Carter'ın Hamas liderliğini ziyaret talebi üzerinden son sürece ilişkin bir makale kaleme alan Mahmud ez-Zahar, çarpıcı tespitlerde bulundu. İnsanlık kültürüne antik kanun yapıcılarının ve modern dünyayı düzeltme taraftarlarının katkılarıyla çok şey veren Yahudiliğin Siyonizm'e, milliyetçiliğe ve ırkçılığa saparak kendisini yozlaştırdığını belirten ez-Zahar, "65 yıl önce Varşova gettolarının cesur Yahudileri kendilerini korumak için direndiler. Bizler yani dünyanın en büyük açık hava hapishanesinde yaşayan Gazzeliler bundan daha azını yapamayız." diyor.
Şehit babası olan Mahmud Zahar, iki oğlunun şehadetinden duyduğu onuru da gizlemiyor: "Sonsuza kadar evlatlarımla gurur duyacağım ve onları her gün özlüyorum."
Bir cerrah olan Mahmud Zahar, Hamas'ın kurucularından biridir. Ocak 2006'da seçilen Başbakan İsmail Heniye'nin hükümetinde dışişleri bakanı olan Zahar'ın bu makalesini Dünya Bülteni'nden Ali Karakuş çevirdi.
Haksöz-Haber
HAMAS'sız barış olmaz
Mahmud Zahar
Başkan Jimmy Carter'ın bu hafta Hamas liderliğini ziyaret etmeye yönelik makul planı, Amerikan politikasının çıkmazının sonuna geldiği gerçeğinin altını çizerken Ortadoğu'ya dürüstlük ve pragmatizm getiriyor. Dışişleri bakanı Condoleezza Rice, sanki burada yapılacak birkaç değişikliğin ırkçılığın alçak deli gömleğini daha uygun hale getireceğini sanarak hareket ediyor. Rice, İsrailli işgal güçlerini Batı Şeria'daki 500 kontrol noktasının arasından birkaç düzine anlamsız barikatı kaldırmaya ikna ederken bu güçler buna ikna olmalarıyla eş zamanlı olarak Gazze'ye yakıtın girişini durduruyor, 1,5 milyonluk nüfusunu blokaja alıyor, Batı Şeria topraklarında illegal yerleşim projelerini onaylıyor, erkekleri, kadınları ve çocukları öldüren F-16'larla Gazze şehrine saldırıyorlardı. Maalesef bu, Filistinliler için "alışıldık bir durum"dur.
Nahal Oz yakıt deposuna yönelik gerçekleştirilen geçen haftaki saldırı, Batı'daki eleştirmenleri şaşırtmadı. Filistinliler, halkımızın yurtsuzlaşmasına yönelik —yüksek teknolojiye sahip ordusundan boğucu ekonomik hâkimiyetine, sahte tarihinden ırkçılığı "meşrulaştıran" yargısına kadar— bütün araçları harekete geçiren bir devlet tarafından bize karşı yürütülen topyekûn bir savaşa karşı direniyorlar. Direniş kalan tek seçeneğimizdir. Altmış beş yıl önce Varşova gettolarının cesur Yahudileri kendilerini korumak için direndiler. Bizler yani dünyanın en büyük açık hava hapishanesinde yaşayan Gazzeliler bundan daha azını yapamayız.
ABD—İsrail ittifakı, Filistin halkının partimizi hükmetmesi için seçtiği Ocak 2006 seçimlerinin sonuçlarını inkâr etme arayışındaydılar. Carter'ın aralarında olduğu yüzlerce bağımsız gözlemci, bu seçimin Arap Ortadoğu'sunda şimdiye kadar yapılan en adil seçim olduğunu ilan etti. Fakat demokratik deneyimimizi ifsat etmeye yönelik çabalar; Fetih ile yeni bir hizipçi bölünme, Gazzelilere karşı devam eden bir savaş ve onların izole edilmesini tetikleyen Amerikan darbesini de kapsıyordu.
Şimdi, nihayet bağımsız, yozlaşmamış herhangi bir düşünürün varması gereken sonuca varan Carter'ın muvafık tutumuna sahibiz. Bu sonuç; bizim önkoşulsuz görüşme masasında bulunmadığımız hiçbir "barış planı"nın, "yol haritası"nın veya "veraset"in başarılı olamayacağıdır.
İsrail'in Kasım ayında gerçekleştirilen Annapolis "barış konferansı"ndan bu yana tırmandırdığı şiddet, onun illegal, çoğunlukla ölümcül ve uluslar arası teamüllerin ihlali olan toplu cezalandırma politikasıyla uyumludur. İsrail'in, Beyaz Saray'ın tereddütsüz onayından bu yana Gazze'ye yönelik hava saldırıları yüzlerce Filistinliyi öldürdü. Sadece 2007 yılında öldürülen İsraillilerin öldürülen Filistinlilere oranı, 2000'den 2005'e kadar geçen dönemde 4'e 1'den 40'a 1'e çıktı.

Üç ay önce, kolejde maliye bölümünde okuyan ve muhasebeci olmak isteyen oğlum Hüsam'ı gömdüm; bir İsrail hava saldırısında öldürüldü. 2003'te beni hedefleyen, kızımı ve eşimi yaralayan ve komşularımızdan pek çok kişiyi öldürerek, yaralayarak yaşadığımız apartman binasını yıkan bir İsrail F-16 saldırısından sonra ilk evladım Halid'i gömdüm. Geçen sene damadım öldürüldü.
Hüsam 21 yaşındaydı fakat Gazze'deki pek çok genç gibi zaruretlerden dolayı hızlıca büyüdü. Ben onun yaşındayken, ki o dönemde yani 1960'larda bizler mülteciydik, bir cerrah olmak istiyordum fakat o zamanlar aşağılayıcı blokaj yoktu. Fakat şimdi on yıllarca süren tutukluluk, öldürme, devletsizlik ve fakirleştirilmeden sonra bizler, ilk olarak itibar yoksa hangi barış olabilir diye soruyoruz. Ve eğer itibar adaletten gelmiyorsa nereden gelir?
Hareketimiz, savaşa devam ediyor çünkü Yahudi devletinin kalbindeki kurumsal suçun —topraklarımızdan, köylerimizden vahşice çıkarılmaya ve mültecilere dönüştürülmeye— dünyanın farkındalığını yok etmesine, unutturmasına ve yaşadıklarımızı hafızaların gerilerine götürmesine izin veremeyiz. İnsanlık kültürüne antik kanun yapıcılarının ve modern dünyayı düzeltme (Tikkun Olam) taraftarlarının katkılarıyla çok şey veren Yahudilik; Siyonizm'e, milliyetçiliğe ve ırkçılığa saparak kendisini yozlaştırdı.
Filistinlilerle girişilecek bir "barış süreci", İsrail ilk olarak 1967 sınırlarına dönmezse, bütün yerleşimlerini dağıtmazsa, Gazze ve Batı Şeria'dan bütün askerlerini çekmezse, Kudüs'ün illegal ilhakından vazgeçmezse, bütün tutukluları serbest bırakmazsa, ulusal sınırlarımızdaki, sahil ve hava sahamızdaki blokajı kalıcı bir şekilde sonlandırmazsa en küçük bir aşama bile kaydedemez. Bu, görüşmelerin başlama noktasını oluşturacak ve milyonlarca mültecinin geri dönüşü için gerekli zemini hazırlayacaktır. Kaybettiklerimizi göz önünde bulundurduğumuzda bu sadece kendisiyle yeniden bir bütün olmaya başlayabileceğimiz temeldir.
Sonsuza kadar evlatlarımla gurur duyacağım ve onları her gün özlüyorum. Onları her yerde hatta İsrail'de babalar olarak düşünüyorum, onların çocuklarını "eli silahlı" veya "militanlar" olarak değil masum evlatlar, meraklı öğrenciler, sınırsız potansiyellere sahip genç adamlar olarak düşünüyorum. Fakat onların halklarını savunmalarının, yurtsuzlaştırılmalarını kutlamalarından ve boynumuzun eğdirilmesine sessiz şahitler olmalarındansa yaşam için verilmesi gereken Filistin mücadelesinde aktif olmaları daha iyidir.
Tarih bize her şeyin değiştiğini gösteriyor. 1948'in somut suçlarını gidermeye yönelik savaşımız henüz başladı ve sıkıntılar bize sabrı öğretti. İsrail devleti ve onun sürekli savaşın Spartalı kültürüne gelince, zaman, yorgunluk ve demografik açıdan sıkıntıdadır: İsrail devleti nihayet her zaman çocuklarımızın ve bizden sonra gelecek olanların bir sorunudur.
(Dünya Bülteni)

