Eğitim sendikalarının hali pür melali...

Eğitim sendikalarının hali pür melali...

Eğitim senidikalarından inciler... Türk-Eğitim-Sen, eğitim sistemindeki etnik ayrımcılığın göstergelerinden “Andımız”ın eleştirilmesinden rahatsız; Eğitim-Sen ise “dindarlaşma”dan...

2 Aralık 2007'de Eğitim-Bir-Sen'in Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki şubeleri; Şanlıurfa'da yaptıkları istişareden sonra bir sonuç bildirgesi yayınlayarak "İlköğretim okullarında okutulan öğrenci andı yeniden gözden geçirilmeli, etnik farklılıklar ve evrensel değerler dikkate alınarak yeniden dizayn edilmelidir. Öğrencilerin törenlere katılma zorunluluğuna son verilmelidir." talebini dile getirmişlerdi. O tarihten beri bu haklı ve meşru talebi karalama kampanyaları için kullanan ve "vatanseverlik" görüntüsü altında etnik ayrımcılık yapan Türk-Eğitim-Sen;  Eğitim-Bir-Sen Diyarbakır şube başkanı Yasin Yıldız'ın taleplerinin arkasında olduklarını belirtmesi üzerine tüm okullara yeni bir basın açıklaması gönderdi.

AKP'nin kapatılması için açılan davada, Eğitim-Bir-Sen şubelerinin Şanlıurfa bildirgesindeki "Andımızın kaldırılması" talebinin iddianameye eklenmesini eleştiren Yasin Yıldız; açıklamada şunları söylemişti: "Şanlıurfa bölge toplantısında 'Andımız okunmasın' demişiz. Evet demişiz çünkü; yine bu mutlu azınlık geçmişte 'Kürt kimliğinin' reddedilmesi sonucu süreç içerisinde binlerce insanımızın yok olmasına ve ülke kaynaklarının heba edilmesine ve hala da edilmesine neden olduğu açıktır. Eğitim-Bir-Sen olarak biz diyoruz ki: Bu ülkede yaşayan herkes T.C. vatandaşıdır. Dolayısıyla ulusal milliyetçiliğe dayalı ve evrensel değerlerden yoksun bir uygulama olan 'Andımız' en kısa zamanda kaldırılmalıdır…"

Kapatma davasından medet ummak

Bir süredir sendika bültenlerinde ve diğer ortamlarda sürekli olarak bu talebi işleyen ve eğitimde tek tipçi, ideolojik ve ulusalcı yaklaşımları canhıraş savunan Türk-Eğitim-Sen, bir kez daha Yıldız'ın açıklamalarını hedef aldı: "Şanlıurfa toplantısından sonra olduğu gibi Diyarbakır şube başkanının açıklamasından sonra da Eğitim Bir Sen Genel Merkezinden "Öğrenci Andı" konusunda bir izahat yapılmış değildir. Bu noktada eğitim çalışanları şu şekilde bir kaygıya sürüklenmektedir: Acaba genel merkezin sükutu ikrarından mıdır? Dile getirilen görüşler bu sendikanın genel politikasının yansıması mıdır? Eğitim Bir Sen bazı hassas konuları Ankara'nın doğusundan seslendirerek, hem kendi tabanından gelecek tepkileri önlemenin hem de bazı milli duruşa muhalif girişimlerle kamuoyunu yavaş yavaş hazırlamanın hesabını mı yapıyor? Eğitim Bir Sen tüm bu girişimlerin nerelere hizmet edeceğinin farkında değilse büyük bir gaflet içerisindedir. Yok eğer bilerek ve planlayarak yapıyorsa bu durumu nitelemeye dilimiz varmıyor!"

Açıklamanın asıl dikkat çekici bölümü ise şu oldu: "Öte yandan bilindiği üzere Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açmış olduğu kapatma davasının iddianamesinde Eğitim Bir Sen hakkında "Cumhuriyet devrimlerine aykırı faaliyetleriyle bilinen Eğitim Bir Sen'e üye olanlar…" ibaresiyle dikkat çekilmişti.  Bunun gibi, öğrenci andının içeriğinde dile getirilen ve anlamını Anayasamızda bulan anlayışa karşı ortaya konulan muhalif duruşuyla, Eğitim Bir Sen'in yeni başka iddianamelere konu olması da muhtemeldir. Bu noktada bu sendikanın üyelerinin mağdur olmamaları için sendikaları nezdinde girişimde bulunmaları gerektiğini hatırlatıyoruz."

Sendikayı hedef gösteren ve bir kapatma davasının da Eğitim-Bir-Sen'e açılabileceğini ima eden açıklamada, hukuksuz iddianamenin delil gibi gösterilmesi ve sendika üyelerine "mağdur olmamaları" için girişimde bulunmaları (istifa etmeleri) çağrısı yapılması; haksızlıktan kâr elde etmeyi ummak gibi gayri ahlaki bir tutum arz ediyor. Eğitim-Bir-Sen tarafından konuyla ilgili basın açıklamasında Türk-Eğitim-Sen sert bir dille eleştirildi ve Ergenekon yapılanmasıyla irtibatlandırıldı. Lakin açıklamada 'Andımız kaldırılsın' teklifine ilişkin herhangi bir sahiplenme de bulunmuyor. Eleştirilere yanıtın "İstiklal Marşını En Güzel Okuma" yarışmalarıyla verildiği zannediliyor! Bu bağlamda Eğitim-Bir-Sen'in eğitimdeki temel hak ve özgürlükler konusunda daha kararlı bir tutum sergilemesi, başta ideolojik uygulamaların/törenlerin ve Milli Güvenlik dersinin kaldırılması ve anadilde eğitim hakkının tanınması gibi konularda kamuoyu oluşturması gerekiyor.

Eğitim-Sen'in "Dindarlaşma" Rahatsızlığı!

Başörtüsü konusunda jurnalliği vazife edinen, okul çantalarındaki başörtülü bebek fotoğraflarına bakıp "eyvah irtica" çığlıkları atan Eğitim-Sen; 'ed-Din' konusundaki rahatsızlığını Kutlu Doğum etkinlikleriyle ilgili yaptıkları basın açıklamasıyla bir kez daha ortaya koydu. Eğitim-Sen Genel başkanı Alaaddin Dinçer, Türkiye'de her alanda "dinselleşme faaliyetlerinin görünür hale geldiğini" söyleyerek "Milli Eğitim Bakanlığı da bu faaliyetlerde merkezi bir üsse dönüştürülmeye çalışılmıştır. Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullar bulunmamalıdır" dedi.

Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı yaygın-örgün eğitim öğretim kurumlarının yer almasını eleştiren Dinçer, "Söz konusu etkinliklerin Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda yürütülmesinin sakıncaları geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda, okulların Kutlu Doğum Haftası aracılığıyla çeşitli tarikat yapılanmalarının buluşma ve örgütlenme alanı haline getirilmesi uygulamasına derhal son verilmesi bir zorunluluktur" diye konuştu.

 

Beytullah Emrah Önce / HAKSÖZ-HABER

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir