Türkmen'de bu büyük taş oyma eseri sanatçısından müsaade alarak İrşad Kitabevi'ne diğer adıyla Daru'l Erkam'a hediye etti. Ve bu taş oyma kelime-i tevhid lafzı binanın konferans salonuna asıldı. Kemal Kök tarafından okunan Kur'an-ı Kerim ve anlamından sonra "Müslümanların dünü, bugünü ve gelecek tasavvurumuz" konulu konferans başladı. Hamza Türkmen müslümanların en çok kaybettikleri boyutun Kur'ani perspektif olduğunu vurguladı. Düşünme yönteminde, akaid konusunda, Rasul'ün (s) siretine ve sünnetine yaklaşımda, kelam ve fıkıh meselelerine yaklaşımda müslümanların Kuran perspektifi ile bakma diriliğini tarihi süreç içinde yitirdiklerini söyledi. Usul konusunda ise şu sözlere yer verdi: "Usulsüz hiç bir şey olmuyor. Direniş de olsa yardım da toplanılsa, evlilikler de yapılsa Allah'ın kitabını ölçü edinmek konusunda net, nezih, sağlıklı sahih bir usül bilgisine sahip değilseniz, mutlaka fırtınalara yakalanacaksınız, tekneniz su almaya başlayacak demektir."
"İslam biz bilinci ile yaşanıyor. Her namaz da Fatiha suresini okurken bu sözümüzü ifade ediyoruz. İslam batılı paradigmayı aydınlanma felsefesini oluşturan öğelerden kayıtsız özgürlük, yani ben merkezci bir hedefi gütmez. Bu insanın ululanmasıdır. İslam İslami şahsiyeti inşa etmeye çalışır, tek başına bireyi değil. Bireyi veya yığın kültürüne sahip olan beşeri şahsiyet olmaya yönlendirir. Ve o şahsiyet tek başınada olsa diğer şahsiyetlerle de buluşup istişari temelde biz olayını gerçekleştirmeye çalışır. Çünkü Kur'an yeryüzünü imar edelim diye gelmiş, ve toplumsal yaşayışımıza rehber olmak ölçü olmak için gelmiş bir kitaptır. Vahiy temelli biz bilinci bizi yeniden Mekke'de nüvesi atılan Medine'de kurumlaşan sahih Kur'an toplumuna yeniden ulaştırır veya o ölçülerle canlandırır.
Ümmet diyince ne anlıyoruz? Ümmet bir memleket midir? Ümmet olmak devlet olmak mıdır? Ümmet olmak bir inanç veya ortak payda doğrultusunda buluşan kenetlenen insan topluluğu mudur? Tabii ki sonuncusu. Arapça çözümlemesiyle ümmet bir topluluktur. Müslümanların en tartışmasız en muhkem en asıl en temel ortak paydamız ise Allah'ın ilettiği korunmuş olarak bize kadar gelen Kuran-ı Kerim'dir. Hayatımıza yön vermek için gelmiş bir rehber. Ve o rehberin ölçüleri toplanan insanlara biz Kuran ümmeti, İslam ümmeti diyoruz.
İslam ümmeti demek aynı zamanda yaşayışları, tasavvurları, perspektifleri, sistemleri, değerleri , sorumlulukları, ölçüleri aynılaşan temel konularda hayata bakış, akaide bakış, kültüre bakış, sorumluklara bakış konusunda temel ölçüleri aynı olan insanlar yekünü demektir. Bu tanıma yakın en ideal yapıyı Medine'de kurumlaşan Rasul ve Rasulle beraber olan insanlar kümesinde görüyoruz. Örnek bir toplumdur o toplum."
Türkmen şehit kavramına ise şu açılımları getirdi: "Kuran'da şehit yaşayan insanlar için kullanılıyor. Vahyin tanıklığını yapan bir insan. Kuran'da Allah için ölene değil (buda önemli bir makamdır ve İslam kültüründe şehitlik olarak tanımlanır) vahyi kuşanan ve ahlak edinen öncü olan tutarlı dengeli insana şehit deniyor. Vahyi yaşamlaştırmamız, vahyi sosyalleştirmemiz eylemidir şehitlik. Dolayısıyla hepimiz şehitler olmak durumundayız. Yaşayan şehitler yani İslami şahsiyet olmak durumundayız."
Allah Kuran'da sürekli vahiyle donanmış İslami şahsiyetin İslami oluşumun niteliğine dikkat çeker. Hz. İbrahim'den bahsedilirken "tek başına bir ümmet" vurgusu ile tanışırız. Yani bilinçli bir şahsiyet veya tohum. Bu açıdan Kur'an'da belirtilen "Bir tohum 7 başak, her başakta 100 tane" meseli önemlidir. İlk defa bir tohum olabilmek önemli. Sağlıklı tutarlı üretken bir tohum. Tohum olmak vahiyle doğru biçimde donanmaktır. Önce vahiyle İslami şahsiyetini olgunlaştırmış azim bir ahlak üzerinde olan mümin ve mümine insanlar olabilmeliyiz. Türkiye ölçeğinde düşündüğümüz zaman istatistiki olarak namaz kılanların oranının %25 olduğu belirtiliyor. Biz bu rakamın içinde fahşadan alı koyma bilinci içinde gerçekten %1 olabilir miyiz. O niteliğe ulaşabilir miyiz? İlk aşamada hedefimiz bu olmalı değil mi? Şu anda %1 hedefi içinde %1 veya 2 olmaya çalışıyoruz. Bilinçli şahsiyetler olarak içinde yaşadığımız toplumda %1 bile olsak ne kadar önemli bir seviyeyi yakalamış oluruz. O zaman fikri inkılabımıza kapı açacak yola sadece Türkiye'de değil, İslam çoğrafyasında da adım atmış olmaz mıyız?
Seyyid Kutub'un en önemli çağrısı yeniden Kur'an neslini inşa etmek olmuştur. Kutub'u bu kadar sevenler var. Ama Yoldaki İşaretler'de ortaya koyduğu perspektif yeteri kadar tartışılıp anlaşılamamıştır. O, Yoldaki İşaretler'de Nebhani ve Mevdudi'nin kavramsal endeksini çok iyi okudu, onları analiz ederek, yaşanan sürece bakıp onların üst terkibine ulaştı diyebiliriz. Bu önemli bir aşamadır. O güne kadar gerek Ihvan'a, gerek Ulema hareketine, Hizbut Tahrir'e, Cemati İslamiyyeye çok ciddi bir özeleştiriler getirmiş, ciddi bir toplum ve tarih değerlendirmesine yöneltmiştir.
Kutub için ümmet uzun zamandır sahneden çekilmiştir. Malik bin Nebi bu konuda daha cesurdur. O tarih verir. İbn Tumert'in öncülüğünde 1200-1300 yıllarda nass temelli ve şura eksenli kurulan "Muvahhidler Devleti'nin yıkılmasından sonra iman ferdileşti" yani ümmet dağılmaya başladı demektedir.
Türkmen, son 6-7 asırdan bu yana İslam'ın yaşayan gücünün, öze dönmeyi ve Kar'an ümmetini düşüncede, inançta ve amelde yeniden ihya etmeyi amaçlayan ıslahat hareketleri ve öncülerinin çabalarının temsil ettiğini ifade etti. Bu çizgiyi 20. Yüzyıla taşıyan en önemli rehberliğin Urvetu'l Vuska Hareketi olduğunu belirtti.
Türkiye'de tevhidi değerlere yönelim ve bu değerleri tanıklaştırmak azminin 70'li yıllarda yeniden gündemleştiğini vurgulayan Türkmen, daha önceki dini birikimin mezhepçi, batıni anlamda tasavvufçu hatta sağcı, milliyetçi, devletçi bir kirliliği ve tıkanıklığı yaşıyordu dedi.
Türkiye'de Cumhuriyet kurulduğundan beri en önemli çatışmanın dayatılan Türk ulus kimliği ile, İslami kimlik arasında yaşandığını; ama Müslümanların İslam algısının zaaflı hale düştüğünden gerekli cevapları tanıklaştıramadıklarından bahseden Türkmen, kimlik çatışmasının Müslümanlar için öncelikle akidevi arınmışlı gerektirdiğini belirtti. Akaidin neye göre oluşturulacağı konusunda "Eşari, Maturidi, Zeydi, Caferi gibi kişilerin görüşlerine göre mi –ki onların görüşleri zanni kelam tartışmalarıdır- yoksa Allah'ın dediğine göre oluşturacağız?" diyen Türkmen "yeniden fıtrata dönmek, şahsiyetimizi yeniden arayarak bularak, sahih fıtratı ortaya çıkartarak, fıtrat ölçüsü ve yaratılış dışı her şeyden arınarak İslami şahsiyetimizi yeniden onarmak durumundayız. Müddessir suresinin başında: "Elbiseni temizle ve kirden hicret et" deniliyor. Arap literatürü içinde elbise kimlik olarak da ifade ediliyor. Yani fıtrat ve vahiyle buluşmak için kimliğimizi her türlü cahiliyeden arındırmalıyız" diye konuya açıklık getirdi.
Türkmen, Kutup'unda belirttiği gibi içinde yaşadığımız cahiliyenin Mekke cahiliyesinden daha ağırdır olduğunu belirtti ve şunları da belirtti: "Yaşam tarzımızı vahyi ölçü almayanlar belirliyor. Tv'lerle kuşatılıyoruz. Çocuklarımız zorunlu eğitime tabi oluyor. Ve kuralları hep onlar öğretiyor. Bu kuşatma altında bilinç altımız ne kadar temiz? İnancımızın hakim ve özgür olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Kültürel ve ekonomik bombardımana tabiyiz. Hakkın ve adaletin tutarlı şahitleri olabilmek için her an arınma bilincini canlı tutmamız lazım. Çünkü modern rucz yani kirlilik çok şiddetli. Oruç zaten bunun bir talimi değil mi? Kendini tutmak yani korumak. Kapitalist tüketim kültürü hazcı, doyumcu, dünyevi yanımızı tahrik ederek bizi vahyin özneleri olmaktan uzaklaştırıp, kendi sisteminin bir tüketim aracına, nesnesine dönüştürmeye çalışıyor. Onların istediği ve yönlendirdiği gibi tüketmek kobaylıktır. Tüketim kültürü bir din bir yaşam bir ibadet tarzıdır. Daha iyisini tüketebilmek için insanlar daha çok çalışmaya veya yolsuzluklar yapmaya yöneliyor. Daha fazla para kazanıyor. Hayattan anlaşılan bu. Başka hayat olmadığına inanıyor. Bu bizi tutsak eden bir şeydir".
Biz bugünü ve yarını nasıl görmemiz lazım? sorusu ile açılım getirmek isteyen Hamza Türkmen Kapitalizmin sistem olarak tıkanmaya başladığını belirtti. "Çünkü kapitalizmin sürekli büyümeyi hedefliyor, büyümediği anda çökeceğinin altını çiziliyor. Sonu olmayan bir yarış. Büyümek için insanları sömürecek, insanları mankenleştirecek. Dünyayı kirletecek. Yer altı zenginlikleri bitirecek. Daha fazla tüketebilmek için daha fazla pazara ihtiyaç var. Ama pazar bitti. İnsanın alım gücü bitti ve yaşama zevki fıtratını bozmaya başladı. Büyümemin sonudur bu ve daha sonra kriz." Türkmen,"Kapitalist sisteme karşı kim alternatif olabilir" sorusunun ise "modernizmin tüketim-üretim istismarına son verecek bir irade" ile cevaplanacağını belirtti. Türkmen, bu alternatif potansiyeli sadece İslam ve İslami hareketler bünyesinde taşıdığını belirtti ve Ayetullah Humeyni'nin bir devrimin lideri olduğu halde ortaya koyduğu temiz ve sade yaşamı ve yaşam tarzının Modern dünyaya alternatif olarak iyi bir örneklik oluşturduğunu belirtti.
Son olarak müslümanların gelecek tasavvurlarına değinen H. Türkmen şu sözleri ile konuşmasını bitirdi.
"Vahyin ilk yıllarında Mekke'de hiç bir Müslüman, Rum Suresi'nden öğrendiğine göre Rum yenilgiden sonra yenecek, bununla sevineceğim diye Mekke'deki tohum olma fide olma gemiyi yapma mücadelesini bırakıpta gidip Rum ordusuna asker olmuyor. Maalesef Kur'ani aidiyetini istişari birlikteliğini bilinç düzeyine çıkartamamış bir çok Müslüman, asıl yapması gereken inşa faaliyetini, kendini oluşturma faaliyetini bırakıp şu veya bu fayda adına şu veya bu gemiye forsa veya makinist olarak gidebiliyor.
Temelsiz ve sünnetullahı gözetmeyen hedefler ve gelecek tasavvurları Müslümanlar arasında lüzumsuz ve sonu acıyla biten oyalanmalar oluşturuyor. Savrulma ve bozulma hali bunlardan kaynaklanıyor. Temeli olmadan bina kurmak. Çatı kurmak. Devrim yapmak gibi. Toplumsal değişimin yasaları ise böyle değil. Peygamberlerin sünneti ve sireti böyle değil. Tabii ki başarılı olmak durumundayız. Herkes kendi adına başarılı olmak durumundadır. Herkes kendi inkılabını gerçekleştirmek zorundadır. Ancak başarıyı hayali olanda değil, kendi gerçekliğimizin içinde aramalıyız.
Adanmış, Allah'ın hükümleriyle yaşayan vahye tanıklık yapan bir İslami şahsiyet olmak durumundayız. Adalet, güzellik, iyilik, hayır, örneklik abidesi olmalıyız. Herkes kendi nefsine, aynasına bakmalı. Inkilab önce insanın kendisinde kişiliğinde gerçekleşmeli. Hemen olacak bir şey değil bu elbette. Bütün bunları da namazımızı kılmaya devam ederken yapacağız. Daha ben İslami şahsiyet olarak ben olgunlaşmadım, o zaman namazımı kılmayayım diyemeyiz. Bir taraftan öğrendiğimiz doğruları yaşamalı, yaygınlaştırmalıyız. Bu süreçte hayatın akışı içinde İslami şahsiyetler olabilmeliyiz. İslami şahsiyet olmak "biz" olabilmek için istişari birlikteliği ve cahili anlayış ve yapıya karşı birlikte tanıklığı üstlenmeyi gerekli kılar. Bunu yapıyorsak veya bu süreci yaşıyor ve daha iyi örneklikler için birlikte çabalıyorsak geleceğe hazırlanıyoruz demektir. Rad suresinde vurgulandığı gibi: "Kendi nefsini değişmeden toplumda Allah tarafından değiştirilmiyecektir.." Gerçek değişim eğer doğru hazırlanabildik ve hak edebildi ise Allah'ın gaybi yardımı ile olacaktır."
Murathan Kerim
Haksöz-Haber / Almanya

