
"Ateş azabı onlara ansızın gelir de kendilerini şaşkına çevirir"
“Bilakis kıyametteki ateş azabı onlara ansızın gelir de kendilerini şaşkına çevirir. Bir daha onu geri çeviremezler. Kendilerine mühlet de verilmez.”

“Bilakis kıyametteki ateş azabı onlara ansızın gelir de kendilerini şaşkına çevirir. Bir daha onu geri çeviremezler. Kendilerine mühlet de verilmez.” (Enbiya: 40)
Allah Teala bu Ayet-i kerimede, azabın ne zaman geleceğini soran kâfirlere cevap veriyor ve kıyametin aniden kopup ondaki cehennem azabının aniden geleceğini, kâfirlerin bu ateşe karşı kendilerini savunamayacaklarını ve o ateşe girmemek için kendilerine herhangi bir mühlet de verilmeyeceğini beyan ediyor.
Evet o azap, o dünya yıkılışı ansızın, hiç beklemedikleri bir şekilde gelecek de şaşırıp kalacaklar, hiçbir şey yapamayacaklar. Ve asla geri dönme imkânları olmayacak. Yâni kendilerine asla mühlet de tanınmayacak. Evet Allah müslümanlara vadini tamamlayıp ta kâfirlerin dünyada yıkılışları, hezimetleri bir başladı mı veya akılları baştan alan, yürekleri hoplatan kıyâmetin o korkunç sayhası bir başladı mı, Allah’ın melekleri onların defterlerini dürmek üzere yeryüzüne inmeye bir başladılar mı, denizler kaynamaya, yıldızlar yerinden oynaya bir başladı mı artık onların zilletleri o gün çok daha büyük olacaktır.
Allah Teala kıyametin ne zaman kopacağını gizleyerek, mükelleflere, günahlarından tevbe etmeleri için imkân vermiştir. Zira kıyametin ne zaman kopacağı belli olsaydı, insanlar ister istemez tevbe edeceklerinden bu tevbeleri makbul olmayacaktı.
TABERİ TEFSİRİ
Râzî’nin bu ayete dair yaptığı analizler şu temel başlıklar altında toplanır:
1- Râzî’ye göre müşrikler, "Bu vaat (kıyamet/azap) ne zaman gerçekleşecek?" diye sorarken aslında zamanı merak etmiyorlardı; amaçları peygamberle alay etmek ve o azabın asla gelmeyeceğini ima etmekti.
Râzî’nin İzahı: Allah, azabın geleceği tam vakti (kronolojik saati) söylememiştir. Çünkü vaktin gizli kalması, insanı her an teyakkuzda tutar ve itaate daha çok sevk eder. Allah vakti bildirmek yerine, o vaktin niteliklerini (vasıflarını) anlatmıştır ki bu, tehdit ve uyarı açısından çok daha etkilidir.
2- Ayet, azabın veya kıyametin onlara "bağteten" (ansızın) geleceğini söyler. Râzî bu kelime üzerinde kelâmî bir ufuk açar:
Hazırlıksız Yakalama: Eğer azap geleceğini önceden belli eden alametlerle, yavaş yavaş gelseydi; inkârcılar kendilerince önlem almaya çalışır, psikolojik olarak duruma alışır ya da kaçış yolları ararlardı.
Aklî Delil: Ansızın geliş, insan aklının ve tedbirinin tamamen devre dışı kaldığı andır. Râzî, bu kelimenin müşriklerin zihnindeki "güvenlik" algısını paramparça ettiğini belirtir.
3. "Fe-Tebhetuhum" (Dehşete Düşürme) Kavramı
Râzî, ayette geçen "beht" (mübehet) kavramını psikolojik ve epistemolojik açıdan inceler:
Zihnin Durması: "Beht", bir insanın hiç beklemediği bir gerçekle karşılaşınca doğrunun ne olduğunu ayırt edemeyecek kadar büyük bir şaşkınlığa düşmesi, dilinin tutulmasıdır.
İnkârcılar dünyada Müslümanlarla alay ediyor, laf cambazlığı yapıyor ve argüman üretiyorlardı. Ancak o azap geldiğinde, karşılaştıkları dehşet karşısında tüm delilleri, itirazları ve söyleyecek sözleri kuruyacaktır. Akılları hayretten donakalacak, ne yapacaklarını bilemeyeceklerdir.
4. İki Çaresizlik Kamçısı: Geri Çevirememek ve Mühlet Alamamak
Fahreddin er-Râzî, ayetin sonundaki iki olumsuzlamayı (Nefiy) insanın acziyetini perçinleyen iki büyük darbe olarak nitelendirir:
Râzî’ye göre bu ayet, Allah'ın adaletinin ve tehdidinin (vaîd) kesinliğini gösterir. Dünyada kibirle ve aklına güvenerek "Hadi getirin şu azabı" diyen insan inkârcılığı; azabın baskınlığı, zihni felç edişi, savuşturulamaz oluşu ve asla ertelenmeyişi karşısında tam bir çöküş yaşayacaktır. Râzî, ayetin bu üslubuyla müminlerin kalbini teselli ettiğini, kafirlerin ise kalbine korku saldığını vurgular.
TEFSİRİ KEBİR



HABERE YORUM KAT