Ghada Majadli’nin Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yaralanan her dört Filistinliden birinin, hayatlarını kökten değiştirebilecek diğer rahatsızlıkların yanı sıra omurilik veya beyin yaralanmalarıyla yaşadığını tahmin etti. Buna rağmen, rehabilitasyon malzemelerinin girişine hâlâ kısıtlamalar uygulanmaktadır.
Gazze’de yaralanan 172.000’den fazla kişiden 43.000’inin – Gazze’nin savaş öncesi nüfusunun yaklaşık yüzde ikisini oluşturan ve aralarında yaklaşık 10.000 çocuğun da bulunduğu – uzuv travması, uzuv kaybı, omurilik hasarı, ciddi yanıklar ve travmatik beyin hasarı gibi hayatlarını kökten değiştiren yaralanmalara maruz kaldığı tahmin ediliyor. Birden fazla yardım kuruluşu, Mayıs 2024 ile 14 Nisan 2026 tarihleri arasında Gazze’ye hiçbir rehabilitasyon ekipmanının girmediğini bildirirken, yardımcı ürünler içeren sevkiyatların ortalama 136 gün bekleme süresiyle karşılaştığı belirtildi.
Gazze, İsrail’in şiddet eylemleri nedeniyle bedenleri kalıcı olarak değişime uğramış çok sayıda hayatta kalan kişiye ev sahipliği yaparken, bu kişilerin iyileşmesi ve onurlu bir yaşam sürmesi için gerekli altyapı da aynı anda tahrip edilmiştir.
Ekim ayında sözde ateşkes yürürlüğe girdikten sonra bile İsrail, bu kişilere hayati önem taşıyan yardımı sağlamayı reddetmeye devam etti.
O zamandan beri temel olarak pek bir şey değişmedi. Filistinliler uyurken, alışveriş yaparken veya plajda vakit geçirirken öldürülmeye devam ediyor. Yardım sevkiyatları ve tıbbi malzemeler hâlâ engelleniyor veya ciddi şekilde kısıtlanıyor.
Ağustos ayı itibarıyla Kerem Şalom, Gazze’ye mal girişi için hâlâ tek faal geçiş noktası olmaya devam ederken, bölgeye giren yardım malzemelerinin hacmi ihtiyaçları karşılamak için yetersiz kalmaya devam etti. 3-9 Ağustos tarihleri arasında Gazze’ye giren 878 ticari kamyon yükünden sadece ikisinin tıbbi malzeme taşıdığı bildirildi.
Yerinden edilmiş insanlara barınak sağlayan çadırlar ve ayakta kalan son binalardan bazıları her gün bombalanmaya devam ediyor. Ateşkesin ilan edilmesinden bu yana geçen bir yıldan az bir sürede 1.300’den fazla Filistinli hayatını kaybetti.
Filistinlilerin çoğu hâlâ ülke içinde yerinden edilmiş durumda. Gazze Şeridi’ndeki tüm yapıların yaklaşık yüzde 82’si, yani 200.000’den fazla bina hasar gördü veya yıkıldı; İsrail saldırıları ise devam ediyor ve yeniden inşa çalışmaları hâlâ çok uzak bir ihtimal. Gazze’deki 1,2 milyondan fazla Filistinli, yani nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı, evlerini kaybetti.
Hayatlarını kökten değiştiren yaralanmalarla yaşayan on binlerce insan için bu koşullar özellikle yıkıcıdır.
Sistematik yıkım
En büyük payı, 22.000’den fazla vaka ile kaydedilen ciddi uzuv yaralanmaları oluştururken, bunu 5.000’den fazla uzuv kesilmesi vakası izlemektedir. Ancak, Eylül 2024 ile Mayıs 2026 arasında değerlendirilen 2.300 uzuv kesilmesi vakasından sadece 500’üne – yani dörtte birinden azına – Gazze’deki ciddi kıtlık ortamında kalıcı protez takılmıştır.
Amputasyon geçiren her beş kişiden biri çocuktur, ancak Gazze’de tam kapasiteyle çalışan hiçbir rehabilitasyon merkezi bulunmamaktadır; hepsi personel, ekipman veya malzeme konusunda ciddi kısıtlamalar altında faaliyet göstermektedir.
Bu da, bombardıman, silah ateşi ya da bir quadcopter tarafından meydana getirilmiş olsun, ilk yaralanmadan kurtulmanın, tedavi ve iyileşme için gerekli koşulların sistematik olarak yok edildiği ya da engellendiği bir ortamda hayatta kalmayı garanti etmediği anlamına geliyor.
Bunun ardından gelen ise, yerinden edilme, yıkılmış evler, erişilemeyen sokaklar ve binalar, yardımcı cihazların eksikliği ve İsrail’in sistematik olarak zayıflattığı bir sağlık sistemi içinde, yaralanma ve engellilikle yaşamaktır.
O halde soru artık sadece İsrail bombardımanından kimin hayatta kaldığı değil, hayatta kalanların artık hangi koşullarda yaşamak zorunda olduklarıdır. Kitlesel yaralanmalar, sakatlıklar ve iyileşmenin engellenmesi yoluyla ne tür bir toplum ortaya çıkıyor?
Gazze’de yaralanan yüz binlerce Filistinliden ve aralarında görülen, hayatlarını kökten değiştiren yaralanmaların eşi benzeri görülmemiş boyutundan bahsederken, bu yaralanmaları tedavi edebilecek, durumlarının kötüleşmesini önleyebilecek ve uzun vadeli sonuçlarının bir kısmını hafifletebilecek maddi imkânların kitlesel olarak yok edilmesini ve sürekli olarak reddedilmesini de hesaba katmalıyız.
Dolayısıyla Gazze’deki yaralanma boyutu, aynı zamanda hayatta kalanlardan sistematik olarak mahrum bırakılanların hikâyesidir: tedavi, rehabilitasyon, yeterli barınma imkânı ve iyileşme ile onurlu bir yaşam sürmek için gerekli koşullar.
İsrail’in Filistinlilerin bedenlerini sakat bırakma ve aynı zamanda onları rehabilite etmek ve hayatta tutmak için gerekli altyapıya saldırma uygulaması, mevcut soykırımla başlamadı. 2018’deki Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü sırasında İsrailli askerler, protestoculara sistematik olarak uzuvlarından ateş ederek binlerce kişiyi yaraladı. DSÖ’ye göre en az 1.200 kişi, uzuvların yeniden yapılandırılmasına yönelik özel tedaviye ihtiyaç duydu.
Ekim 2023’ten bu yana bu mantık, eşi görülmemiş bir boyuta ulaştı: Yüzbinlerce ton patlayıcı, kitlesel travmatik yaralanmalara yol açarken, hastaneler, rehabilitasyon merkezleri ve sağlık çalışanları saldırıya uğradı; ilaç ve tıbbi ekipmanların girişi ise ciddi şekilde kısıtlandı.
İsrail’in uyguladığı şiddetin özellikle yıkıcı bir boyutu, işte bu eşzamanlılıkta yatmaktadır. Ciddi bir yaralanma, mutlaka kalıcı bir sakatlığa ya da kişinin işlevselliğini kısıtlayan bir duruma dönüşmek zorunda değildir.
Sonrasında neler olduğu – ameliyat imkânının olup olmadığı, enfeksiyonun önlenip önlenemeyeceği, fizyoterapi ve protezlere erişimin sağlanıp sağlanamayacağı ya da insanların iyileşme sürecinde yeterli beslenme, barınma ve güvenli bir ortama sahip olup olmadığı – o yaralanmanın seyrini belirler. Gazze’de bu koşullar sistematik olarak ortadan kaldırılmış ya da engellenmiştir.
Birbiriyle bağlantılı şiddet
İşte bu nedenle Filistinlilerin bedenlerinin sakat bırakılması ve sağlık altyapısının tahrip edilmesi, birbiriyle bağlantılı İsrail şiddet biçimleri olarak anlaşılmalıdır. Bunlar birlikte işler; sağlık hizmetlerinin tahrip edilmesi, bedensel yaralanmaların etkilerini derinleştirir ve uzatır.
Binlerce Filistinli, uzuv kaybı, omurga yaralanmaları, ciddi yanıklar, travmatik beyin yaralanmaları ve diğer uzun vadeli rahatsızlıklarla baş başa kalırken, iyileşmeleri için gerekli tesisler işlevsiz hale getirildiğinde, yaralanmanın etkisi zaman içinde uzar.
Toplu yaralanmaların, bireysel bedenlerin ötesinde de sonuçları vardır. On binlerce insan uzun süreli bakıma ihtiyaç duyarken, ailelerin kendileri yerinden edilmiş, yoksullaşmış ve yiyecek ve barınak bulmak için mücadele halindeyken, bu etkiler hanelere ve topluluklara yayılır.
Aksi takdirde çalışabilecek, başkalarına bakabilecek, örgütlenebilecek, yeniden inşa edebilecek veya toplumsal yaşamı sürdürebilecek insanlar, bunun yerine sadece hayatta kalmak için muazzam kaynaklar harcamaya zorlanmaktadır.
Oysa bombardıman, ölümler, yaralanmalar ve yardımların ciddi şekilde kısıtlanması gibi bu yıkıcı gerçeklik, giderek “savaş sonrası” Gazze ile bağdaşır bir durum olarak kabul görmeye başlıyor. Ekim 2025’te ilan edilen “ateşkes”, savaşın sona erdiğine dair yaygın bir algı yarattı; bu da önceki iki yıl boyunca görülen siyasi aciliyet, medya haberleri ve uluslararası ilgiyi azalttı.
Bombardıman ve katliamların boyutu, ateşkes öncesi döneme kıyasla gerçekten de azalmıştır. Ancak şiddetin yoğunluğundaki azalma, şiddetin sona ermesi anlamına gelmez.
Dünya bu durumu normalleştiriyor: Bombardıman, cinayetler, yerinden edilme ve yoksunluk devam ederken – her ne kadar ölçeği azalmış olsa da – ateşkes ilan ediliyor. Bu, Gazze’nin on yıllardır tekrarlanan İsrail saldırılarına maruz kaldığı, ardından da şiddeti sona erdiremeyen ateşkes ilanlarının geldiği bir döngünün devamıdır.
BM verilerine göre, yalnızca Ekim 2025’teki ateşkesin ilanından bu yana 1.900’den fazla Filistinli yaralandı; yaralanmaları kalıcı sakatlığa dönüştüren koşullar ise büyük ölçüde hâlâ devam ediyor. Uzuvlarını kaybetmiş, omurilik yaralanması veya travmatik beyin hasarı geçirmiş kişiler, genellikle ihtiyaç duydukları uzun vadeli bakımdan mahrum kalarak çadırlarda, hasarlı binalarda ve aşırı kalabalık barınaklarda iyileşmek zorunda kalıyor.
Bir ateşkes, yalnızca her gün ölen Filistinli sayısının azalmasıyla değerlendirilemez. Aynı zamanda, Filistinlilerin acı çekmesine neden olan ve bu acıyı uzatan koşulların ortadan kalkıp kalkmadığıyla da değerlendirilmelidir.
Oysa İsrail, sözde Sarı Hat’ın gerisindeki Gazze Şeridi’nin yaklaşık yarısını işgal etmeye devam ederken, Filistinlilerin çoğu yerinden edilmiş durumda ve giderek yaşanmaz hale gelen, harap olmuş bir bölgede mahsur kalmış durumda.
İlaçlar, tıbbi ekipman, rehabilitasyon malzemeleri ve diğer temel ihtiyaç maddelerine yönelik kısıtlamalar devam ederken, yaşamı sürdürmek için gerekli olan sağlık, su, sanitasyon ve barınma altyapıları hâlâ ciddi şekilde tahrip edilmiş durumdadır.
Bu koşullar, daha yavaş ilerleyen bir yıkım sürecine yol açmaktadır. Birçok Filistinli için ölüm artık bombardıman sonucu anında gerçekleşmiyor; bunun yerine tedavi edilmeyen yaralanmalar, ilaç veya rehabilitasyon imkânlarının yokluğu, kirli su, kötüleşen halk sağlığı koşulları, yetersiz beslenme ya da işleyen bir sağlık sistemi olsaydı tedavi edilebilecek hastalıklar yoluyla gerçekleşiyor.
Şiddetin biçimi ve hızı değişmiş olsa da, Filistinlilerin zaman sınırı belli olmayan ve önlenebilir ölümlerine yol açan koşullar hâlâ devam etmektedir.
*GhadaMajadli, araştırmacı ve Al-Shabaka politika analistidir. Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nden insan hakları ve geçiş dönemi adaleti alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. Çalışmaları, öncelikle Filistinlilerin sağlık ve insan hakları üzerine odaklanmakta olup, özellikle İsrail rejimi tarafından Filistinlilerin sağlığı üzerinde uygulanan çok katmanlı kontrol ve yönetim sistemine özel bir önem vermektedir.

