Genelkurmay Başkanlığı'nın 2003-2006 Tatbikat Programı çerçevesinde 1. Ordu'da gerçekleştirdiğini duyurduğu 'Balyoz Harekat Planı' 'iç düşman' tehditini 'dış tehdit'in önüne alarak planlanmış. Hep tartışma konusu olan 'iç düşman' kavramı 'Türkiye'nin Kırmızı Kitabı' olarak adlandırılan 'Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde yer alıyor. TSK İç Hizmet Kanunu darbeye EMASYA Protokolü ise askeri müdahaleye dayanak oluşturuyor.
Genelkurmay Başkanlığı'nın ortaya çıkan Balyoz Harekât Planı belgelerinin bir plan seminerine ait olduğunu açıklaması, bu tür çalışmaların kanuni dayanağını bir kez daha tartışma konusu yaptı. Seminere dayanak olan 'iç düşman' tanımı dayanağını 'Türkiye'nin Kırmızı Kitabı' olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nden alıyor. İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay arasında 28 Şubat döneminde 1997'de imzalanan ve kısa adı EMASYA olan Emniyet ve Asayiş Yardımlaşma Protokolü de askere kentlerdeki toplumsal olaylara doğrudan müdahale yetkisi tanıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinde yer alan düzenlemeyse bilindiği gibi darbelere bile dayanak yapılıyor.
Taraf gazetesinin yayımladı Balyoz Harekât Planı adlı bilgiyle bir kez daha gündeme gelen 'askeri müdahale' ve 'iç düşman' kavramları dayanağını üç önemli kaynaktan alıyor.
1) TSK İç Hizmet Kanunu
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1961'den beri kullandığı 211 sayılı İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinde "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır" ifadesi yer alıyor. TSK'nın daha önce imza attığı darbe ve müdahaleler bu maddeye dayandırıldı. Aynı kanunun 36. maddesi TSK'ya 'Harb sanatını öğrenmek ve öğretmek' vazifesini veriyor. Maddedeki 'Bu vazifenin ifası için lazım gelen tesisler ve teşkiller kurulur ve tedbir-ler alınır' ifadesi, Genelkurmay'ın son planlarla gündeme gelen 'harp oyunu', 'Plan semineri' ve 'tatbikatlar'ın yasal dayanağını oluşturuyor.
2) Kırmızı Kitap
Türkiye'nin Milli Güvenlik Siyaseti, kamuoyunda 'kırmızı kitap' olarak bilinen 'Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne göre belirleniyor. Söz konusu belgede 'Devletin Milli Güvenlik Siyaseti' şöyle tanımlanıyor: "Milli güvenliğin sağlanması ve milli hedeflere ulaşılması amacı ile Milli Güvenlik Kurulu'nun belirlediği görüşler dahilinde Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilen iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasları kapsayan siyaseti ifade eder."
Belgede, Türkiye Cumhuriyetlerinin milli menfaati ve milli hedeflerine karşı tehlikeler sıralanırken düşmanlar 'iç ve dış' olarak sınıflandırılıyor.
Belge, 'geniş ve esnek' ifadelerle anlatılan iç ve dış düşmanlar ile tehlikelere karşı izlenecek Milli Güvenlik Siyaseti'nin seçimle gelen hükümetler değiştiğinde de sürdürülmesi için hazırlanıyor. Bu nedenle belgenin uygulama aşamasında büyük sorumluluk 'seçilmişlere' değil 'atanmışlara' özellikle de güvenlik kuruluşlarına yükleniyor. TSK da bu kuruluşların başında geliyor. Devlet, bu belgenin 'Gizli Anayasa' olduğunu reddetse de uygulamada böyle.
3) EMASYA Protokolü
Necmettin Erbakan'ın Başbakan olduğu dönemde ordunun 'postmodern' müdahalenin yaşandığı 28 Şubat döneminde İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığı arasında imzalanan EMASYA protokolleri de güvenlik kuruluşları arasında ordunun etkinliğini artırıyor. 7 Temmuz 1997 tarihli protokol, EMASYA birliklerine, valilik talep etmese de, kendisi gerekli gördüğü durumlarda toplumsal olaylara el koyma yetkisi veriyor. Yasalara göre bir ildeki en büyük mülki amir vali olsa da protokol iç güvenlik operasyonlarında en üst rütbeli Kara Kuvvetleri Komutanlığı mensubunu yetkili kılıyor. 27 maddelik söz konusu protokol, 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11/D maddesine dayandırılıyor. Bugüne kadar basına sızan EMASYA uygulamaları, protokolün, gerekli görülen durumlarda, iç asayiş olayları ve güvenlik durumlarında askeri güçlerin nasıl devreye gireceğini düzenlediğini ortaya koyuyor. Söz konusu uygulamalara dair gizli belgeler de EMASYA birimlerinde askerlerin, polis özel harekât timlerini, köy korucularını, jandarma iç güvenlik birliklerini ve jandarma birimlerini yönlendirebildiğini, kâğıt üzerinde İçişleri Bakanlığı'na bağlı olan Jandarma'nın mülki işler bakımından askeri otoriteye bağlı olduğunu, illerde yapılan güvenlik toplantılarında toplanan tüm toplumsal ve istihbari bilgiler askerin elinde toplandığını, Askerin, bu protokolü kullanarak gerek gördüğünde polisin görevi olan 'toplumsal olaya müdahale' görevini devralabildiğini gösteriyor. Buna karşın Milli Savunma Bakanlığı 1997'de imzalanan protokolün ardından bu tür yapılanmalara gidildiğine dair haberleri yalanlıyor.
DENİZ ZEYREK / Radikal
EMASYA PROTOKOLÜ...
Balyoz planını yazdıran Org. Çetin Doğan'ın, askerin şehirde kontrolü ele almasını sağlayan EMASYA protokolünün de mimarı olduğu ortaya çıktı. Peki nedir EMASYA protokolü?
Askere şehirlerdeki toplumsal olaylara istediği gibi müdahale etme imkanı tanıyan Emniyet Asayiş Yardımlaşma Protokolü'nün Türkiye'yi askerileştirdiği belirtildi.
Taraf Gazetesi'nde yayınlanan dönemin 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın "Balyoz Darbesi Planı'nına dayanak olarak gösterdiği Emniyet Asayiş Yardımlaşma (EMASYA) Protokolü'nün demokrasinin üzerindeki en büyük tehdit olduğu belirtildi.
GÜNEYDOĞU'DA SIK SIK KULLANILIYOR
EMASYA konusunu sık sık gündeme getiren AK Parti Bursa Milletvekili gazeteci Mehmet Ocaktan, EMASYA yetkisinin askere görev yaptığı il için her türlü yetkiyi verdiğini söyledi. EMASYA'nın önemli bir sorun olduğunu dile getiren Ocaktan, şunları söyledi: "1997'de imzalanan bir protokol. Jandarmaya büyük yetkiler veriyor. İlin esas amiri validir. Orada herhangi bir asker valinin izni olmadan bir şey yapamaz. EMASYA protokolü her türlü yetkiyi veriyor. İstediği zaman olağanüstü durum algılaması yapıp gerekli aramaları yapabilir, planlar oluşturarak güvenlik gerekçesiyle 'terör şüphesi var' diyerek, askeri tedbiri alabilir. Vali ve kaymakamdan izin almayabilir... Özellikle Güneydoğu'da terör tehditi nedeniyle EMASYA protokolü sık sık uygulanıyor."
PROTOKOL TÜRKİYE'Yİ ASKERİLEŞTİRDİ
EMASYA'yı tartışmaya açan isimlerden gazeteci Ali Bayramoğlu, protokolünün Türkiye'nin askerileştirilmesi anlamını taşıdığını söyledi. Bayramoğlu, şunları kaydetti: "Yıllardır söylüyorum. EMASYA'nın yeniden yapılanması lazım. İşler asker merkezli bir şekilde yürütülüyor. Bu çalışmalar daha çok garnizonlarda yapılıyor. Garnizonlar koordinatör oluyor. Fişleme ve çalışma imkanı var; mevcut yasa bu imkanı veriyor."
EMASYA'nın aslında toplumu yönetme gücüyle bilgi toplamaya yönelik bir çalışma olduğunu anlatan Bayramoğlu, "Türkiye EMASYA askerileşmenin derindeki kalbidir; bu bir askeri vesayet düzenine doğru gidiyor."
İSTENİRSE İDARİ KARARLA KALDIRILIR
AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, "EMASYA yapıldığı gibi kaldırılabilir. Hükümet'in bunu gözden geçirmesinde yarar var" dedi. Bozdağ, "EMASYA olmadan da valiler, kaymakamlar, iç güvenlikte ihtiyaç duyduklarında jandarmayı, askeri kuvvetleri çağırabilir. Bu protokol 1997'de çıkarılmış. Bu tarihten önce Türkiye'de terörle mücadele yapılmıyor muydu? Yapılıyordu. Bu olmadan da yapılabilir. Şahsi kanaatime göre hükümet bu protokolü gözden geçirmelidir. Görüşülür, tartışılır. İstenirse bir idari kararla kaldırılabilir de."
EMASYA 10 bin asker
• EMASYA (Emniyet Asayiş Yardımlaşma) birlikleri birkaç yıl önce itirazlara rağmen bölük ya da tabur seviyesinden tugay haline getirildi ve 10 bin personele çıkarıldı.
• EMASYA, 28 Şubat'tan sonra ilk olarak 1997'de İstanbul'da İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay arasında yapılan bir protokolle kuruldu.
• Protokol, askeri birliklere toplumsal olaylara Valiliğin izniyle müdahale yetkisi tanıdı.
Ancak protokolde yer alan bir madde de ise Valiliğin talebi olmadan da birliklerin gerekli gördükleri durumlarda olaylara müdahale edebileceği belirtildi.
• Askerin Çevik Kuvveti" de denilen bu birliklerin, el koyma yetkisi de bulunuyor. Gerekli hallerde, kamu kurumlarının her türlü araç-gereç ve malzemesi, EMASYA komutanlarının emrine veriliyor.
'Gerekirse EMASYA değişikliği yaparız'
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, 'balyoz planı'na dayanak gösterilen EMASYA ile ilgili yeni bir düzenleme yapılıp yapılmayacağına dair bir soruya, "O İçişleri Bakanlığı ile ilgili bir konu. Biz Türkiye'nin demokratikleşmesi noktasında birçok karar aldık. Bu konuda bir karar almak gerekiyorsa, alacağımızdan kimsenin endişesi olmasın" dedi. Bakanlar Kurulu'nun ardından açıklama yapan Çiçek, 'balyoz planı'yla ilgili bir başka soruya ise şu cevabı verdi:
DEMOKRASİ MEVSİMLİK DEĞİL
"Şunu artık hepimizin görmesi lazım. Türkiye demokratik bir ülkedir ve Türkiye'nin demokrasiyi tercihi temel bir tercihtir. Biz demokrasiyi mevsimlik bir tercih olarak almadık. İktidarları vatandaşın iradesi belirler. Gelişi de gidişi de vatandaşın iradesiyle olur. Bunun dışındaki hiçbir çabayı bizim kabul etmemiz mümkün değil. Zaten bunun dışındaki çabalar da çağın gerisinde kalmıştır." Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu ifade eden Çiçek, 'balyoz'la ilgili sorumlu makamların gerekenleri yapacağını düşündüğünü söyledi.
YOLSUZLUKLA MÜCADELE
Ayrıca yolsuzlukla mücadele için etkin çalışma yapacaklarını ifade eden Çiçek, "Tedbirler içerisinde Anayasal ve yasal düzenlemelerin yapılması gerekecektir" dedi. e-devlet uygulamasının hızlandırılacağını da kaydeden Çiçek, "28 kanunda değişiklik yapan bir yasa tasarısını kabul ettik. Tasarı yasalaşması, vatandaşa hizmetin daha kolay gitmesi açısından faydalar getirecektir" diye konuştu
Kaynak: STAR