Teknolojinin esiri değil, hakimi olmak

Teknolojinin esiri değil, hakimi olmak

Sema Yarar, günümüz gençliğinde görülen sorgulamama ve sürü psikolojisinin temelinde dijital dünyanın kontrolsüz kullanımı ile sahte sosyal medya yaşamlarının yattığını belirtiyor.

Sema Yarar / Doğru Haber

Sanal Esaret

Düşünmeyen, üretmeyen, sevmeyen, saygı duymayan bir gençlikten sıkça söz ediyoruz. Peki hiç durup kendimize şu soruyu sorduk mu: Gençler gerçekten böyle mi doğdu, yoksa biz onları bu noktaya mı getirdik?

Bugün birçok genç sorgulamıyor, araştırmıyor, karşısına çıkan her bilgiyi doğru kabul ediyor. Sosyal medyada gördüğünü gerçek sanıyor, duyduğunu sorgulamadan paylaşıyor. Farklı düşünmek yerine kalabalığın peşinden gitmeyi tercih ediyor. Sürü psikolojisinin hâkim olduğu bir toplum oluşurken, bireysel düşünce ve eleştirel bakış giderek zayıflıyor.

Oysa düşünen insan gelişir. Sorgulayan insan öğrenir. Araştıran insan doğruya ulaşır. Bir toplumun geleceği de ancak bu özelliklere sahip bireylerle inşa edilir.

Bu değişimin en önemli nedenlerinden biri ise dijital dünyanın kontrolsüz biçimde hayatımızın merkezine yerleşmesidir. Teknoloji doğru kullanıldığında büyük bir fırsattır; ancak bilinçsiz kullanıldığında bireyin düşünce dünyasını, sosyal ilişkilerini ve ruh sağlığını tehdit eden güçlü bir araca dönüşebiliyor.

Sosyal medyada sürekli sergilenen "kusursuz" hayatlar, gençlerin kendilerini yetersiz hissetmelerine neden oluyor. Filtrelenmiş mutluluklar, lüks yaşamlar ve sahte başarı hikâyeleri gençlerde özgüven kaybına, değersizlik hissine ve kaygıya yol açıyor. Kendilerini sürekli başkalarıyla kıyaslayan gençler, zamanla kendi gerçekliklerinden uzaklaşıyor.

Daha da önemlisi, dijital dünya yüz yüze iletişimin yerini almaya başladı. Saatlerini ekran başında geçiren gençler, gerçek hayatta duygularını ifade etmekte zorlanıyor. İnsanlarla sağlıklı iletişim kuramıyor, empati becerileri zayıflıyor. Oysa bir bakışın, bir tebessümün, samimi bir sohbetin yerini hiçbir ekran dolduramaz.

Bugün dijital bağımlılık yalnızca teknolojiye aşırı zaman ayırmak değildir. Aynı zamanda gerçek hayattan kaçışın da adıdır. Sosyal ilişkiler kurmakta zorlanan, kendini yalnız hisseden birçok genç çözümü sanal dünyaya sığınmakta buluyor. Ancak bu sığınma geçici bir rahatlama sağlasa da uzun vadede yalnızlığı daha da derinleştiriyor. Gerçek dostlukların yerini takipçi sayıları, samimi sohbetlerin yerini beğeniler alıyor.

Böyle bir yaşam biçimi gençlere ne kazandırabilir?

Ne güçlü bir kimlik...

Ne sağlam bir karakter...

Ne de üretken bir gelecek...

Çünkü düşüncelerini algoritmaların yönlendirdiği, zamanını ekranların tükettiği bir gençlik kendi potansiyelini keşfetmekte zorlanır. Hayallerini gerçekleştirmek yerine başkalarının hayatını izleyen bir nesil, geleceğini de başkalarının belirlediği sınırlar içinde yaşamaya mahkûm olur.

Elbette bütün sorumluluğu gençlere yüklemek adil değildir. Bu noktada ailelerin, eğitim kurumlarının ve toplumun önemli sorumlulukları vardır. Özellikle ebeveynler çocuklarına yalnızca teknoloji kullanımını yasaklayan kişiler değil, aynı zamanda doğru kullanım konusunda örnek olan rehberler olmalıdır. Çocuklar söyleneni değil, gördüklerini öğrenir. Anne babası sürekli telefonuyla meşgul olan bir çocuğun dijital dünyadan uzak durmasını beklemek doğru olmaz.

Evlerde ekran süreleri sınırlandırılmalı, birlikte geçirilen kaliteli zaman artırılmalıdır. Çocukların doğayla, insanlarla ve gerçek hayatla bağ kurmaları sağlanmalıdır. Çünkü güçlü bireyler yalnızca bilgiyle değil; deneyimle, iletişimle ve sevgiyle yetişir.

Okullar da sadece akademik başarıya odaklanmamalı; eleştirel düşünme, dijital okuryazarlık, medya bilinci ve psikolojik dayanıklılık gibi becerileri de öğrencilerine kazandırmalıdır. Bilginin doğruluğunu sorgulayan, kendi düşüncesini oluşturabilen gençler yetiştirmek, geleceğe yapılacak en büyük yatırımdır.

Geleceğimizi dijital platformların insafına bırakamayız. Teknoloji insanın hizmetinde olmalıdır; insan teknolojinin esiri olmamalıdır. Gençlerimizi ekranların değil; bilimin, kültürün ve insani değerlerin aydınlığında büyütmek zorundayız.

Çünkü bugünün gençliği yarının öğretmeni, doktoru, mühendisi, yöneticisi ve anne babası olacaktır. Onların nasıl bir dünyada yetişeceği, yarının nasıl bir toplum olacağını belirleyecektir.

Öyleyse artık şikâyet etmek yerine harekete geçme zamanıdır. Gençliği suçlamak yerine onu anlamaya çalışmalı, eleştirmek yerine desteklemeli, yalnız bırakmak yerine yanında olmalıyız. Güçlü bir gelecek; düşünen, sorgulayan, üreten, vicdan sahibi ve dijital bilinci yüksek gençlerle mümkündür. Çünkü geleceği değiştirecek olan teknoloji değil, onu bilinçle kullanan insan olacaktır.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir