Kulüp yöneticilerinden Adnan Öztürk, başkan Adnan Polat'a bir mektup yazarak, "umarım gereken yapılır" demiş.
Öyle ya, profesyonel futbolcu dediğin Laila'yla yeşil sahalar arasında gidip gelen, özel hayatıyla futbolunu birbirine karıştırmayan adamdır ya, burada da öyle işte. Senin neyine toplumsal mesaj vermek; din vicdan işi değil midir? O vicdan ki, aslında mümkünse tüm dini saiklerden kurtarılmalı, milli ne kadar saik varsa onunla dopdolu olmalıdır değil mi?
"Dağ başını duman almış!"ken bu güllü mesajlar da neyin nesi?
Böylesi bir haberi yorumlayarak aktarmak gerçekten zor….
Kutlu doğum haftası içinde bir sürü muharref unsuru barındırıyor…
Futbol desen malum kitlelerin afyonu…
Biri, nuru Muhammedi anlayışı başta olmak üzere nebevi sünnete uzak ne kadar içerik varsa bu haftanın konusu kılıyor. Bir diğeri, takımının renkleri için ölmeye geldiğini her hafta haykıran, aldığı üç kuruş maaşın neredeyse yüzde yirmisini tibünlerdeki 90 dakikaya yatıran ve böyle yapmaklıkla aslında silah ve petrolden sonra dünyanın en büyük endüstrisini beslediğinin farkında bile olmayan, "bunları düşünürsek maçı zevkle izleyemeyiz ki" zikrini şiar edinmişlerden oluşuyor.
Yani insana "güllerle gelseler ne olur?" dedirten türden çapraşık bir konu. Velhasılı kelam devenin neresinden tutsak kar etmiyor!
Ama bu defa konu tam olarak bu değil.
Futbolun akidesine şirk bulaştırmamaya çalışanların derdi başka…
Onlar çok bildik bir türküyü çığırıyorlar. O ki, özüne hepten düşman oldukları "din" hiçbir görünürlüğe de sahip olmamalı, siyaset ve ekonumide olduğu gibi, futbol etiğine de karışmamalı. Tıpkı siyasi alandaki müttefiklerinde olduğu gibi bunlarda da marazlı bir hal hakimdir. Mesela "adalet" dendiğinde bunların aklına gelen tek husus "hakemin adaleti" ya da "futbolun adaleti"dir. Haksızlık, hukuksuzluksa Futbol federasyonunun bazı klüpleri kayırmasından başka bir şey değildir. Bunlar günümüzde adeta çağdaş müfessirler (saatler süren spor yorumları yapmaları ve kitlelerin tv başında bunları saatlerce dinlemeleri hasebiyle) konumuna gelmişlerdir. Hatta spor yorumlarındaki saygınlıkları(!), medyatiklik/görünürlük oranlarındaki fazlalık, her meselede söz söyleme hakkını bile kendilerine bahşetmiştir.
Hakan Şükür'e yönelik tepkiyi çok görmeyelim! Futbol dininin ruhbanları kendi dinlerini korumaya çalışıyorlar. Futbolun içkili, sefahatli, eğlenceli, vurmalı kırmalı estetiğine halel getirmemeye çalışıyorlar. Onlar futbolcunun zeki, çevik ve Kemalistini her şeyin üzerinde tutuyorlar.
Sözün özü, futbol güllerle izlenmez. Profesyonel spor ahlakına din ahlakı enjekte etmeye çalışmanın, Kapitalizmin kalelerine mescid yapmaya çalışmaktan farkı yoktur…
Ama bütün bu söylediklerimiz "din düşmanı" azgın güruha veyl olsun demememizi gerektirmiyor. Hakan Şükür onları alışkın olmadıkları bir sahaya davet etti. Onlarsa tek, biricik, yegane, kutsanmış sahalarına şirk bulaştırma niyetinde değiller. Hiçbir zaman da olmayacaklar!
Haksöz-Haber

