1. YAZARLAR

  2. Akif Emre

  3. Dış politika aracı olarak laiklikçilik
Akif Emre

Akif Emre

Yazarın Tüm Yazıları >

Dış politika aracı olarak laiklikçilik

05 Ağustos 2008 Salı 05:29A+A-

Türkiye'de laikliğin ne olup olmadığı tartışması genel olarak bir 'iç siyaset aracı' olarak ele alınır. Laikçi elitlerin bir iktidar aracı olarak laiklik meselesini, laikliğin elden gittiği korkusunu işleyerek siyasi manevra alanlarını genişlettiklerini, hatta siyasal iktidarları gayrı meşru yollardan düşürmenin meşru gerekçesi olarak kullanmaktan çekinmedikleri öne sürülür.

Gerçekten de laikçi elitin daha doğrusu laikliğe sığınan ayrıcalıklı siyasal erkin iktidara müdehale aracı olarak en çok kullandığı gerekçelerin başında laiklik meselesi gelir. İhtilallerin gerekçelerine, siyaset dışı müdahalelerin söylemlerine, toplum mühendisliğinin temel argümanlarına bu gözle bakanlar tüm kampanyanın laiklik etrafında yürütüldüğünü görür.

İç politikada bir iktidar aracı, siyasette güç dengesinin yeniden şekillenmesinde sihirli bir anahtar rolü oynayan bu sloganın kavramsal olarak temelde ne olduğundan çok siyasal hedeflerine yoğunlaşılmasının, muktedirlerle arası barışık medya ve akademi çevrelerinin de işine gelen hayli kullanışlı bir formül olduğunda kuşku yok. Ne var ki, laikçi söylem üzerinden siyasete siyaset dışı müdahalelerin meşrulaştırılmasından şikayetçi hatta muzdarip olanların da görmedikleri dünya siyasetiyle ilişkisinin altını çizmek gerekir.

Laiklik söylemi Türkiye'nin ne iç politikasıyla sınırlı ne de sadece basit iktidar yarışıyla alakalı belli zümreler arasındaki didişme meselesidir. Laiklik meselesi üzerinden yürütülen iktidar kavgası daha doğrusu siyasete müdahale tarzı bir uluslar arası güç dengesinin iç siyasete yansımış şeklidir.

Özellikle laiklik söylemi üzerinden yapılan siyasi operasyonlar aslında iç dengelerden çok uluslar arası güçlerin müdahil olduğu bir siyaset dizaynıdır. Daha açık bir şekilde ifade edilecek olursa, ne zaman ki birileri bu ülkede laiklik üzerinden siyasi operasyon hazırlığı yapıyorsa bunun arkaplanında uluslar arası boyut aramak gerekir. Bir tür operasyonun mahiyetini kavramamız açısından laikçi söylemin göstergesel, hatta parola işlevi gördüğünü söyleyebiliriz.

Eğer 12 Eylül darbesi "your guys have done it" mesajıyla ABD başkanına duyuruluyorsa bunun parolasını okumak zorundayız. Yani laikçi seçkinlerin siyasete müdahale aracı olarak laikliği kullanmaları ile gerçek gündem arasında birebir ilişki kurmakta zorlanıyorsanız bu müdahalede ortaya çıkan iktidar mücadelesinin belirleyicilerinin de sahnede görünen aktörler olmadığını da anlamamız gerekir. 12 Eylül örneğinde olduğu gibi müdahaleyi hazırlayan şartlar ve gerekçeleri görünüşte tamamen içe dönük gibi görünse de asıl neden sistemin güç dengelerindeki ayarlamalarla birebir alakalıdır. İrtica söylemi içe dönük bir gözboyamadan başka bir şey değildir.

Laikçi söylemin İç siyasetle birebir örtüştüğü gerçeklik ise şu şekilde formüle edilebilir: toplum ne zaman siyasetle uzlaşmaya başlamışsa o zaman birileri laiklik elden gidiyor kampanyasını başlatmış demektir.

Siyasi tarihe bakıldığında, laiklik ilkesinin cumhuriyet rejimi ile aynı değerle anılır olması ile Türkiye'nin uluslar arası kamplaşmada icbar edildiği pozisyonun zamanlaması arasında kurulacak bir ilişki bile yaşadıklarımızın açıklaması anlamında önemli ipuçları verebilir. Ya da darbe tarihi (ve bunların uluslar arası icazeti) ile irtica/laiklik ekseninde yürütülen çatışma arasındaki zamanlama da yeterince açıklayıcı olmalı.

Parti kapatmayla ile ilgili yapılan tartışmalar her ne kadar laiklik üzerinden yürütülüyor olsa da uluslar arası pazarlık payının belirleyici rolü yok sayılarak yaşanan tartışmaların muhtevasının ve nasıl bir sonuç elde etmeye matuf bir siyasi oyunun parçası olduğunun tam anlamıyla kavranamayacağı açıktır.

Kapatılması için kampanya başlatanlar aynı zamanda kapatılmasını engelleyenlerdir. Aradaki boşluğu ya da çelişkiyi dolduracak olan da muhtemel pazarlıklardır.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum