İsveç’te Müslüman azınlıklar, ülkenin siyasi atmosferindeki hızlı değişim nedeniyle giderek daha karmaşık ve baskılı bir dönemle karşı karşıya bulunuyor. Bir dönem hoşgörü ve insani sığınma politikalarıyla öne çıkan İsveç’te, aşırı sağ ve muhafazakâr siyasi akımların güç kazanması, özellikle göç, entegrasyon, İslami kurumlar, eğitim ve dinî özgürlükler konusunda yeni tartışmaları beraberinde getiriyor.
Bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biri olan aşırı sağcı İsveç Demokratları (SD), göç ve suç politikalarının şekillenmesinde giderek daha fazla ağırlık kazanırken, Müslüman toplumunun günlük yaşamını ve dinî özgürlüklerini etkileyen politikaların da sertleştiği belirtiliyor. Siyasi söylemlerdeki değişimin yalnızca seçim kampanyaları veya sosyal medya tartışmalarıyla sınırlı kalmadığı, göç ve entegrasyona ilişkin daha katı uygulamalarla somutlaştığı ifade ediliyor.
13 Eylül’de yapılması planlanan İsveç parlamento seçimleri öncesinde Müslümanlar ve göçmenler, ülkenin siyasi tartışmalarındaki en hassas başlıklardan biri haline geldi. İsveç Demokratları’nın göç ve suç politikaları üzerindeki etkisinin artmasıyla birlikte, bazı Müslüman gruplar da İslam’a ilişkin önyargılarla mücadele etmek ve toplumdaki yanlış algıları kırmak amacıyla çeşitli kampanyalar yürütüyor.
Bu girişimlerden biri, İmam Kaşif Virk tarafından 2017’de başlatılan “Bir Müslümana Sor” kampanyası. Ahmediyye Cemaati’nin de katıldığı girişimde gönüllüler kamusal alanlarda vatandaşlarla doğrudan iletişim kurarak İslam hakkında merak edilen soruların sorulmasını teşvik ediyor. Virk’e göre İsveçlilerin önemli bir bölümü doğrudan iletişim ve diyalog imkânı bulduğunda İslam konusunda olumlu yaklaşabiliyor. Ancak seçim dönemlerinde İslam ve göç korkusunu siyasi söylemin merkezine taşıyan bir akımın güç kazandığına dikkat çekiliyor.
2015 İsveç’i artık geride kaldı
İsveç’in bugünkü siyasi atmosferi, 2015 yılında çok sayıda mülteciyi kabul eden ülkenin görüntüsünden oldukça farklı. Yıllık mülteci kabul kotasının yaklaşık 5 binden 900 seviyesine düşürüldüğü, hükümetin oturum ve göç politikalarını sertleştirdiği belirtiliyor.
Yeni düzenlemeler arasında, “kötü davranış” olarak nitelendirilen bazı durumların oturum hakkının kaybedilmesine yol açabilmesine ilişkin uygulamalar da bulunuyor. Bunun yanında bazı göçmenlerin ülkelerine geri dönmelerini teşvik etmek amacıyla yüksek miktarda mali destek önerileri gündeme getiriliyor.
Aşırı sağ hareketleri takip eden gazeteci ve araştırmacı Bilan Osman, yaklaşık on yıl önce marjinal kabul edilen birçok düşüncenin bugün İsveç’in ana akım siyasi tartışmalarının bir parçası haline geldiğini belirtiyor. Osman’a göre sağ siyasetin göç, suç ve toplumsal sorunlar arasında giderek daha güçlü bir bağlantı kurması dikkat çekiyor. Buna karşılık ekonomik eşitsizliğin büyümesi gibi yapısal sorunların siyasi gündemde aynı ölçüde yer bulmadığı değerlendiriliyor.
Sosyal sorunların faturası Müslümanlara çıkarılmamalı
İsveç’te suç oranları, entegrasyon sorunları ile eğitim ve gelir seviyelerindeki farklılıkların gerçek sorunlar olduğu kabul edilirken, bu meselelerin yalnızca dinî veya etnik bir çerçevede ele alınmasının toplumsal sorunların gerçek nedenlerini gölgeleyebileceği belirtiliyor.
Yoksulluk, toplumsal dışlanma ve iş imkânlarının sınırlı olması gibi ekonomik ve sosyal faktörlerin de mevcut sorunların önemli parçaları olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle suç ve entegrasyon problemlerini doğrudan Müslüman kimliği veya göçmenlikle ilişkilendiren siyasi söylemlerin, İsveç toplumundaki daha geniş yapısal sorunları görünmez kılabileceği eleştirileri dile getiriliyor.
Müslüman toplum içerisindeki endişeler ise yalnızca seçim sonuçlarıyla sınırlı değil. Bazı Müslümanlar ve göçmenlerin İsveç’teki geleceklerini artık daha farklı değerlendirmeye başladıkları belirtiliyor. Uzun vadeli yatırım yapmak, ev satın almak veya ülkede kalıcı bir iş kurmak yerine, bazı kişilerin siyasi koşulların daha da sertleşmesi ihtimaline karşı yurt dışında alternatif varlık ve yaşam seçeneklerini değerlendirdiği aktarılıyor.
Seçim yalnızca hükümeti değil, ülkenin yönünü belirleyecek
13 Eylül seçimlerinin İsveç açısından yalnızca hangi partilerin hükümeti oluşturacağıyla ilgili olmadığı, aynı zamanda ülkenin göç ve vatandaşlık anlayışının hangi yöne evrileceği açısından da kritik önem taşıdığı değerlendiriliyor.
Özellikle ana akım partilerin seçmen desteğini artırmak amacıyla aşırı sağın sert göç söylemlerinin bazı unsurlarını benimseyip benimsemeyeceği önemli bir soru olarak öne çıkıyor. Bunun karşısında ise göç ve entegrasyon politikalarının daha farklı bir anlayış temelinde yeniden şekillendirilmesi çağrıları bulunuyor.
İsveç’teki gelişmelerin Avrupa genelindeki daha geniş siyasi dönüşümün bir parçası olduğu da belirtiliyor. Göç karşıtı sağın yükselişi Almanya, Fransa, Hollanda, Danimarka ve diğer Avrupa ülkelerinde de siyasetin önemli belirleyicilerinden biri haline geliyor.
Daha önce aşırı veya marjinal kabul edilen siyasi görüşlerin ana akım siyasetin merkezine taşınmasının devam etmesi halinde, Avrupa’daki Müslümanların eşit vatandaşlık ve temel haklarını savunma mücadelesinin günlük siyasi hayatın daha belirgin bir parçası haline gelebileceği ifade ediliyor.
Bununla birlikte Müslüman toplumların da yalnızca aşırı sağa tepki vermekle yetinmemesi gerektiği vurgulanıyor. İslamofobiyle mücadelede toplumsal diyalog, siyasi katılım, sivil toplum kurumlarında daha aktif rol alma ve Müslüman toplumlar içerisindeki aşırılıklarla mücadele gibi unsurların da önemli olduğu belirtiliyor.
İsveç seçimlerinin ortaya koyacağı en önemli sonuç, yalnızca sağ partilerin parlamentoda kaç sandalye kazanacağı olmayacak. Asıl soru, ülkenin daha kapalı ve dışlayıcı bir kimlik anlayışına mı yöneleceği, yoksa suç ve entegrasyon gibi gerçek sorunlarla mücadele ederken Müslümanları ve göçmenleri toplumsal krizlerin günah keçisi haline getirmeden eşit vatandaşlık ilkesini koruyup koruyamayacağı olacak.

