1. YAZARLAR

  2. BETÜL ÜZER

  3. Derin Uykudan Uyanmama Az Kaldı!
BETÜL ÜZER

BETÜL ÜZER

Yazarın Tüm Yazıları >

Derin Uykudan Uyanmama Az Kaldı!

05 Şubat 2019 Salı 20:03A+A-

İzmir’de bir anaokulu öğretmeni:

“Yarın kız öğrencilerimiz bebeklerini, erkek öğrencilerimiz arabalarını sınıfa getirsin. Oyuncak günü yapıyoruz!”

Ertesi gün bir kız çocuk annesi:

“Siz nasıl benim çocuğuma bebeklerle oynamasını dayatırsınız? Benim çocuğum oynayacağı oyuncak konusundaki tercihini kendisi yapar.”

Anaokulu öğretmeni:

“Tamam efendim. Çocuğunuz istediği oyuncağı getirebilir.”

Bir başka gün anaokulu öğretmeni:

“Yarın kızlar prenses kıyafetleriyle, erkekler takım elbiseleriyle (damatlık) okulumuza gelsin!”

Ertesi gün aynı kız çocuk velisi:

“Siz nasıl benim çocuğuma giyeceği kıyafeti dayatırsınız? Benim çocuğum giyeceği kıyafete kendisi karar verir.”

Anaokulu öğretmeni:

“Tamam efendim, çocuğunuz dilediği kıyafetle okula gelebilir.”

Peki ama bu velinin davranış modelini biçimlendiren kaynak nedir? Giderek yaygınlaşan bu davranışla üretilmek istenen insan modeli nedir?

Bugün hala birçok kişinin fizik kuramı zannettiği “Queer kuramı” 1990’larda ortaya konuyor aslında. Heteroseksüel matris karşısında Queer davranarak ve Queer düşünerek, toplumsal yapının değiştirilmesi  planlanıyor. Akademiden, hukuk ve ekonomi sistemine, sanat dallarına kadar nüfuz etmiş heteroseksist rejimin işleyişinin Queer ile altüst edilmesi hedefleniyor. Kimliksiz bir toplumla özgürleşmeyi(!) hedefleyen Queer’in kelime manası ”ibne”. Bu Kuramın toplumsal yapının şekillenmesini sağlayan entelektüel bireylerce sahiplenilmesi sonucu eğitim, sanat, moda, siyaset alanlarında geometrik bir hızla artan farklılaşma ortaya çıkıyor.

“Beden benim bedenim, ne giyeceğime, ne yiyeceğime, nasıl bir cinsel tercihte bulunacağıma ben karar veririm!” mottosunun Batıda büyük kabul görmesiyle giderek yayılmaya başlayan bu anlayışın önündeki en büyük engelin güçlü bir aile yapısı ve din olduğu düşünülüyor. Her alanda bireyin özgürlüğünü savunduğunu iddia eden Avrupa, dini özgürlükler konusunda baskılarını tam da bu gibi sebeplerden her geçen gün arttırıyor. 

Kuram en çok feminist düşünce ve LGBTİ, hedeflenen yeni ismiyle LGBTİQA tarafından sahipleniliyor. Yeni isminde de gösterdiği gibi insana ilişkin tarihte hiç görülmemiş bir biçimde yeni tanımlamalar yapılmakta. Lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel, interseks (hermofrodit), Questining (cinsel tercihine karar verememiş), Aseksüel (cinsel yönelimi olmayan) bünyesinde barındıran LGBTİ dünya üzerinde faaliyetlerine hızla devam ediyor.  Adeta “Gel gel kim olursan ol yine gel yeter ki Heteroseksüel olma!” diyen yapı yayınladıkları bildirilerle güya mağduriyetlerini ortaya koyuyor ve haklarını arıyor. 2000’li yıllara kadar sol tarafından yozlaşma olarak kabul edilen ve dışlanan eşcinsel anlayış şuanda bazı muhafazakâr denilebilecek çevrelerde bile bir “özgürlük” sorunu olarak kabul edilebiliyor. Anadolu’da birçok üniversitede dahi kendini açık etmekten imtina etmeyen bu bireyler, muhafazakâr bazı arkadaşları tarafından kabullenilebiliyor.

Peki, çocuklar sürecin neresinde?

Kültür Bakanlığı onaylı “Feminist Anneden Kızına Öyküler”, “Turuncu Elbiseli Çocuk” gibi çocuklara yönelik yazılmış kitaplarda eşcinsel öğretiler yer alıyor. Ve kitaplar ikinci baskılarını yapıyor.

Bugün belki genel anlamda Türkiye’de problem, ifsad daha alt düzeyde gibi her geçen gün tefessüh zemin kazanıyor. Zaten Batı toplumunda da on yıllar önce bu konuda toplumsal duyarlılık var iken, aile değerleri ve belli ahlaki değerler genel kabul görürken bugün inanılması güç bir değişim ve çürüme yaşanıyor ve ortaya çıkan yapı geçmişle kıyaslanamayacak kadar bozulmuş durumda. Ve bu değişimin üstelik teorisi, felsefesi de inşa edilmiş durumda. Şimdi Batı dışı toplumlara da bu düşünce çizgisi kabul ettirilmeye çalışılıyor.

Bugün Avrupa başta olmak üzerinde dünyanın birçok ülkesinde çocuğunuzla bir arada yürürken sokak ortasında öpüşen kadın ya da erkekleri görebiliyorsunuz. Bu ülkelerde çizgi film seyreden çocuğunuz reklam arasında aynı sahnelerle muhatap oluyor. İnternet ortamında eşcinsel bireylerle tanışan çocuğunuz, kolayca bu ortamın içine çekilebiliyor. Hele bir çocuk artık birçok ülkede yasallaşmış eşcinsel evlilikler neticesinde evlat edinilmişse ve ebeveynlerinden annelerim ya da babalarım diye bahsediyorsa, radyoda dinlediği bir şarkının aynı cinsten birine söylendiği hayaliyle büyüyebiliyor.

Eşcinsellik modadan siyasete, sanattan edebiyata, sinemadan tiyatroya ve eğitime birçok alanda maddi olarak destekleniyor. Maddi olarak desteklenmesini istediğiniz bir film yapacaksanız filminizin bir bölümüne eşcinsellerin yaşadıkları sözde mağduriyetleri, yerleştirmeniz yeterli. Zihinleri kontrol altına alma gücü çok yüksek olan bu alanların başında genel de bir eşcinsel bulunmakta.

 1990 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından ise,eşcinsellik hastalık kategorisinden çıkarılıyor. Yapmış olduğu patolojik cinsel tercihi fark edip, tedavi olmak isteyen bireyler, modern psikoloji eğitimi almış hiçbir psikolog tarafından piyasadan silinme kaygısıyla tedavi edilmiyor. Kişinin cinsel tercihini deneyimleyerek yapması gerektiğini empoze eden anlayış, eşcinselliği hastalık olarak gören bireyleri “homofobik” olarak nitelendiriyor ve asıl hasta olanın farklı cinsel tercihte bulunan bireyleri hasta olarak nitelendirenler olarak değerlendiriyor.

Sonuç...

Washington Enstitüsü’nde yapılan bir çalışmaya göre 2000’li yıllarda %3’lerde olan eşcinsellik şu an %10’lara çıkmış durumda.

Hal böyleyken muhatap olduğumuz sorular şunlar:

Bu insanlar yapısal olarak hasta değil mi?

Ama ellerinde değil, bu insanlar ne yapsınlar ki?

Dünya üzerinde uygulanan politikalar neticesinde her geçen gün artan sapkın cinsel tercihleri yapısal bir hastalık olarak görme zaafiyeti içerisindeyiz.  1/20000 oranında görülen, gerçekten biyolojik bir hastalık olarak ortaya çıkan ve günümüzde büyük oranda hormon replasman tedavisi ve cerrahi yöntemlerle düzeltilebilen LGBTİ’nin sadece İ’sini yani interseksüelite ya da diğer ismiyle hermofroditizmi tüm sapkın bireylere genelleyip yaşanan vakıayı yapısal bir hastalık olarak tanımlıyoruz. Dolayısıyla Queer vücudun her yerine sessizce metastaz yapıyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde tuvaletlerin üzerinde Kadın ya da Erkek yazmıyor. Whatsapp’de iki kadın ve bir çocuk ya da iki erkek ve bir çocuktan oluşan aileyi simgeleyen emojiler görüyoruz. Etrafımızda giydiği kıyafetler,saç kesimi, hal ve hareketleri yüzünden cinsiyetini anlayamadığımız varlıklar dolaşıyor vs vs...

Nereye gidiyoruz farkında mıyız?

Uyanmamız için çocuğumuzun karşımıza çıkıp “Ben cinsiyetsiz özgür(!) bir bireyim” mi demesi gerekiyor?

YAZIYA YORUM KAT

16 Yorum