Yeni Şafak / Ersin Çelik
Siz, “Sizi” Dolandırdınız!
Halis niyetle, o kaotik günlerde deprem bölgesine yardım ulaştırmaktan başka bir gayesi ve “hesabı” olmayan insanları incitmek istemem. Sosyal medyada algının felaketin önüne geçtiği o günlerde milyonlarca insan vicdanının sesini dinledi. Kimi bir battaniye gönderdi, kimi maaşını bağışladı, kimi de güven duyduğu isimlerin çağrısına kulak verdi.
Lakin AHBAP soruşturmasında ortaya çıkan bilgiler, yalnızca iddia edilen mali usulsüzlüklere değil, çok daha derin bir sosyal yıkıma işaret ediyor. İşte bu yüzden, “Siz, sizi dolandırdınız” diyorum. İlk bakışta haksız gelebilir. Ancak görünen o ki bugün Fatih Altaylı gibi bazıları günah çıkarma, bazıları ise sessizce kenara çekilme telaşında. Oysa burada sorgulanması gereken yalnızca para trafiği değil. Memleketin her karışının kılcal damarlarına kadar işleyen dayanışma duygusunu kimlerin, hangi yöntemlerle ve hangi söylemlerle bir vurguna yönlendirdiğini tartışmamız gerekiyor.
Oğuzhan Uğur'un “Ben sadece yardımları yönlendirdim” savunması, bu organizasyonda rol alan aktörleri tartışmanın dışına çıkarmaya yeter mi?
Çünkü resmi yardım kuruluşlarını ve yıllarını kriz bölgelerine ulaşmaya adamış köklü sivil toplum kuruluşlarını itibarsızlaştırarak, devlete rağmen bir kamu düzeni oluşturma iddiasıyla ortaya çıkanlar, milyarlarca liranın hiç sorgulanmadan AHBAP’a akmasına zemin hazırladılar.
Peki bu iklimi ve güveni kimler inşa etti? Hangi medya dili, hangi sosyal medya kampanyaları ve hangi kanaat önderleri bu algıyı besledi? Daha da önemlisi, bütün bunlar hangi “amaçla” yapıldı?
İlginçtir, gazeteci Murat Ağırel, Haluk Levent ve AHBAP’a yönelik soruşturmadan sonra şunları yazmış ve sormuş: “Dernekle bağlantılı kişilerin adli sicil kayıtları gerçekten inanılmaz, yok yok! Dolandırıcılık, belgede sahtecilik, basit yaralama, kasıtlı yaralama, uyuşturucu temini ve kullanımı, sahte senet, yasa dışı bahis… Kamu vicdanının emanetini yöneten, milyarlarca liralık bir yardım kuruluşunda bu sicile sahip kişilerin nasıl görev alabiliyor?”
Aynı Murat Ağırel’in 16 Şubat 2023 günü Haluk Levent için X hesabından yazdıkları yukarıdaki suç örgütünün nasıl meşrulaştırıldığını ifşa ediyor aslında: “Devlet ihalesi almadı, dini yaptığı işe alet etmedi, bir şeyhe, cemaate/tarikata biat etmedi, siyasi partiler ile mesafesini korudu sadece düzgünce yardım etmeye çalıştı. Daha ne olsun!”
Geçmişinde herkesçe bilinen çek-senet usulsüzlükleri bulunan ve bu nedenle hapis cezası alan Haluk Levent’in milyonlarca insan için nasıl tartışılmaz bir güven sembolüne dönüştürüldüğü görüldüğü gibi çok bariz. Aslında mesele tam olarak buydu. Birkaç gün içinde oluşturulan medya dili ve sosyal medya atmosferi tartışılmaz, sorgulanmaz bir güvene dönüştü.
Politik bir yargılama olacak ama bir dostumun şu tespitindeki gerekçeler, kitleleri AHBAP soygununa kanalize etmeye yetiyor: “Yardım için değil, temelde Erdoğan’a, Müslümanlara, Sünniliğe, Anadolu insanına nefretle daha çok ‘yardım parası’ verdiler AHBAP ve benzerlerine.”
Evet, buradan bakınca acımasız gelebilir; ancak deprem günlerinde oluşan atmosfer, yardım tercihlerini insani gerekçeler kadar ideolojik reflekslerin de etkilediğini gösteriyordu. Bunu kimse inkâr edemez.
Hem öyle olmasa, 14 Mayıs seçimlerinden sonra Kemal Kılıçdaroğlu'na oy vermedikleri gerekçesiyle depremzedelere sosyal medyada, televizyon ekranlarında ve hatta ödül töreni sahnelerinden hakaretler yağdırılmazdı. Öyle ya, iki ay önceki afet sonrası yardımlarla kurulan “bağın”, seçim gecesi nasıl bir hızla nefrete dönüştüğünü hep birlikte görmedik mi?
Açıkça ifade edeyim; oluşturulan politik beklentiyle sanılıyordu ki yardımı Kızılay’dan alanlar Recep Tayyip Erdoğan’ı, Haluk Levent’ten alanlar ise –kendilerini borçlu hissederek– Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyecekti.
Dahası, o paraların tamamının bizzat AHBAP eliyle depremzedelere ulaştığına da inanıyorlardı. Çünkü milyarlarca lira toplandığını biliyorlardı. İşte “siz, sizi dolandırdınız” derken kastettiğim tam olarak budur.
Elbette herkes hesabını hukuk önünde verir ya da veremez ve cezasını çeker. Bunu da yargı belirler. Fakat bu milletin de kendisiyle bir şekilde yüzleşmesi gerekiyor. Afet günlerinde cebindeki parayla birlikte iradesini de başkalarının oluşturduğu gayri insani politik amaçlara emanet edenler en azından bir kez daha düşünmeli.
Ortaya saçılanlardan sonra, “kandırıldık” demek kimseyi masum yapmaz. Sorgulamamanın ve körü körüne alet olmanın da bedeli olur elbette. Bu yüzden bir kez daha söylüyorum: Üzülün, kahrolun ama siz, sizi dolandırdınız.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.