Sinan ÖN’ün yazısı:
Sürekli olumsuzluklar üzerinde kafa yormaktan değerlerimizi, değerlilerimizi göremez olduk. Sürekli aynı mekânda dönüp dolaşmaktan, tüm dünyayı sudan ibaret zanneden balıklar gibiyiz sanki. Oysa hikmet süzgecinden damıtılmış, tecrübeyle yoğrulmuş, gönlünü Yaradan’a yüzünü toprağın bağrına dönmüş insanların torunlarıyız biz.
Sanırım “Kırık Cam Sendromu”na tutulduk bizler de. Kim duvarlara ne yazar, kendini nasıl tanımlarsa; yerlere çöp atar, tükürür, küfrederse öyle olmak, öyle yapmakya da bir binada kırık bir cam varsa diğerlerini de bizler kırmak zorundaymışız gibi!
Bu yüzden akla karanın kalın sınırlarında hayatı sıkboğaz eden, “dilinin kemiğini” yüreğinden söküp atmış tahammülsüzlere dönüştük. Ve bir çift gülen göz olmayı esirger olduk insana, dosta, kardeşe daha doğru bir ifadeyle unuttuklarımıza! Belki de unutturulan, yozlaştırılan kimliğimizle akalıdır bu durum, bilmiyorum.

