Güvenlik kuvvetleri vatandaşlara yönelik göz yaşartıcı bomba ve plastik mermi kullanırken, Honduraslılar da askerlere taşlarla karşılık veriyor.
Zaman'da yer alan haberde olaylarda 30'dan fazla kişinin yaralandığı bildirildi. Ülkede birçok televizyon kanalı kapatıldı, gelişmeleri aktaran 7 yabancı gazeteci de gözaltına alındı. Sürgüne gönderilen Zelaya ise ülkesine döneceğini açıkladı. BM, askerî müdahaleyi kınarken, dünyadan da tepki yağdı. Birçok ülkedeki darbelerin bizzat örgütleyicisi ABD dahi darbeyi eleştirdi. Barack Obama "Darbe dönemlerine dönmek korkunç olur." dedi.
Amerikan Devletleri Örgütü Genel Sekreteri Jose Miguel Insulza'nın da kendisine eşlik edeceğini aktaran Zelaya, "Siz oligarklar, medya sahipleri ne yaparsanız yapın, 4 yıllık görev süremi tamamlayacağım." dedi. Darbeciler ise daha önce yaptıkları açıklamada Zelaya'nın ülkeye ayak bastığı anda tutuklanarak hapse atılacağını söylemişti.
Solcu başkan Zelaya, dün New York'a giderek BM Genel Kurulu'na hitap etti. BM Genel Kurulu'nda Honduras'taki askerî müdahaleyi kınayan bir tasarı kabul edildi. Tasarıda devlet başkanının derhal görevinin başına geçmesine izin verilmesi gerektiği de belirtildi. Honduras'taki askerî müdahaleye önceki gün olduğu gibi dün de dünyadan tepki gelmeye devam etti. ABD Başkanı Barack Obama, "Darbenin yasal olmadığına inanıyoruz." derken, 'siyasî değişim aracı olarak demokratik seçimler yerine askerî darbelerin tercih edildiği dönemlere dönmenin korkunç olacağını' ifade etti. Venezuela lideri Hugo Chavez de darbecileri kendine has üslubuyla 'goril hükümet' olarak tanımladı. Chavez, Honduras'ta darbeye isyan eden insanların da desteklenmesi çağrısında bulundu.





Konuyla ilgili Zaman yazarı Mehmet Kamış, Honduras'ta halkın darbe karşıtı tutumumunda hareketle sözü Türkiye'deki askeri yargı reformuna getirdi. Kamış'ın yorumu:
Biz de beyzbol sopasıyla nöbet mi tutalım?
Tam da Türkiye'de darbe tartışmalarını konuştuğumuz bir zamanda bir Orta Amerika ülkesi olan Honduras'ta darbe yapıldı. Ancak bu darbeden geriye akıllarımızda ellerinde beyzbol sopalarıyla, darbeye karşı duran siviller kalacak. Üçüncü dünya ülkesinde meydana gelen bu darbeye Amerika ve Avrupa Birliği de büyük tepki gösterdi.
Bundan önce dünyadaki askerî darbelerin neredeyse tamamının bu ülkelerin destek ve isteğiyle olduğunu düşünürsek, bundan böyle darbecilerin işinin hakikaten çok zor olduğunu söyleyebiliriz. Son Honduras askerî darbesi darbecilere iki açıdan ders verdi sanıyorum. Birincisi, Amerika ve AB ülkeleri bu tür darbelerin arkasında değil. İkincisi de hakkı yenmiş halk artık eline beyzbol sopalarını alıp sokağa çıkabiliyor.
Bütün her şeye rağmen gözünü karartıp bu işe girişeceklerin olacağını göz ardı etmemekle birlikte klasik manada bir darbenin Türkiye'de olması mümkün değil artık. Türkiye Cumhuriyeti ömrünün 50 yılını darbeleri konuşarak geçirdi. Bu elli yıl içine sayısız darbe ve muhtırayı sığdırdı. 2010 yılına yaklaşırken bile hâlâ darbeleri konuşuyoruz. Anayasayı askıya alarak bu ülkede sürekli darbe yapanlar yargılanmadı hiçbir zaman. Sürekli siyasete burnunu sokan, ona yön ve şekil vermeye kalkanların yaptıkları yanına kâr kaldı. Bununla birlikte dünyanın hızla değişmesi ve artan kamuoyu baskısı eskisi gibi darbe yapmayı mümkün kılmıyor. Bunun farkında olanlar da post modern yöntemler geliştiriyor. Mücadelelerini hukukun içinde kalarak(!) yürütmenin planlarını yapıyorlar.
Bu hukukun içinde kalma da eğer muhataplar suç işlemiyorlarsa, suç işlemiş gibi göstererek yargılama şeklinde oluyor. Günlerdir tartışılan eylem planının gerçek bir belge olduğunu en azından bunu hazırlayanlar biliyor. Bu belgeyi okuduğumuzda görüyoruz ki, belgenin çoğu zaten yıllardır maruz kaldığımız uygulamalardan başka bir şey değil.
Medya yıllarca yalan haberlerle toplumun ekser çoğunluğunu karalamadı mı? Durup dururken irtica kampanyaları başlatmadı mı? Bu ülkenin demokrat isimleri medya üzerinden sindirilmedi mi?
Dün Milliyet gazetesi ilginç bir manşet attı. Haberde görevde olduğu dönemde gösterdiği tavırlarla birçok darbe girişimini önleyen Hilmi Özkök'e Uzi ile suikast planının ortaya çıkarıldığı yazıyordu. Ancak haberi bütün taraflar anında tekzip etti. Birincisi haberde belirtilen 'polisin arama yaptığı site' başka bir siteydi. İkincisi aramada Uzi marka silah değil eski bir av tüfeği bulunmuştu. Ayrıca Hilmi Paşa da yaptığı açıklamada haberi yalanlayan bilgiler verdi: ''Operasyonda, müteahhidin evinde ruhsatsız silahlar bulunmuş. Ancak polis bana suikast hazırlığı yönünde şüpheleri olduğuna yönelik uyarı ve bilgi anlamında bir şey söylemedi. Ben de bu iddiaya yönelik bir şey olduğunu düşünmüyorum ve değerlendirmiyorum."
Tahmin ediyorum eskiden Albay Çiçek'in hazırladığı gibi böyle eylem planları yazılır çizilir, ilgililere gönderilirdi. Türkiye bazı ortamlara hazırlanırdı. Medya da bu kamuoyu hazırlama ve demokratları sindirme görevini bihakkın yapardı. Ancak bugün kamuoyu o günlerden farklı olarak bu tür eylem planlarını çabucak öğreniyor. Üstelik kamuoyu, eskisi gibi postalı görünce kaçacak delik aramıyor. Bir kısım medyanın aba altından ve üstünden gösterdiği sopaların da farkında.
Türkiye demokrasi konusunda çok ciddi bir adım atarak, sivillerin askerî mahkemede yargılanmasını önleyen ve darbe girişimcilerinin yargılanmasını sağlayan bir yasa çıkardı. Bu çok önemli bir gelişme. Çünkü devlet, bir vatandaş olarak bizi darbelerden korumalı. Yoksa elimizde beyzbol sopasıyla nöbet mi tutacağız?