1. YAZARLAR

  2. M. HASİP YOKUŞ

  3. Bir insanlık trajedisi: Amude sineması katliamı
M. HASİP YOKUŞ

M. HASİP YOKUŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Bir insanlık trajedisi: Amude sineması katliamı

18 Kasım 2020 Çarşamba 16:55A+A-

Bundan tam 60 yıl önce Suriye’nin Amude kentinde yaşları 8 ile 12 arası ilkokul çağındaki 280 Kürt çocuğu; Cezayir’in kurtuluşunun konu edildiği bir filmi izlerken Şehrazad Sinemasında alevler arasında can verdi. Katılımın zorunlu olduğu, kerpiçten yapılmış, elektrik gereksinimi benzinli motorla sağlanan sinemaya, bir kısmı yerde oturtulmak suretiyle 500 civarında çocuk tıkıştırılmış. Filmin ilk yarım saati içerisinde başlayan yangın; kapıların kapalı oluşu, karanlık ve panikten kaynaklanan izdiham ve ihmaller zinciri neticesinde bir insanlık dramına dönüştü. Yine bir sonbahar mevsiminde, Kasım ayında…

Sağlıklı bir soruşturma yapılamadığı için kasta varan ihmallerin boyutu da açığa çıkarılamadı. Dahası, ilk iki yıldan sonra aileler tarafından yapılan anma etkinlikleri de yasaklanarak olay tümüyle karartıldı.

Suriye’deki Kürtlerin yaşadığı tek dram bu değil elbette. Suriye’de intifadanın başladığı 2011 yılına kadar eğitim, mülk edinme, resmi işlerde çalışma gibi her türlü kamusal haklardan mahrum bırakılmış 300 bin civarında Kürt nüfusu vardı. Bunlara her hangi bir kimlik veya vatandaşlık statüsü verilmediği için ecnebi (yabancı) kabul ediliyorlardı. Suriye’deki katı baas ideolojisine dayalı rejimin akla hayale gelmeyen her türlü insanlık dışı uygulamaları göz önüne getirildiğinde ayrıca kimliksiz bir Kürt olmanın nasıl bir trajedi olduğunu tahmin etmek güç değil.

Hafız Esed ve oğlu Beşşar döneminde Baas diktatörlüğünün işlediği zulüm ve cerimeleri normal insan hafsalası ile tahayyül etmek mümkün değil. Seydnaya, Tedmür ve Sıcın Sırri (gizli cezaevleri) olarak isimlendirilen asayiş ve muhaberata bağlı işkencehanelerde sergilenen vahşetler, kendisinden bir daha haber alınamayan veya akıl sağlığını yitiren insanların haddi hesabı yok.

Ortadoğu intifadaları başladığında bunun bir şekilde Suriye’ye de sıçrayacağını bu ülkeyi birazcık tanıyanlar az çok tahmin ediyordu. Onurları, insanlıkları, özgürlükleri bu denli çiğnenen bir toplum daha neyi bekleyecekti ki?

Mart 2011’de Suriye’de insanca bir yönetim adına talepler yüksek sesle dillendirilmeye başlandığında tepkileri merak edilen kesimlerin başında Suriye’deki Kürtler geliyordu. Suriye’nin tüm şehirlerine dalga dalga yayılan devrim coşkusu karşısında rejimin tek bildiği ve mahir olduğu vahşeti daha da tırmandırmak çare olmamıştı. 2013 yılına gelindiğinde Suriye topraklarının büyük çoğunluğu muhalifler tarafından kontrol ediliyordu. Diğer muhalifler gibi Kürtler de dağınık ve farklı çatılar altında intifada kervanına katılmıştı. Artık bu bölgeleri kontrol edemeyeceğini anlayan Baas rejimi (ve akıl hocası İran) Kürt bölgesini PKK’nin uzantısı olan PYD’ye teslim ederek geri çekildi. PYD, bu bölgede rejimin emniyet subapı işlevi üstlenerek muhaliflere karşı cephe açtı. Baas rejimi ve İran’ın desteğini alan PYD diğer tüm muhalif unsurları sindirerek veya tehcire zorlayarak bölgedeki varlığını güçlendirdi.

Muhaliflere ihanet eden PYD bulduğu ilk fırsatta Esed ve İran’a da ihanet ederek ABD’yle iş tutmaya başladı. ABD’den aldığı binlerce tır silah ve lojistik destekle IŞİD karşıtı koalisyonun kara gücü olarak batı dünyası nezdinde bir meşruiyet ve sempati kazanan PYD’nin bu yeni ittifakı, Türkiye başta olmak üzere bölgedeki diğer güç unsurlarına rağmen başarıya ulaşabilecek mi?

Hâlihazırda sancılı ve karmaşık bir hal alan bu süreç bu yazının da esas konusunu teşkil ediyor.

1.Türkiye karşıtlığı temelinde kendisini konumlandıran PKK’nin direk veya dolaylı olarak desteklediği bir oluşumun başarılı olma şansı var mı?

Bilindiği gibi HDP hegemonya kurduğu bölgelerde ABD ve Fransa’nın desteğiyle “rojava” diye isimlendirdiği bölgede 3 tane özerk kanton oluşturmuştu. Cezire, Kobani ve Afrin. Türkiye 2018 yılı başında Fırat’ın batısında “Zeytin Dalı” operasyonu başlatarak Afrin’e girdi. Akabinde PYD’yi Ra’sülayn ve Telabyad’dan da çıkardı. Türkiye, tehdit algısının düzeyine bağlı olarak gerektiğinde Fırat’ın doğusundaki Cezire’ye de müdahale edeceğini tahmin etmek güç değil.

2. Suriye ve İran rejimlerinin himayesiyle gelişip serpilen PKK’nin son kertede ABD’yle iş tutması bu kadim uzlaşıyı zedeledi. Bu iki gücün desteği olmadan PKK’nin Kandil’de barınıp Suriye’de hegemonya kurma imkânı var mı?

3. Bilindiği gibi tek başına bir iktidarın çok zor hatta imkansız olduğunu fark eden PYD, ABD ve Fransa’nın da telkin ve yönlendirmeleriyle Barzani’ye yakın olan ENKS ile ittifak arayışına girdi. Irak Kürdistan’ında Bölgesel Kürt Hükümeti ile PKK arasında ciddi ihtilaf ve çelişkiler varken bağlantılı grupları üzerinden (PYD – ENKS) bir ortaklık kurmaları mümkün mü?

Bölgenin fiili liderliğini yürüten Mazlum Abdi’nin bu karmaşık ilişki dengesini hâlihazırda iyi idare ettiğini söylemek mümkün. Ancak, bölgedeki güç odakları arasında çelişki ve çakışan çıkarlar o kadar fazla ki Mazlum Abdi’nin bunu salt iyi bir diplomasi yürütmekle aşmasına imkân yok. IŞİD karşıtlığı üzerinden devşirilen sempatinin de ancak bir yere kadar işe yaradığını Afrin Operasyonunda gördük.

HDP 13 Kasım günü Amude Sineması Katliamı dolayısıyla partinin internet sayfasındaki yayınladığı mesajda :“Rojava halkı ve Amûdêliler, bugün hem Amûdê Katliamlarının tekrarlanmaması hem de insanlık düşmanı cihatçıların ve onların hamisi olan güçlerin benzer katliamları gerçekleştirmemesi için mücadele etmeye, insanlık düşmanı politikalara karşı yaşamı savunmaya devam ediyorlar.” Şeklinde bir cümle serpiştirmeyi ihmal etmedi. “Amude Sineması Katliamı” ile “insanlık düşmanı cihatçılar” ne alaka? Diye mantıklı bir cevap beklemeyin. PKK ve bağlantılı tüm kurum ve kuruluşlarının tavır ve yaklaşımları “din karşıtlığı” prizmasından süzülerek şekil almaktadır.

Kürt halkına ödettiği bunca bedele rağmen bir arpa boyu kadar yol alamayışının, hiçbir ilke ve değer tanımadan yürüttüğü politikaların ve siyasi tükenmişliğinin temel sebebi bu bilinç sapmasıdır.

Amude Sineması Katliamını çocukluğumda ilk kez Necmeddin Deriki’den dinlemiştim. Yürekleri dağlayan gerçek bir trajediydi. Aradan 60 yıl geçmesine rağmen acısı hiç dinmedi. Bu insanlık dramında yüreği yanan anne, baba ve kardeşlerin bir kısmı belki de alevler arasında can veren körpe yavrularına kavuşmuştur. Rabbim merhametiyle mukabelede bulunsun, mekânları cennet olsun…

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum