Fon krizini yazmak neden “parmak sallamak” olsun?

Fon krizini yazmak neden “parmak sallamak” olsun?

Ersin Çelik, fon skandalının ekranlar ve dijital kültür üzerinden inşa edilen güvenin istismar edilmesiyle daha geniş bir toplumsal ve siyasi güven krizine dönüşebileceğini ifade ediyor.

Yeni Şafak / Ersin Çelik

Tam olarak ne istiyorlar?

Açıkçası önceki gün yayımlanan, fon krizine dair yazımın cımbızlanacağını tahmin etmiştim. Meramım ortada. Birazdan açacağım. X hesabım yok. Hakkımda yazılanları okumuyorum ama arkadaşlarım beni hedef gösteren paylaşımları gönderiyorlar. Eleştirmek kadar eleştirilmek de işimizin doğasında var.

Yazım üzerinden “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a parmak sallıyor” denilerek, eş zamanlı ve benzer cümlelerle aleyhimde paylaşımlar yapıldı. X’te yokum ama “ruhunu” biliyorum. Birçoğu anonim olan o hesapların “bagajları” ve “kriminalize etme biçimleri” çok net görünüyor oysa. Neden hâlâ gözaltına alınmadığıma kadar vardırdılar.

Bazı iyi niyetli arkadaşlarım da, “Neden giriyorsun bu konulara” dedi. Uzun zamandır, politik meselelerle ilgili yazmıyorum. Yazı arşivime bakılırsa, 7 Ekim’den sonra Gazze konulu yazıların sürekliliği görülür. Bir de dijital kültüre kafa yoruyorum. Sosyal medya ve yapay zekânın sosyal etkilerine değiniyorum. Dijital hegemonya altındaki toplumların nasıl şekillendiğini, siyasi ve sosyal hizalanmaların, kırılmaların sonuçlarına dair okumalar yapıyorum.

Fon skandalını da bu çerçevede değerlendiriyorum.

Peki bu çerçeve ne demek, açayım: Bir toplumun kime, neye, ne kadar inanacağına ekranlar ve algoritmalar karar veriyor. İnsanların “güven endeksi” hızla dönüştürülüyor. Fon vurgunu da bu yüzden, borsa deyimiyle “güven mühendisliği” yönüyle de ele alınmalı.

Savcılığın tutuklama kararı verdiği beş isme bakın: Emre Tezmen, Emre Alkin, Kerem Alkin, Alper Öztürk, Serdar Turhan. Bunlardan Emre Alkin ve Kerem Alkin, yıllardır televizyon ekranlarında “ekonomi uzmanı” sıfatıyla konuşan, köşe yazıları kaleme alan iki kardeş. Yani söz konusu isimler tanınmayan, bilinmeyen profiller değil. Yıllarca ekranlardan, sosyal medya paylaşımlarından güven inşa etmiş, bilindik yüzler.

BİR: Mağdurların büyük kısmı bu fonlara ekranlar aracılığı ile ulaştı. TV programlarında yıllarca “uzman görüşü” diye dinlediğimiz yatırım uzmanlarının arkasında durduğu bir fon, insanların gözünde otomatik olarak güvenilir hâle geliyor. Sonuç olarak da sanal itibar, ekranlar ve görünürlük yeni nesil bir vurguna dönüştü.

İKİ: İfadeleri alınan isimlerin savcılığa verdiği ilk yanıtlar “sermaye piyasası hakkında yeterli bilgim yok”, “tavsiye vermedim” sorumsuzluğundan geçilmiyor. Yani yıllarca ekrandan konuşan, kamuoyunun güvenini kazananların, hesap sorulduğu an geri çekildiği bir vurdumduymazlık söz konusu. Ben buna “bana bir şey olmaz” rahatlığı diyorum.
Reklam

ÜÇ: Asıl kaygım da burada başlıyor. Önceki yazımda “Hesap, kamuoyunu ikna edici şekilde sorulmazsa büyük bir siyasi kırılma olur” demiştim. Bu kırılmayı en derin hissedecek olan da daha çok gençler. Çünkü ekranlardaki güvenilir yüzlerin sorumluluklarını yok sayıp böylesine rahat davranmalarını gören bir nesil, uzmanlara, kurumlara ve siyasete de aynı güvensizlikle bakmaya başlayacak. Şunun altını bir kez daha çizmek istiyorum: Dijital kültürü, sosyal medyayı, algoritmaları hesap etmeden politika yapmak artık mümkün değil.

Bunları yazmak parmak sallamak değil. Kendimden de derdimden de eminim. “Zelenski” örneğini abartılı bulanlar oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davasına hem gönül hem de omuz veren kıymetli bir abimiz, “Yazının altına imza atarım. Ancak Zelenski misalin ölçüsüz olmuş” dedi. Kendisine, “Yerine, başka bir isim yazsaydım yine de abartılı olur muydu?” diye sordum. “Abartılı olmazdı” dedi ve ancak siyasi sonuçları açısından aynı kapıya çıktığını da ekledi.

O hâlde diyeyim. Uşak’ta, pavyonculuk yaptığı herkesçe bilinen CHP’li Özkan Yalım’ın, 2019’da yüzde 51 alan AK Parti adayını, 2024’te 15 puan aşağı çekerek ve partisinin oylarını yüzde 44 artırarak seçim

Bunları, çıkarımlarımı kasten bağlamından koparıp, beni linç eden veya ettirenlerin anlamaları için yazmıyorum lakin hem ülkemizdeki hem de dünyadaki sosyal ve siyasi hizalanmaların üzerinde daha fazla durulması gerekiyor. Herkesin gözleri önünde cereyan eden politik sonuçlar ortada duruyor. İnternetin halkları “benzeştirdiği” bu çağda, siyaset yapıcıların da toplumun neye, kime, neden inandığını veya tam aksi tavırların sebeplerini anlaması elzem.
Demem o ki, baktığım ve göstermeye çalıştığım pencerenin manzarası, X’ten paylaşım yapılarak, birileri günah keçisi ilan edilerek değiştirilemez.
Tam olarak ne istiyorlar acaba?
Fon vurgununu tezgâhlayanlar, göz yumanlar adalete hesap vermesin mi?

Vatandaşları dolandırdıkları kadar devlete de ihanet edenler bedelini ödemesin mi?

Cumhurbaşkanımız, itibarına, siyasi mücadelesine ve davasına halel getirmeye çalışanları görevlerinden el çektirmesin mi?

Son olarak… “Senin ne kadar paran gitti de böyle yazıyorsun” tezviratının önüne geçmek için ifade edeyim: Ne bir fonda ne de borsada yatırımım yok. Kirada oturuyorum. Gazetemin aracına biniyorum ve henüz sahip olamadığım evin taksitlerini ödüyorum. Ya nasip.
Şunu da belirteyim… İki gündür siyasi çevrelerden ve meslektaşlarımdan onlarca telefon aldım. Beni bilen, ne söylemediğimi gayet iyi anlayan ama bir hatam olduğunda da samimiyetle ikaz eden dostların varlığına şükrediyorum. Var olsunlar. Kendime de sevdiklerime de ettiğim duayla bitireyim: Allah istikametten ayırmasın. Şaşırtmasın. Doğruluktan saptırmasın.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir