Dindarlar kolay lokma mı?

Dindarlar kolay lokma mı?

Aydın Ünal, dini değerlere yönelik hakaretlerin ifade özgürlüğü adı altında meşrulaştırılmasının toplumsal hassasiyetleri yok sayan bir çifte standart olduğunu ifade ediyor.

Yeni Şafak / Aydın ünal

Dindarlar kolay lokma mı?

Bir komedyen son derece hassas olduğumuz değerlere hakaret etti.

Oluşan haklı infial karşısında belli bir kesim bunun “mizah” olduğunu, gülünüp geçilmesi gerektiğini, mizahın sınırlarının olmadığını, mizahın her şeye dokunabildiğini, kutsal değerlerin böyle saldırılardan etkilenmeyeceğini, dolayısıyla “bırakınız geçsinler”i, komedyenin sözlerinin “ifade özgürlüğü” kapsamında ele alınması gerektiğini savunuyor.

Nedense bu serbestlik, bu liberallik, bu özgürlük söylemleri, bu genişlik, bu hoşgörü, sadece dindarların değerleri söz konusu olduğunda hatırlanıyor.

Herkes kendi kutsalını dokunulmaz görüp başkasının kutsalına mı saldırıyor? Yok, hiç de öyle değil. Dindarlar, kadim bir geleneğin, sağlam bir teorik altyapının, 14 asırlık tecrübenin neticesi olarak başka fikirlere, inançlara, yaşam tarzlarına saygıda kusur etmiyorlar. O kadar çok örneği var ki: Batı’da mezhep savaşlarında milyonlar katledilirken bizde mezhep çatışmaları son derece sınırlı olmuştur. Hristiyanlar Yahudilere, Yahudiler Müslümanlara soykırım uygularken İslam tarihinde soykırım örneği yoktur. Sadece 80 yıl önce, gayrimüslimler kendi aralarında yaptıkları savaşta 80 milyonu katlederken, bizde böyle kitlesel kıyımlar hiç olmamıştır. Batı’da “yerleşik” bir renklilik bulamazsınız, bizde ise farklı inançlar, mezhepler yüzyıllar boyunca var kalabilmiş, bir arada yaşayabilmiştir. Muharref İncil ve Tevrat, bebeklerin öldürülmesini, kadınlara tecavüz edilmesini emrederken, sayfalarından kan damlarken, Kur’an-ı Kerim barışın kitabı olarak yolumuzu aydınlatmıştır.

Peki neden tarih ve tarihi hakikatler ters yüz ediliyor? Neden bu ikiyüzlülük? Neden bu çifte standart? Neden bu çirkeflik?

Dindarlar kolay lokma mı görülüyor? Dindarlar uysal koyun mu zannediliyor? Dindarlar sahipsiz, kimsesiz mi sayılıyor? Dindarlar uzaktan “başına vur ekmeğini al” görüntüsü mü veriyor? Dindarlara bu kadar kolay, bu kadar rahat, bu kadar pervasız saldırılabileceği fikri ve güveni nereden kaynaklanıyor?

Dün Yeni Şafak’taki yazısında sevgili İsmail Kılıçarslan bu durumu “Siyasal Alevicilerin Kültür Savaşı” olarak nitelendiriyor ve yazısını şu cümlelerle bitiriyor: “Bu durum, dindarları ‘anlamayan, fark ve kendi kutsalına edilen hakarete gülen saf unsurlar’ olarak konumlandırma amacını taşımaktadır.”

Her zamanki gibi sevgili dostuma itirazlarım var: Birincisi saldırı sadece Siyasal Alevicilerden gelmiyor. Türkiye’de sol başta olmak üzere ithal tüm ideolojiler farkında olarak ya da olmayarak Siyonizmin ve emperyalizmin taşeronluğunu yapıyorlar. Sadece Siyasal Aleviciler değil, Sosyalisti, Faşisti, Kemalisti, ateisti, ırkçısı, Fetöcüsü, İrancısı ve daha nicesi Siyonizmin ve emperyalizmin gönüllü ajanlığı vazifesiyle on yıllardır dindarlara saldırıyorlar.

İkinci itirazım da şudur: Her ne kadar Türkiye’de dindarları “cahil” ve “saf” unsurlar olarak konumlandırma çabası varsa da dindarlar son derece uyanıklar ve neyin ne olduğunun tamamen farkındalar.

Türkiye’de dindarlar devleti her zaman “kendilerinin” olarak gördüler. Haklılar, çünkü devleti korumak ve kurmak için yapılan her savaşta onlar öldüler. Bir hata, kusur, yanlış olduğunda düzeleceği umuduyla sabırla beklediler. Son yüzyılda, devlet düzeltmezse, yargı düzeltmezse, sandıkta düzeltiriz dediler. Bütün yollar tükendiğinde de “iş başa düştü” deyip kendi elleriyle düzelttiler.

Misal, 1969’da, solcu öğrenciler şımarıkça hayatı durdurduklarında, anarşiyle sokakları teslim aldıklarında, devletin valisi Deniz Gezmiş’i makamında ağırlayıp pazarlığa tutuştuğunda, dindarlar meydana çıkıp sokak sokak solcu kovalamış, asayişi kendileri sağlamıştı. Misal Gezi Olayları esnasında Taksim ya da Kızılay’a akıp meydan dayağı çekmek için dişlerini sıkarak bekleyen kitleleri Erdoğan evinde zor tutmuştu. Misal 15 Temmuz’da dindarlar tanka, füzeye karşı göğüslerini siper edip devleti kurtarmışlardı.

Dindarlar bugün de sessiz, tepkisiz gibi görünse de, hep yaptıkları gibi sabırla izliyorlar.

Siyonizme ve emperyalizme sırtını dayamanın konforu ve sözde güveni içinde dindarlara rahatça saldırılabileceğini düşünenler yanlış hesap yapıyorlar. Müslüman mahallesine salyangoz tezgâhı kurabilirsiniz ama sattırmazlar, vakti zamanı gelince de o tezgâhı devirirler.

Komedyen espri yapmışmış, mizahmış, ifade özgürlüğüymüş. Peki tamam. Siz bu kafayla devam edin bakalım.

Bu arada önemli bir not: Yaşananları güncel siyasete, AK Parti iktidarına ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlayanlar fena halde yanılıyorlar. Yarın AK Parti olmayabilir, Erdoğan olmayabilir, iktidar da değişebilir ama toplum değişmeyecek, toplumun hassasiyetleri değişmeyecek, “özgürlük” adı altında gelecekte de dindarlara ve onların değerlerine hakaret edemeyeceksiniz.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir