1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Anlamın yerini alan yeni marazlar
Anlamın yerini alan yeni marazlar

Anlamın yerini alan yeni marazlar

İsmail Kılıçarslan, çağımızda tüm anlam kaynaklarının çöktüğünü ve insanın ancak kendini yeniden konumlandırarak bu boşluğu aşabileceğini ifade ediyor.

25 Nisan 2026 Cumartesi 14:34A+A-

Yeni Şafak / İsmail Kılıçarslan

Boşu boşunalık

“Sonra yavaş yavaş kayıtsızlık gelip oturuyor böğrüne ruhunun. Kayıtsızlık. Kâinat içinde varlığını hiçliğin içinde yitirmek. Derin bir anlamsızlık. Varlık ile yokluğun farkının silindiği o sınır bölge, bir nevi araf. Varolmak yakıcı; yokluk daha da yakıcı. Yokluk, soğuğun yaktığı gibi yakıyor: Görünmez, sessiz, içten, usul usul. Varlık ise gürül gürül yanan bir alev gibi.

Üç beş gencin ruhuna musallat olsa gene iyi bu anlamsızlık. Her olaya, her duruma, her insana, her yüze sirayet ediyor. Oradan her şeyi renksiz bırakıyor. Bu çağda hepimiz soluyoruz bu havayı.”

Yukarıdaki satırlar, Cins Dergisi’nin mayıs sayısında Mustafa Ulusoy imzasıyla yayınlanacak “Hiçliğin soğuk ateşi” yazısından.

“Hiçbir anlamın anlamlı gelmediği bir anlamsızlığa sıkışıp kaldık” desem bana kulak kesilir misiniz? Bence kesilmelisiniz zira durum bence tam olarak bu hepimiz açısından. Size tuhaf gelecek ama geçtik inancın, milliyetin, ideolojinin, cinsiyetin, ailenin, okulun bir “anlam yaratması” fikrini, artık bana öyle geliyor ki “görünmek, beğenilmek, arzulanmak, para kazanmak, şöhret sahibi olmak, kariyer yapmak” falan gibi “sanal ve ikame anlamlar” bile anlamını yitirmiş durumda insan için.

Bir bakıma Turgenvey’in Rus kilisesine itiraz olarak geliştirdiği “Nihilizm” yahut merkez Avrupa’nın içine düştüğü savaş rüzgarına tepki olarak ortaya konulan “Dadaizm”, savaş sonrası yorgunlukla harmanlanan “Varoluşçuluk” ve hatta kendilerini “anlamsızlığa kadar özgür” hisseden Beatnik kuşağı bile bu yeni “anlamsızlık dalgasının” yanında çırak kalıyor.

Tam bir “boşu boşunalık çağı” geldiğimiz yer. Her türlü anlamın buharlaştığı, daha doğrusu buharlaştırıldığı, yaşamak için tutunmak gereken anlam kümelerinin yok olduğu ve insanı “tüm dikkatleri elinden alınmış bir ürün”e dönüştüren çok sert bir dalgadan söz ediyoruz.

Dijital dünyanın cehennem kısmının en dipte kıyıda kalmış, en korkunç, en sapıkça fikirler üzerinden insana bir “anlam” önermesi, önerebilmesi de tam burasıyla ilgili. Anlam yok olunca çok çeşitli marazlar, anlam olarak ikame edilebiliyor artık kolaylıkla.

Eskiden bu marazlar mesela paraya tamah, koltuğa merak, popüler olmaya düşkünlük gibi tanıdığımız, hakkında az çok bilgi ya da fikir sahibi olduğumuz durumlar üzerinden karşımıza çıkıyordu. Şimdi bu marazları bilmiyor, tanımlayamıyoruz bile.

“Durum tespit edip durma, çözüm öner” derseniz aslında derim ki “çok belirgin bir çözüm önerim yok bu yeni hale ama birkaç önerim var.”

İlk önerim şu: “Bakış açınızı değiştirin” diyen zibidilik biçimine pek gönül indirmeyin. Bakış açısı “bakarak” değişmez. Bakış açısı, önem listenizi güncellemekle değişir. Ya da bu yeni durumla ilgili olarak ifade etmem gerekirse “önem listesi yapmak”la değişir. Sizin için neyin önemli olduğunu doğru tespit edemezseniz kendinizi o telefonun yeni modelini alabilmek için 8 saat kuyruk beklerken bulursunuz ve doğal olarak anlam sizi usulca terk eder.

İkinci önerim şu: Kendinizden daha önemli bulduğunuz bir şeye tutunun ve bu tutunduğunuz şey dijital dünyanın cehennem kısmına değil gerçek dünyanın gerçek ve iyi kısmına ait olsun. Nedir o? Bilmem. Onu herkes tek başına bulacak. Ama bir şey biliyorum. Herkes bir şey bulmak zorunda.

Üçüncü ve son önerim de şu: Kendini kendinle meşgul etmeyi öğrenmek ve bunu bir alışkanlığa dönüştürmek. Başkasının sahip olduğuyla ya da olmadığıyla değil, başkasının imkanıyla ya da imkansızlığıyla değil; kendi sahip olduklarınla ve kendi imkanlarınla kendini “olabileceğin en iyi insan haline getirmek için” uğraşmak.

Kendinle meşgul olursan rahatlıkla söyleyebilirim ki “anlamlı bir hayat”a doğru ilerleme imkanın olacak. Bu da seni “senden daha büyük” bir şeyin farkına vardıracak. Kendini gereksiz yere önemsemeyecek, kendinle ne yapacağını bilemeden kafası kesilmiş tavuklar gibi dolaşıp durmayacaksın.

“Kendini bilmek” neydi? Bunun sendeki cevabının ne olduğuna karışamam elbette ama bendeki cevabı çok net: Kendini bilen Rabbini bilir.

HABERE YORUM KAT