1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Amerika'nın "özgürlük" masalıyla şekillenen katliam tarihi
Amerika'nın "özgürlük" masalıyla şekillenen katliam tarihi

Amerika'nın "özgürlük" masalıyla şekillenen katliam tarihi

Mehmed Mazlum Çelik, ABD’nin Venezuela müdahalesini Amerika kıtasında özgürlük iddiasıyla yürütülen tarihsel emperyal şiddetin güncel bir halkası olarak değerlendiriyor.

04 Ocak 2026 Pazar 13:34A+A-

Mehmed Mazlum Çelik/Fokusplus

Bir Özgürlük Masalı: Panama'yı Çaldılar, Meksika'yı Yaktılar, Şili'yi Zindana Çevirdiler

ABD, Venezuela lideri Nicolas Maduro’yu kaçırarak uluslararası tüm temayülleri ve hukuku ayaklar altına aldı.

Yarın ne olacağını anlamak adına ABD’nin dün Amerika kıtasında yaptıklarına bakmak gerekir.

Beyaz Saray, bu harekatı uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı ve narco-terörizme karşı legal bir mücadele gibi lanse edecek ve Venezuela’nın özgürleştiğini iddia edecek. 

Buyurun ABD’nin Amerika kıtasında “özgürlük” iddiasıyla yaptığı katliamlara yakından bakalım.

Panama aslında Kolombiya’nın toprağıydı

Bugün Panama olarak bildiğimiz ama ABD’li şirketlerin neredeyse her köşesini yağmaladığı toprak parçası esasen Kolombiya’nın toprağıydı. 20. Asrın başından itibaren ekonomik yaptırımlar ve askeri harekâtlarla bu bölgeyi anavatandan koparmayı başardı.

Panama bugün dünyanın her yerinde kara paranın aklandığı, uyuşturucu trafiğinin döndüğü, turistik bölgelerin ABD’nin büyük otellerine sudan ucuz paralarla satıldığı fukara bir ülkedir. ABD’nin burayı özgürleştirdiği iddiası ise tamamen asılsızdır.

Direnmenin bedelini Meksika fazlasıyla ödedi

ABD’nin sınır komşusu olan Meksika bu konuda en mustarip ülkelerin başında gelir. Toprakları yağmalanan, ekonomisi çökertilen Yeni Kıtanın kavruk adamları Meksikalılar, en fazla katledilen halkların başında gelir.

Pancho Villa

Pancho Villa ve Abraham Gonzalez gibi cesur Meksikalılar ABD kuklası diktatör General Porfirio Díaz’a karşı isyan edip başarılı oldular. Öte taraftan Meksika halkı özgürlüğün bedelini ağır yaptırımlarla ödemek zorunda kaldı. 

Başta Texas olmak üzere her şeyiyle Meksika olan toprakların işgali şöyle dursun ABD bugün Meksika’da fukaralığın da baş müsebbibidir. 

Şili’nin başını yakan da Dominik’te katliam yapan da ABD’ydi

İnsanlık tarihine geçen en habis diktatörlerden olan General Pinochet’i Şili’nin başına bela eden ABD’ydi. Komünizm bahane edilerek koca bir ülke kapalı cezaevine çevrildi ve on binlerce fail-i meçhulün meydana gelmesine ABD ön ayak oldu.

Bölgeye özgürlük getirdiğini iddia eden ABD, 1965 senesinde Dominik Cumhuriyeti’nde on binlerce insanın katlinin bir numaralı failiydi. Üstelik Dominik halkının tek suçu ABD şirketlerine olan borçlarını ödeyememesiydi. 

Bu kadar da olmaz diyecek gibi olduğumuz noktada Guatemala’nın acı tarihi insanlık adına daha da utanç duymamıza neden oluyor. Koca bir ülkeyi tekeline alan yalnızca bir şirketin çıkarlarını korumak adına yaklaşık 20 Milyonluk ülke halkı ABD ordusu tarafından haftalarca katledildi. 

Dünyada kimsenin bu katliama sesi dahi çıkmadı. 

Ölen öldüğü ile kalırken ABD, çıkarlarını korumayı başardı. 

Ekonomik ambargo kartelleri güçlendirdi

Amerika kıtasında ABD ve Kanada hariç neredeyse tüm ülkeler ekonomik zorluklarla cebelleşiyor. Üstelik bu kıtadaki enerji kaynakları ve ham madde rezervleri dünyanın geri kalanından çok daha bereketli olduğuna düşününce bunun nasıl mümkün olduğu sorusu önem kazanıyor.

ABD neredeyse tüm kıtayı acımasızca sömürmektedir. Bölge ülkelerinde yaşayan insanların çoğu ekonomik imkansızlıklara karşı hayatta kalmak için iki yolu tercih etmek zorunda kalıyor. İlki ABD’ye göç ederek orada yeni bir hayat kurmaya çalışmak ve diğeri de başta uyuşturucu olmak üzere sıcak paraya kolay yoldan ulaşmak.

İkinci yol, devletin onayının dışında olması sebebiyle bu büyük parayı ele geçirmek ve kontrol etmek üzere uluslararası bağlantıları olan karteller ortaya çıkıyor. ABD bu kez kendi yarattığı göç ve kartel canavarlarına karşı kıta ülkelerini suçluyor.

Venezuela örneği ortada; ama Kolombiya ve Küba da topun ağzında olan ülkeler olarak öne çıkıyor.

ABD’ye neredeyse komşu sayılabilecek Küba; sayısız askeri operasyonlar ve ambargolarla yıllardır terbiye edilirken Kolombiya da benzer bir kaderi tecrübe ediyor.

Kıtanın örnekleri artırılabilecek kısa tarihi kabaca böyleyken gelelim can alıcı soruya…

Nicolas Maduro

Chávez’in başardığını Maduro neden başaramadı?

2002 yılında ABD, Chávez’e yönelik eşi benzeri görülmemiş bir harekat başlattı. Bu harekât içeriden destekli ve son derece kurnazca planlanmıştı.

Chávez’in arkasında ise iki büyük güç bulunuyordu; halk ve Rusya.

Halkı meydanlara çağıran Chávez bu ahlaksız darbe girişimini püskürtürken Rusya’dan çekinen ABD, askeri seçeneği gereğinden fazla zorlayamadı. Ordu içindeki askerlerin büyük bölümü ve halk Chávez’e adeta etten duvar örerek ABD’nin başarısız olmasına neden oldu.

Bugün Maduro’nun halk desteğini olmasa da ordu içinde büyük bir destek kaybı yaşadığı aşikar. Elbette en büyük müttefiki olan Rusya’nın Ukrayna savaşıyla neredeyse tüm uluslararası manevra alanını kaybetmesinin büyük etkisi bulunuyor.

Çin’in Rusya’dan boşalan stratejik gücü doldurmasını beklemek safdillik olacaktır. Çin’in Uzak Asya’nın ötesini görebilecek bir dış vizyonu olmadığı gibi böylesi bir tarihi tecrübesi de bulunmamaktadır. Bunu iyi bilen ABD, Rusya’nın hinterlandına giren hemen hemen her noktada İsrail ile stratejik hamleler yapmaktan çekinmiyor. 

ABD’nin Venezuela ile işi bittiğinde Afrika dosyasını açacağı aşikâr. Rusya’nın Afrika’da boşalan gücünü Siyonist İsrail, ABD desteği ile doldurmak istiyor. Bu noktada Washington’u düşündüren ve frenleyen ülke olarak Türkiye öne çıkıyor. Bu konuya Afrika’daki stratejik gelişmeleri ele alacağımız dosyalarda ayrıntılı bir şekilde ele alacağız.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum