Ahmet Altan

Geç kalmak

Bir şato sahibi, bin odalı malikânesinin her bir odasında cinlerin yaşadığını fark ettiğinde ne hissederse şu anda bizim devletin üst düzey görevlileri de aynı şeyi hissediyorlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin silahlı ve silahsız “bürokratları”, yıllardır keyiflerince, alabildiğine vahşet uygulayarak yönettikleri bu ülkede “halk” denilen bir insan türünün yaşadığını keşfediyorlar şimdi.

Bu “halkın” içinde çeşitli sınıflar, zümreler, ırklar, kültürler, inançlar var ve her biri kendi isteğini yüksek sesle dile getiriyor.

Bürokratlar panik ve öfke içindeler.

Ne yapacaklarını bilemiyorlar.

Şatoyu yakmayı bile düşündükleri anlaşılıyor.

Her odadan, onların geçmiş günahlarını haykıran birileri çıkıyor.

Güneydoğu’nun her yanında ölüm çukurları bulunuyor.

Nasıl pervasızca öldürmüşler insanları.

“Bir gün bunun hesabı sorulur” diye akıllarından bile geçirmemişler.

Vurup vurup gömmüşler.

Çeteler kurmuşlar.

Suça bulaşmışlar.

Şimdi geçmişteki günahlarının üstünü örtmek için her türlü yasayı, kuralı çiğnemeye hazırlar.

Yüksek Yargı, peçesini çoktan attı, hukuka hiç olmazsa görüntüde bile uymağa çalışmıyor.

Halktan ve hukuktan yana savcıların ortaya çıkması anlaşılan onları dehşete düşürüyor.

Devlet belki de ilk kez böylesine ciddi biçimde çatladı, “yüksek bürokratlar” yönetimi kaybediyor.

Kürt savaşı sırasında “devlet” olmaktan vazgeçip çeteleşen devlet, yeniden bir devlet haline dönüşmeye uğraşıyor.

Ama bu kez “demokratik” bir devlet kurulacak, cinayetlere, suçlara, çetelere izin verilmeyecek.

Buranın asıl sahibi halk olacak.

Dindarların, Kürtlerin, solcuların, Alevilerin istekleri açıkça dile getirilecek, herkesin huzurlu ve eşit yaşayacağı bir toplum inşa edilecek.

Bu, Cumhuriyet’in ilk kuruluşundaki gibi “yapay” bir toplum olmayacak, gerçek insanların, gerçek taleplerine göre şekillenecek.

Bir sistemin tümüyle değişmesi demek bu.

Bir “altüst” oluş hali.

Büyük değişimin tam ortasındayız.

Koca bir toplumun böylesine tarihî bir değişimden geçerken yarattığı dalgaların karanlık girdaplar oluşturmaması pek mümkün değil.

Sanırım hepimizin yapması gereken, bir yandan sistemin değişmesini sağlamaya uğraşırken, bir yandan da bu girdaba kapılacak insanlara sahip çıkıp onları o karanlığın içinden çekip çıkarmak.

Önceki gün, İsmet Ablak’ı o girdaba kaptırdık.

Kırk yaşındaydı.

PKK üyeliğinden müebbede mahkûmdu.

Kanserdi.

Biz, Cumhurbaşkanı Gül’e hitaben “merhamet et Gül” diyen bir haber yayınlayıp İsmet’in durumunu duyurmuştuk.

Ama sistem, “İsmet’in hapishaneden çıkmasına gerek olmadığını” söyledi.

İsmet, bir hastanenin bodrum katında, morgun hemen yanındaki penceresiz bir odada inleyerek tek başına öldü.

Cumhurbaşkanı Gül, İsmet’in ailesine dün için randevu vermiş ama geç kalmış.

Biraz daha önce davranabilseydi belki de İsmet hiç olmazsa son anlarını aydınlık bir odada, ailesinin yanında, huzurlu geçirebilirdi.

Bilmiyorum, belki de birileri Gül’ü, İsmet Ablak’ın durumunun “aslında o kadar da kötü olmadığına” inandırdı.

Gül, durumun ne olduğunu herhalde İsmet’in “ölüm haberini” aldığında öğrendi.

Belki de bir rastlantı ama İsmet’in ölümünün hemen ardından Cumhurbaşkanı, Devlet Denetleme Kurumu’na, Adlî Tıp’ın son üç yıldaki uygulamalarını incelemeleri talimatını verdi.

Ciddiyetle çalışırlarsa, korkunç gerçeklerle karşılaşacaklar.

Bu çarpık sistemin en dehşet verici kolonlarından biri Adlî Tıp. Çünkü, işkencecileri, devlet katillerini affederken, kanserli hastalara “hapiste kalmasında mahzur yoktur” diye rapor verebiliyor, zengin biri tarafından öldürülen bir genç kızın cinayetinin aydınlanmasını engelleyebiliyor.

Cumhurbaşkanı Gül’ün kararı çok doğru ve yerinde bir karar ama “resmî raporu” beklemeden önce bence elini çabuk tutup hapishanelerdeki hasta mahkûmların durumunu süratle inceletsin.

Girdabın kenarında duran insanlar var orada.

Bu büyük değişim fırtınasında Cumhurbaşkanı’nın, “kendi halkına düşman” olan hastalanmış devletin yanında değil, o devletten çok çekmiş olan insanlarının yanında durduğunu göstermesi büyük önem taşıyor.

Ertosun gibi insanları devletin zirvelerine atamanın günahını temizlemek için kaderin ona bağışladığı bu fırsatı kullanıp hasta insanları kurtaracağını ümit ediyorum.

O insanları kurtarırsa başta kendisi olmak üzere hepimizin vicdanını da kurtaracak.

TARAF

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ahmet Altan Arşivi

Barış der demez...

20/06/2012 15:00

Erdoğan’a ne oluyor

25/05/2012 00:00

Dindarlar ve Kürtler

23/05/2012 07:10

Mahşer

03/05/2012 00:59

Hukuk sanatı

03/04/2012 12:00

Barış ve BDP

29/03/2012 11:48

Palto

22/03/2012 11:47

28 Şubat ve Stratfor

06/03/2012 05:02

Hükümet atakta

12/02/2012 11:46

CHP nasıl kurtulur

03/02/2012 12:54