngiltere'deki yasaklı örgütler listesinden çıkarılması amacıyla yürütülen hukuki süreçte temsil ediyor.
“Bunu şeref madalyası olarak görüyorum”
Karardan şaşırdığını belirten Ansari, Al Jazeera'ye yaptığı açıklamada işgal rejiminin giriş yasağını “şeref madalyası” olarak gördüğünü söyledi.
Ansari, kararın Filistinlilerin haklarını ve işgale karşı silahlı direnişi savunmasının işgal rejimi tarafından fark edildiğini gösterdiğini belirtti. Bu savunuculuğu hem mesleki ve hukuki çalışmalarıyla hem de kamuoyu önündeki faaliyetleriyle yürüttüğünü ifade etti.
Silahlı direnişi savunmanın veya onunla herhangi bir şekilde dayanışma içinde olmanın kişiyi devletin hedefi haline getirdiğini söyleyen Ansari, kendi durumunun farklı olduğunu belirterek, “Bunu profesyonel olarak, onları temsil ederek yapıyorum” dedi.
Ansari, yürüttüğü hukuki mücadelenin işgal rejimine ve Gazze'de yürütülen soykırıma karşı bir meydan okuma anlamına geldiğini savundu. Amacının, Hamas'a yönelik yasağın kaldırılması ve işgal rejimine karşı silahlı direnişin meşruiyet kazanması için hukuki mücadele yürütmek olduğunu söyledi.
Ansari ayrıca kendisine yönelik saldırıların davanın başlangıcından bu yana sürdüğünü belirtti. Aşırı sağcı medya kuruluşlarının kişisel bilgilerini yayımladığını, bazı önde gelen siyasetçilerin sosyal medyada itibarını hedef aldığını ve çok sayıda ölüm tehdidi ile hakaret içerikli mesaj aldığını ifade etti.
İşgal rejiminin kendisini özellikle hedef almasının nedeninin sistematik ırkçılık ve İslamofobi olduğunu savunan Ansari, Asyalı, esmer ve Müslüman olması nedeniyle davada aynı alanda çalışan meslektaşlarına kıyasla daha kolay hedef haline geldiğini söyledi.
“İşgal rejimi giderek faşizme sürükleniyor”
Ansari'nin aynı hukuk bürosunda birlikte çalıştığı avukat Frank Magnes ise işgal rejimini “umutsuz ve tecrit edilmiş bir apartheid devleti” olarak nitelendirerek giderek daha fazla faşizme sürüklendiğini savundu.
Magnes, işgal rejiminin Ansari'ye yönelik giriş yasağında İslamofobinin açıkça etkili olduğunu belirterek, kararın Ansari'nin yürüttüğü hukuki çalışmanın işgal rejimi hükümeti üzerindeki etkisini gösteren bir “şeref madalyası” olduğunu söyledi.
İngiltere'deki meslektaşlarına, özellikle barolar gibi meslek kuruluşlarına Ansari'ye desteklerini kamuoyu önünde daha cesur biçimde ifade etmeleri çağrısında bulunan Magnes, avukatın yalnızca mesleğini profesyonel biçimde yürüttüğü için İngiliz ve işgal rejimi hükümetlerinin “sürekli saldırılarına” maruz kaldığını söyledi.
İnsan hakları kuruluşlarından işgal rejimine tepki
Uluslararası Af Örgütü'nün İngiltere şubesi hükümet ilişkileri ve politika direktörü Carla McLaren de insan hakları savunuculuğu yapan hiçbir avukat veya milletvekilinin mesleki faaliyetleri nedeniyle misillemeyle karşılaşmaması gerektiğini belirtti.
McLaren, avukatların yalnızca müvekkillerini temsil ettikleri için müvekkillerinin kimliğiyle veya başkalarının onlara yönelttiği suçlamalarla tanımlanmaması gerektiğini söyledi. Bu ilkenin Birleşmiş Milletler'in avukatların rolüne ilişkin temel ilkelerinde de yer aldığını ifade etti.
Avukatların zor veya kamuoyunda tepki çekebilecek davaları üstlenebilmesinin adalete erişim ve adil yargılanma hakkı açısından hayati önem taşıdığını belirten McLaren, hükümetlerin insan hakları çalışmalarından dolayı avukatları veya milletvekillerini cezalandırmak amacıyla seyahat yasaklarını kullanmaması gerektiğini söyledi.
McLaren ayrıca işgal rejiminin sürdürdüğünü belirttiği soykırımın, yasa dışı işgalin ve apartheid sisteminin sona ermesi gerektiğini savundu.
“Bu bir karşılıktan çok panik işareti”
Filistinliler İçin Uluslararası Adalet Merkezi hukuk araştırmacısı Şeyma Dalali ise işgal rejiminin kararının yalnızca İngiltere hükümetinin aldığı karara verilmiş bir karşılık olmadığını, aynı zamanda “panik halinin göstergesi” olduğunu söyledi.
Dalali'ye göre İngiltere'nin yasa dışı yerleşimlere yönelik yaptırımları, Uluslararası Adalet Divanı'nın 2024'te verdiği danışma görüşünün ardından geldi. Divan, işgal rejiminin işgal altındaki Filistin topraklarındaki varlığının devamının hukuka aykırı olduğu sonucuna varmış ve diğer devletlerin bu hukuka aykırı durumun sürdürülmesine yardım etmemesine ilişkin yükümlülüklerine dikkat çekmişti.
İşgal rejiminin karşılığını yalnızca iki hükümet arasındaki diplomatik tedbirlerle sınırlamak yerine İngiliz milletvekilleri ve bir avukatı da kapsayacak şekilde genişlettiğini belirten Dalali, bu kişilerin faaliyetlerinin Uluslararası Adalet Divanı'nın hesap verebilirlik çağrısıyla uyumlu olduğunu ifade etti.
Bir avukatın müvekkillerini temsil etmesi, ihlal iddialarını araştırması veya hesap verebilirlik mekanizmalarını işletmeye çalışması nedeniyle hedef alınmasının, avukatlık mesleğinin bağımsızlığına ilişkin yerleşik ilkelerle ciddi biçimde çeliştiğini belirten Dalali, BM'nin temel ilkelerinin de avukatların profesyonel görevlerini yerine getirdikleri için müvekkillerinin kimliği veya davalarıyla özdeşleştirilmemesini öngördüğünü söyledi.
Dalali, İngiliz milletvekilleri ve bir avukatın işgal rejimine girişinin yasaklanmasının İngiltere'nin politikasını değiştirmeyeceğini, bunun aksine işgal rejiminin geleneksel bir müttefikinden dahi gelebilecek hesap verebilirlik girişimlerinden ne kadar rahatsız olduğunu gösterdiğini savundu.
İşgal rejiminin Filistin sivil toplumunu yıllardır benzer biçimde hedef aldığını belirten Dalali, İngiliz yaptırımlarına verilen bu karşılığın yeni bir uygulama olmadığını ve kararın nihai olmayabileceğini söyledi.

