
Gerçekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapan (Sabii) lar, Hristiyanlar, ateşe tapan (Mecusi)lar ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır. Hacc/17
Mü’minler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, ateşe tapanlar, puta tapanlar. İnsanlar ne olurlarsa olsunlar, hangi dinde, hangi inançta, hangi düşüncede olurlarsa olsunlar kim hidâyet olmak isterse, Allah onun geçmişine bakmaksızın hidâyetine ulaştıracaktır. Her kim olursa olsun tercihini hidâyetten yana kullanan, Allah’a kulluğa yönelen herkese Rabbimiz ölümüne kadar hidâyet kapısını açık tutacaktır.
Ve bu insanlar arasında Allah kesin hükmünü kıyâmet günü verecektir. Kimin haklı, kimin haksız olduğunu, kimin hidâyette, kimin dalâlette olduğunu o gün açıklayıp ortaya koyacaktır Allah. Bugün bunu yapmıyor Rabbimiz. İmtihan gereği, dünyanın konumu gereği haklıyı haksızı, doğruyu yanlışı burada ortaya koymuyor. Kâfirlerin, zalimlerin, müşriklerin, yanlış yapanların cezalarını burada tümüyle vermiyor. Mü’minlerin, iyilerin, doğruların, sâlihlerin, hakta olanların mükafatlarını da hemen burada vermiyor. Kim hak yolda, kim batıl yolda? Elbette bunu kitaplarında açıklayıp ortaya koyuyor da ama karşılığını öbür tarafa ertelediği için hükmünü burada vermiyor diyoruz.
BASAİRUL KUR’AN
Fahruddîn er-Râzî Hac Sûresi 17. âyet-i kerîmesini derinlikle ele alır.
Râzî’nin bu âyete dair öne çıkardığı temel izahlar şunlardır:
1. Altı Dînî Zümrenin Tasnifi
Âyette geçen altı grup (Müminler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecûsîler ve Müşrikler) beşeriyetin dinî ve fikrî yapısını kuşatır. Râzî, burada ilk beş grubun şu ya da bu şekilde bir kitap, peygamber veya şeriat iddiasında bulunduğunu; altıncı grup olan "Müşrikler"in ise tamamen ilâhî bir kaynağı reddeden putperestler olduğunu belirtir. Bu sıralama, batılın katmanlarını ve hakka olan yakınlık/uzaklık derecelerini gösterir.
2. "Hüküm Vermek" (Fasl) Ne Anlama Gelir?
Âyetteki "Allah kıyamet günü onların arasında hükmünü verecektir" ifadesi (Fasl) iki ana mana taşır:
Haklı ile Haksızın Ayrılması: Dünyada herkes kendi yolunun hak olduğunu iddia eder. Allah, kıyamet günü hakikati tecelli ettirerek müminleri müfâkat (mükâfat) ve cennetle; bâtıl ehlini ise azap ile birbirinden kesin olarak ayıracaktır.
Şüphenin Zevali: Dünyadaki ihtilaflar ve şüpheler, kıyamette Allah'ın amelleri tartması ve hükmünü izhar etmesiyle tamamen ortadan kalkacaktır.
3. Mecûsîlik ve Sâbiîlik Hakkındaki Nüanslar
Râzî, bu âyetin fıkıh usûlü ve mezhepler tarihi açısından önemine değinir:
Mecûsîler: Âyette Mecûsîlerin diğer bâtıl dinlerle birlikte zikredilmesi, onların aslen Ehl-i Kitap olmadığını, ancak Cizye hususunda kendilerine Ehl-i Kitap muamelesi yapıldığını teyit eder.
Sâbiîler: Yıldızlara tapan veya melekleri aracı kılan bu topluluğun inanç yapısı açıklanırken, Hıristiyanlık ile Mecûsîlik/Felsefe arasında bir yerde durdukları vurgulanır.
4. "Şüphesiz Allah Her Şeye Şahittir" Vurgusu
Âyetin sonundaki "İnnallâhe 'alâ kulli şey'in şehîd" ifadesi, ilâhî ilmin ihâtasını gösterir. Allah sadece insanların dışarıdan görünen amellerine değil, kalplerindeki samimiyete, niyetlere ve gizli inançlara da şahittir. Dolayısıyla kıyametteki adalet, eksiksiz bir bilgi ve şahitlik üzerine kurulacaktır.
Özetle Râzî; dünyadaki dinî ihtilafların ve hakikat iddialarının nihai mahkemesinin kıyamet günü Allah'ın huzuru olduğunu, adaletin tecelli ederek müminlerin ibraz edilip bâtıl ehlinden ayrılacağını beyan etmektedir.
TEFSİRİ KEBİR

