Afganistan’da direnişten devlet inşasına geçiş

Afganistan’da direnişten devlet inşasına geçiş

Yasin Aktay, Taliban’ın 2021’de ABD işgalini sona erdirmesinden sonraki beş yılı, Afganistan’ın askerî bağımsızlıktan devlet ve ekonomi inşasına geçiş süreci olarak değerlendiriyor.

Yeni Şafak / Yasin Aktay

Afganistan’da beş yıl: İşgalden kurtuluştan devlet İnşasına bir dekolonizasyon hikayesi

Afganistan’da Taliban’ın Kabil’e girerek yirmi yıllık Amerikan işgaline fiilen son vermesinin üzerinden beş yıl geçti. 15 Ağustos 2021’de yaşanan hadisenin anlamını bugün, ilk günlerin gürültüsünden biraz daha uzakta değerlendirebiliyoruz. O günlerde de bunun her şeyden önce bir bağımsızlık ve kurtuluş hadisesi olduğunu söylemiştik. Beş yılın ardından bu hükmü değiştirmeyi gerektirecek bir durum yok; aksine Afganistan’ın kat ettiği mesafe bu hükmün anlamını daha görünür hale getiriyor.

ABD 2001’de Afganistan’a girerken Taliban’ı tasfiye edeceğini, terörü ortadan kaldıracağını ve kendi değerleri doğrultusunda yeni bir Afganistan kuracağını söylüyordu. Yirmi yıl, trilyon dolarları aşan savaş maliyeti ve tarifsiz insani bedellerden sonra geride bıraktığı rejim birkaç gün içinde çöktü. Cumhurbaşkanı Eşref Gani ülkesinden kaçtı, Taliban Kabil’e girdi ve son Amerikan askeri de 30 Ağustos 2021’de Afganistan’dan ayrılırken uçakların tekerlerine ve kanatlarına tutunarak Taliban’dan kaçan Afganlıların görüntüsü ABD’nin işgal semeresi olarak zihinlere kazındı.

Buna ne denirse densin, dünyanın en büyük askerî gücünün yirmi yıl işgal ettiği ülkeden hedeflerine ulaşamadan çekilmek zorunda kalması bir basit bir yenilgi değil bir hezimettir. Afganlar açısından ise bütün sorunlarına rağmen bir bağımsızlık zaferidir. Afganlar bunu “Fetih” olarak niteleyip, yönetimi devraldıktan sonra daha önce kendilerine en ağır suçları işlemiş olanları da dahil olmak üzere herkesi affederek Peygamber efendimizin Mekke’yi fethederken yaptığı uygulamayı Sünnet olarak takip ettiklerini söylediler.

Afganistan Savunma Bakanı Mevlevi Muhammed Yakub Mücahid’in beşinci yıldönümünde söylediği “Artık ne siyasetimiz, ne güvenlik ve savunma güçlerimiz, ne de ekonomimiz kimseye bağlı” sözü, Taliban’ın bugün kendi tecrübesini nasıl okuduğunun iyi bir özeti gibi. Aynı mesajı Başbakan Molla Muhammed Hasan Ahund da veriyor: Afganistan başka ülkelerle barış, güvenlik ve refah içinde yaşamak istiyor; topraklarının başka ülkelere karşı kullanılmasına izin vermeyecek, ama kendisine karşı müdahale ve komploları da kabul etmeyecek.

AFGANLAR BAĞIMSIZLIKLARINI KAZANDIKTAN SONRA NE YAPTILAR?

Taliban’ın devraldığı Afganistan normal bir ülke değildi. Yaklaşık 45 yıldır savaşan; Sovyet işgalini, mücahit gruplar arasındaki kanlı çatışmaları, Taliban’ın ilk dönemini ve ardından yirmi yıllık Amerikan-NATO işgalini yaşamış bir ülkeydi. Böyle bir ülkede ilk ihtiyaç ideolojik tartışmalardan önce güvenliktir.

Bugün Afganistan’da, bütün eksikliklerine rağmen, ülkenin hemen tamamında işleyen merkezî bir otorite var. Taliban karşıtı çok sayıda silahlı oluşumdan söz ediliyor ama bunların hiçbiri kalıcı bir coğrafi hâkimiyet kurabilmiş değil. BM değerlendirmeleri de bu grupların Taliban’ın ülke üzerindeki hâkimiyetine ciddi bir meydan okuma oluşturamadığını söylüyor. Daha önemlisi, kırk yıllık savaştan yorulmuş Afgan toplumu yeni bir iç savaşın insan kaynağı olmaya hevesli görünmüyor.

Bu küçümsenecek bir başarı değildir. Afganistan gibi etnik, kabilevi ve bölgesel fay hatları üzerinden sürekli parçalanmaya müsait bir ülkede beş yıldır yeni bir iç savaşın çıkmamış olması bile başlıbaşına Taliban yönetiminin en önemli başarılarından biri sayılabilir.

İkinci önemli alan uyuşturucuyla mücadeledir. Afganistan, Amerikan işgali yıllarında dünyanın en büyük afyon üretim merkezlerinden biri olmaya devam etmişti. “Terörle mücadele”, demokrasi ve modernleşme iddiasıyla ülkeyi işgal eden güçlerin varlığı altında uyuşturucu ekonomisinin ulaştığı boyut başlı başına sorgulanmayı hak ediyor. Taliban yönetimi ise uyuşturucu üretimi ve ticaretine karşı sert bir mücadeleyi kendi yönetiminin temel politikalarından biri haline getirdi. Bugün hükümet güvenliğin sağlanması, yolsuzluğun dizginlenmesi ve uyuşturucuyla mücadeleyi beş yıllık bilançosunun temel başarıları arasında sayıyor.

Üçüncü alan ise belki daha da önemlidir:

DİRENİŞTEN İMARA GEÇİŞ

Uluslararası yaptırımlara, Afgan varlıklarının dondurulmasına ve ciddi finansal izolasyona rağmen yollar, köprüler, demiryolları ve sulama projeleri yapılıyor. Çiftçiyi desteklemek ve su kaynaklarını değerlendirmek üzere 600 baraj projesine yatırım yapıldığı bildiriliyor.

Buna şimdi her gün temeli atılan yeni sanayi tesislerini, yeni telekomünikasyon yatırımlarını, Çin ve Özbekistan’la geliştirilmeye çalışılan transit koridorlarını ve TAPI doğal gaz boru hattındaki ilerlemeyi ekleyebiliriz. Bunların her biri tek başına devasa ekonomik başarılar olmayabilir. Ama hepsi birlikte Afganistan’ın zihnindeki değişimi gösteriyor: Savaş meydanında bağımsızlığını kazanan ülke şimdi ekonomik bağımsızlığını kurmaya çalışıyor.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Molla Berader ticareti siyasi ihtilafların rehinesi haline getirmeden Afganistan’ın coğrafi konumunu bir transit ve ticaret avantajına dönüştürmeye davet ediyor. Afganistan, Asya’nın ortasında sürekli savaşların geçiş güzergâhı olmaktan çıkıp ticaret yollarının geçiş güzergâhı olmak istiyor.

Belki beşinci yılın en önemli dönüşümü tam da budur: Cihattan imara, direnişten inşaya, savaş ekonomisinden üretim ekonomisine geçme arayışı.

ULUSLARARASI TECRİT DE ANLATILDIĞI KADAR MUTLAK DEĞİL.

Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki’nin verdiği bilgiye göre Afganistan bugün 40’tan fazla diplomatik misyonla ilişki yürütüyor; vizeler veriliyor, Afgan pasaportları kabul ediliyor, heyetler gidip geliyor ve ekonomik sözleşmeler imzalanıyor.

Muttaki’nin beşinci yıldönümünde sorduğu soru aslında Batılı başkentlerin de kendilerine sormaları gereken bir sorudur: “İslam Emirliği ile ilişki kurmayan ülkeler geçen beş yılda ne kazandı?”

Çünkü Taliban’ın bugünkü mesajı dünyaya kapanmak değil. Tam tersine, ABD’ye bile söylenen şudur: Afganistan’a geri gelebilirsiniz; fakat askerinizle değil diplomatınızla, bombardıman uçağınızla değil yatırımınızla. Madenlere, yollara, barajlara yatırım yapabilirsiniz. Afganistan dünyayla ilişki istiyor, ama işgal edilmiş bir ülke olarak değil, bağımsız bir ülke olarak.

Taliban’ın önündeki büyük sınav artık savaşmak değil, devlet kurmaktır. Hukuku kurumsallaştırmak, eğitimi bütün topluma yaymak, şûrayı ve toplumsal katılımı geliştirmek, farklı Afgan unsurlarını sisteme dahil etmek, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak zorundadır.

Taliban yirmi yıl boyunca dünyanın en güçlü askerî ittifakına karşı savaştı ve sonunda onu ülkesinden çıkardı. Şimdi önünde daha zor bir mücadele var: barışı kalıcılaştırmak, uyuşturucuyu ortadan kaldırmak, yoksulluğu azaltmak, geri dönen milyonlarca Afganı yeniden topluma katmak, yollar, barajlar, fabrikalar ve ticaret koridorları kurarak ülkeyi ayağa kaldırmak.

İNGİLİZ İŞGALİNDEN KURTULUŞUN 107. YILI ile Amerikan işgalinden kurtuluşun beşinci yılının aynı günlerde kutlanması da Afgan hafızası bakımından son derece anlamlıdır. Afganistan’ın modern tarihinin değişmeyen mesajı, büyük güçlerin bu ülkeye girerken kendilerinden çok emin, çıkarken ise neden girdiklerini sorgular halde olmalarıdır.

Belki bundan sonra dünyanın Afganistan’a öğreteceği şeylerden önce Afganistan tarihinin dünyaya öğrettiği bu basit dersi hatırlamak gerekiyor:

Afganistan işgal edilmesi kolay görünen, fakat boyun eğdirilmesi mümkün olmayan bir ülkedir.

Şimdi Afganların önündeki görev, askerî zaferle kazandıkları bağımsızlığı adalet, eğitim, üretim, refah ve iyi yönetimle tahkim etmektir.

HABERE YORUM KAT
1 Yorum
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir