1. HABERLER

  2. KÜLTÜR SANAT

  3. Bir Japon milliyetçisinin ölümü: Şinzo Abe ülkesi için ne anlam taşıyordu?
Bir Japon milliyetçisinin ölümü: Şinzo Abe ülkesi için ne anlam taşıyordu?

Bir Japon milliyetçisinin ölümü: Şinzo Abe ülkesi için ne anlam taşıyordu?

Elif Sercen Nurcan, suikasta uğrayan Japon lider Abd hakkında Türkçede yer alan en kapsamlı analizlerden birisini yapıyor.

15 Temmuz 2022 Cuma 11:00A+A-

Elif Sercen Nurcan / Fikir Turu

Bir Japon milliyetçisinin ölümü: Şinzo Abe ülkesi için ne anlam taşıyordu?

8 Temmuz 2022’de uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden Şinzō Abe, İkinci Dünya Savaşı sonrası en uzun süre görev yapan Japonya başbakanıydı. 1990’lardan beri durgunluk yaşayan Japonya ekonomisinin canlanmasına öncülük etmiş, ülkenin ikinci kez Olimpiyatlara ev sahipliği yapmasında kilit rol oynamış bir siyasetçiydi.

Bunların yanı sıra, Güney Kore ile ticaret savaşını başlatma gibi birçok tartışmalı kararda imzası vardı. Adı, özel bir anaokulu1 için devlet arazisinin ucuza satılması gibi yolsuzluk skandalları ve uluslararası gerginliklerin merkezinde de sıklıkla yer aldı. Ama sonuçta Japonya modern siyasi tarihinde eşine az rastlanan bir kişilikti Şinzo Abe.

Suikastın arka planı

Japonya, 128 milyon nüfuslu, kişi başı geliri 43 bin dolar olan demokratik, parlamenter, merkezi yönetimli anayasal bir monarşi. Japonya imparatorunun görevi sembolik, devletin yönetiminden başbakan ile kabinesi sorumlu. Ulusal Diet olarak adlandırılan Japonya meclisinin iki kamarası var: alt kamaraya Temsilciler Meclisi, üst kamaraya da Danışmanlar Meclisi deniyor.

10 Temmuz 2022’de gerçekleşen ve Abe’nin propaganda sırasında öldürüldüğü seçimler, Danışmanlar Meclisi için yapıldı. Kanunen seçim kampanyalarına tanınan süre 17 günden ibaret olduğundan, adaylar yoğun bir sürece girmişlerdi.

Şinzō Abe, kutsal sayılan geyikleri ve eski başkentlerden biri olmasıyla ünlü Nara şehrinde suikasta uğradı. Planlanan güzergâhında son anda değişiklik yapan Abe, Nara’dan aday olan parti üyesine destek konuşması yapmak için 8 Temmuz’da şehre gelmişti. Japonya’da seçim faaliyetlerinde siyasetçilerin halkla yakınlaşmaları beklenir ve konuşmaların bitmesiyle halk doğrudan siyasetçilerle konuşma şansına sahiptir. Bu tür bir halka buluşma için SP denilen özel polis eşliğinde konuşma yapılacak alana varan Abe, konuşmasına başladıktan kısa bir süre sonra silahlı saldırıya maruz kaldı. Sabah 11:30 civarı konuşma yapılan alanın arkasından ev yapımı silahla saldırgan iki el ateş etti. Boğazına ve göğsüne isabet eden kurşunların etkisiyle ağır yaralanan Abe, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Suikastçının profili son derece akıl karıştırıcı. Tetsuya Yamagami adlı 41 yaşındaki saldırganın düzenli bir işi olmasa da 2002-2005 seneleri arasında Japonya Öz Savunma Kuvvetleri’nde denizci olarak görev yapmışlığı var. Tanıdıklarının ifadelerine göre sessiz ama sosyal bir kişiliği var. Yamagami, saldırı sebebini, annesinin büyük miktarda para kaptırdığı Birleşme Kilisesi ile Abe arasındaki yakın ilişki olarak anlattı. Asıl hedefinin kilisenin lideri olduğunu, ancak kilise liderine ulaşamayacağını anlayınca Abe’yi hedef aldığını söyleyen saldırganın başka bir motivasyonu olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Birleşme Kilisesi, Güney Kore kökenli evanjelik Hıristiyan bir akım. Kilise, ABD’de Donald Trump gibi Cumhuriyetçi siyasetçilerle yakın duruşuyla ve aşırı sağcı Washington Times gazetesinin sahibi olmasıyla dikkat çekiyor.

Aileden gelen siyasetçilik

21 Eylül 1954 günü Tokyo’da dünyaya gelen Şinzō Abe, Japonya siyasi tarihine damga vurmuş bir ailenin üyesiydi. Annesi Yōko’nun babası “Şōwa Canavarı” lakabıyla anılan Nobusuke Kişi, babasının babası ise Kişi’nin tam zıttı savaş karşıtı Kan Abe’dir.

Anne tarafından dedesi Nobusuke Kişi’ye canavar denmesinin nedeni, İkinci Dünya Savaşı öncesi Japonya İmparatorluğu’nun kukla bir devlet olarak Çin’in kuzeyinde kurduğu Mançukuo’nun yöneticiliğini yaparken orada hayata geçirdiği sert sömürgeci politikalar.

Nobusuke Kişi, İkinci Dünya Savaşı sırasında hükümette Mühimmat Bakanı Yardımcısı olarak görev aldı, savaşın Japonya’nın mağlubiyetiyle bitmesini takiben Tokyo Savaş Suçları Mahkemesi’nde “A Sınıfı” savaş suçlusu ilan edildi. Savaş sonrası komünizm tehdidine karşı ABD yönetiminin Japonya’da tutumunu yumuşatmasıyla konulduğu hapishaneden serbest bırakılan Kişi, irili ufaklı muhafazakâr partileri bir araya getirerek Liberal Demokrat Parti’yi (LDP) kurdu. Damadı ve Şinzō Abe’nin babası olan Şintarō Abe de LDP üyesi oldu. Dışişleri Bakanlığı dahil birçok önemli görevde bulundu.

Üç çocuklu Abe ailesinin en büyük oğlu Hironobu siyasetten uzak bir profil çizse de, ailenin en küçük oğlu Nobuo da abisi Şinzō gibi siyasetçi oldu. Halen Savunma Bakanlığı görevini yürütüyor.

Nobusuke Kişi’nin parti kuruculuğuna ilaveten başbakanlık yaptığı süreçte en büyük siyasi hedeflerinden biri, adaletsiz ve küçük düşürücü gördüğü savaş sonrası ABD’nin yönetiminde oluşturulan Japonya Anayasası’nın 9. Maddesi’ni değiştirmekti. Bu madde, Japonya’nın resmî bir ordusunun olmamasının temel sebebiydi.

En büyük hedefi neydi?

Dedesinin hayata geçiremediği bu büyük hedefi devralan Şinzō Abe devraldı. Abe, çok kısa süren ilk başbakanlık döneminde (2006-2007) bu konuda herhangi bir adım atamasa da, ikinci başbakanlık döneminde (2012-2020) yakaladığı başarı bu konuda adım atabilmesi için önemli bir altyapıyı sağladı. Hedefe giden bir adım olarak Savunma Dairesi’ni bakanlık statüsüne yükseltti. Ancak anayasa maddesinin değişmesi için gereken koşullar sağlanamadığından, Abe 9. Madde’yi değiştiremedi.

Bu uğraşının ortasında devlet arazisinin uygunsuz satın alımıyla alakalı Moritomo Gakuen Skandalı ile yüzleşti. Özel anaokulu Moritomo Gakuen için devlet arazisinin usulsüz ve değerinin altında satın alınmasıyla ilişkilendirilmesi, eşi Akie Abe’nin yönetim kurulunda bulunmasından ötürüydü.

2020 senesinde COVID-19 pandemisinin patlak vermesi ve ülkenin dikkatinin pandemiye yönelmesiyle 9. Madde tartışmaları rafa kalktı.

Pandeminin yaygınlaşarak tam bir krize dönüştüğü 2020 yazında, Abe ergenlik çağından beri mustarip olduğu ülseratif kolit hastalığının depreşmesiyle görevinden istifa etti. 2007 senesinde sadece bir sene sürdürebildiği başbakanlıktan ayrılması da aynı gerekçeden ötürüydü. Sağlık durumunun düzeldiğini belirterek siyasete geri dönen Abe, LDP içinde kendi grubunu oluşturmuştu, yeniden hükümet görevine gelebileceğinin sinyallerini vermekteydi.

Siyasi duruşu

Abe, aşırı muhafazakâr ve aşırı milliyetçi bir siyasetçi olmasıyla tanındı. “Güzel Bir Ülkeye Doğru” adlı kitabında, politik görüşlerinin yanı sıra siyasi duruşunu da miras aldığı dedesine dair fikirlerini de dile getirdi. Japonya’nın Japonya olmasıyla gurur duyması gerektiğinin, dedesinin yanlış bir şey yapmadığının, haksız ithamlarla Japonya için yaptıklarının önüne geçilmesinin doğru olmadığının altını çizdi.

Abe, bazı dönemlerde Japonya’nın komşularıyla ilişkilerinde gerginlik yaşanmasına yol açtı. 2002 yılında Juniçirō Koizumi’nin başbakanlığı döneminde Abe, Baş Kabine Sekreteri olarak Kuzey Kore’nin kaçırdığı Japonya vatandaşlarının ülkelerini ziyaret projesinde baş müzakereci görevini üstlendi, ülkeye gelen vatandaşların bir daha Kuzey Kore’ye dönmelerine izin vermedi. Bu durum Japonya ile Kuzey Kore arasındaki diyalog sürecini kapattı.

Kendisinin başbakanlık yaptığı süre boyunca da, 1868’den sonraki savaşlarda Japonya uğruna hayatını kaybedenlerin ruhlarını barındırdığına inanılan Yasukuni Tapınağı’nı ziyaret ederek Japonya’nın Güney Kore ve Çin arasındaki ilişkileri zaman zaman gerginleştirdi. Zira, bu ruhların arasında savaş suçlusu olarak kabul edilen kişiler de bulunuyor.

Uzun bir süre boyunca Abe’nin aşırı sağcı sivil toplum kuruluşu Nippon Kaigi üyeliği de gerginliklerin arka planında yer aldı. Devletin resmî dininin geleneksel Şinto inancı olmasını destekleyen, kadın-erkek eşitliği ve LGBT haklarına karşı çıkan Nippon Kaigi, Japonya’nın savaş suçlarının tamamen fabrikasyon olduğunu savunan bir örgüt. Alt kamarada çoğunluğu LDP’li iki yüzü aşkın milletvekili bu örgütün üyeleri arasında.

Abe’nin amacı uluslararası arenada daha aktif bir Japonya’ydı

Abe, Japonya’nın uluslararası alanda sesini yükseltmesi taraftarıydı. Bu amaçla, gittikçe tırmanan Çin tehdidine karşı Tayvan ve Hindistan gibi yeni ortaklara odaklandı. ABD-Japonya-Hindistan-Avustralya grubuyla Dörtlü Güvenlik Diyalogu’nun (QUAD) kurulmasına öncü oldu.

2015’te Japonya’nın denizaşırı ülkelerde toplu güvenlik ve Öz Savunma Birlikleri konuşlandırmalarına izin veren askerî reformları yürürlüğe koydu.

Dışişleri kadar ekonomiye de önem vererek, “Abenomics” adında üç maddeli ekonomik reform paketini sundu. Reformların hedefinde uzun yıllardır negatifte kalan reel enflasyonu yükseltme, şirket vergilerini düşürme ve kadınların çalışma hayatına daha rahat katılmaları ve bürokratik yapısal değişiklikler bulunuyordu. Tokyo’nun ikinci kez Olimpiyatlara ev sahipliği yaparak gücünü göstermesi için bizzat ünlü oyun karakteri Mario kostümü giydi.

Japonya siyasetinde nasıl bir miras bıraktı?

Şinzō Abe’nin Japonya siyaset tarihine bıraktığı etkinin tamamını aktarabilmek son derece güç. Gerek ailesi gerek hayata geçirdiği politikalar ve zaman zaman yolsuzluk davalarıyla akıllarda kalsa da, en büyük etkisi Japonya’nın ekonomik ve savunma alanlarında canlanması denebilir.

1990’ların başından beri durgun kalan Japonya ekonomisini reform paketleriyle, çok daha uzun süre neredeyse sadece ABD bazlı süregelen savunma stratejisini de alternatif savunma ortaklarıyla başlatılan diyaloglar aracılığıyla değiştirmeyi hedefledi.

Tüm koşullar göz önüne alınırsa, Abe’den geriye kalan bu değişimlerin genel akım siyasetçileri tarafından farklı boyutlarda olsa da devam ettirilebileceğini öngörmek mümkün.

Etiketler :

HABERE YORUM KAT