Kutub Elaraby / Fokusplus
Katar’ın Yumuşak Güç Mimarı Hamad bin Halife
Devletler kendilerini korumak, imajlarını inşa etmek ve rakiplerini caydırmak için öncelikle ordular, güvenlik aygıtları ve silahlanma gibi sert güç unsurlarına dayanır. Bununla birlikte, oluşturdukları bu imajı tamamlamak amacıyla sahip oldukları yumuşak güç araçlarından da yararlanırlar.

Ancak Katar, hayatını kaybeden emiri Şeyh Hamad bin Halife Al Sani döneminde yumuşak gücü, ülkenin imajını oluşturmak ve kendisini bölgesel ve uluslararası alanda tanıtmak için temel bir tercih olarak benimsedi.
Mali imkânların genişliği, tek başına yumuşak güç oluşturmaya yetmiyor. Körfez ülkelerinin tamamı, hatta Körfez dışında kalan bazı Arap ülkeleri de petrol, doğal gaz ve diğer madenlerin üretimi ve ihracatından elde edilen benzer bir mali bolluğa sahip. Ancak bu ülkeler, etkili bir yumuşak güç inşa etmeye yeterince önem vermedi. Bu ülkelerin yönetimleri, yumuşak güç oluşturacak bir vizyon ortaya koyamadı ve paralarını halklarının refahını artıracak genel projelere harcadı. Dış politikada ise dost hükûmetlere veya gruplara mali yardımlar sundu.
Katar ise hayatını kaybeden lideri döneminde, coğrafi ve demografik büyüklüğünün çok ötesinde bir konum elde etmesini sağlayan yumuşak güç araçları oluşturmasıyla öne çıktı. Halkının refahını ve ülkenin altyapısını geliştirmeyi ihmal etmedi. Öte yandan, dışarıda kullandığı ekonomik yumuşak gücün yanı sıra siyasi ve medya alanında da etkili bir güç kurmaya çalıştı. Bu alanlarda çevresindeki Körfez ülkelerini geride bıraktı.
Güvenilir bir arabulucu olarak Katar
Katar, siyasi alanda bölgesel ve uluslararası çatışmaların birçok tarafı tarafından güvenilen, hatta arabuluculuğuna ihtiyaç duyulan bir ülke hâline geldi. Bu rol, hayatını kaybeden Emir döneminde başladı; ardından oğlu ve halefi olan mevcut emir Temim bin Hamad döneminde daha da güçlendi.
Katar’ın arabuluculuk girişimleri, Yemen hükûmeti ile Husiler arasında çatışmaların başladığı 2007 yılında üstlendiği rolle başladı. Ardından 2006 savaşından ve Lübnan’da yeni cumhurbaşkanının seçilememesinden sonra Lübnanlı taraflar arasında arabuluculuk yaptı. Doha’da gerçekleştirilen Lübnan Ulusal Diyaloğu, yeni cumhurbaşkanı üzerinde uzlaşma sağlanmasıyla sonuçlandı.
Katar ayrıca Temmuz 2011’de Sudan’ın batısındaki Darfur’da barışın sağlanması amacıyla Doha Belgesi’nin hazırlanmasına öncülük etti. Anlaşmanın kapsamı, 2019 yılına kadar diğer Sudanlı isyancı hareketleri de içine alacak şekilde genişletildi. Bunun yanı sıra Eritre ile Cibuti arasındaki sınır anlaşmazlığının çözülmesi için devreye girdi.
Daha sonra Taliban, Afganistan hükûmeti ve ABD arasında arabuluculuk yaptı. Bu süreç, Taliban’ın başkent Kabil’e girmesinden ve Amerikan güçlerinin ülkeden çekilmesinden önce yürütüldü. Katar’ın Filistinli grupları bir araya getirmek için defalarca yürüttüğü girişimler ile bazı dönemlerde Filistin direnişi ve İsrail arasında üstlendiği arabuluculuk rolü de bu diplomatik çabaların önemli bir parçasını oluşturdu.
Katar, hayatını kaybeden Emir’in ve ardından mevcut Emir’in yönetimi boyunca büyük krizlerde arabuluculuk yapma konusunda önemli bir tecrübe biriktirdi. Bunun en açık örneklerinden biri, bir ay önce başarısızlığın eşiğine gelen ABD-İran müzakerelerini kurtarmak için devreye girmesiydi.
Başlangıçta Pakistan arabuluculuğunda yürütülen görüşmelere Doha son anda müdahil oldu. Katar, ABD Başkanı Donald Trump ile İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan’ın imzaladığı çerçeve anlaşmanın tamamlanmasını sağladı. Anlaşma, taraflar arasında karşılıklı saldırılar yeniden başlayana kadar birkaç hafta boyunca ayakta kaldı. Katar arabuluculuğu, İran saldırılarına maruz kalmasına rağmen şimdi bu rolünü tamamlamak üzere yeniden devrede.
Katar’ın yüksek mali kapasitesi de diplomatik görevlerini yerine getirmesinde önemli rol oynadı. Bu imkânlar sayesinde çatışma bölgelerinde kalkınma projeleri gerçekleştirdi. Gazze ve Batı Şeria’da, Lübnan’da, Darfur’da ve diğer bölgelerde hayata geçirilen projeler bunun örnekleri arasında yer aldı.
Katar’ın medya gücü ve El Cezire
Katar’ın oluşturduğu ve sahip olduğu bir diğer yumuşak güç unsuru ise merkezinde El Cezire ağının yer aldığı medya sistemi oldu. El Cezire’nin 1996 yılında kurulması, Katar’ın sahip olduğu mali imkânlara dayanan sıradan bir girişim değildi. Zira komşu ülkelerin tamamı benzer mali kaynaklara sahipti.
Kanalın kurulması, iktidara gelişinin üzerinden henüz bir yıl bile geçmemiş olan Katar’ın hayatını kaybeden liderinin ortaya koyduğu vizyonun sonucuydu. Barışın sağlanması ve anlaşmazlıkların sona erdirilmesi için siyasi rol üstlenme çabası bu vizyonun bir parçasıydı. Güçlü bir medya sistemi kurmak da aynı vizyonun diğer ayağını oluşturuyordu.

Bu yaklaşım, daha sonra birçok dilde yayın yapan bir ağa dönüşen El Cezire kanalının kurulmasıyla somutlaştı. El Cezire, yayın hayatına başladığı andan itibaren dünyanın en büyük haber kanallarına rakip oldu. Hatta Arap dünyasının CNN’i olarak nitelendirildi. Arap medyası açısından süreç, El Cezire’den önce ve El Cezire’den sonra şeklinde iki döneme ayrılmaya başladı.
El Cezire’den önce Arap medyası, özellikle de televizyon yayıncılığı, büyük ölçüde hükûmetlerin kontrolünde bulunan, onların politikalarını savunan ve tek sesli yayın yapan bir yapıdaydı. El Cezire, Katar hükûmetine ait olmasına rağmen “Görüş ve Karşıt Görüş” sloganıyla yeni bir yol izledi.
Bu yaklaşımı destekleyen hayatını kaybeden Emir, kanalın konukları aracılığıyla kendisine yöneltilen ağır eleştirilere de bizzat katlandı. Söz konusu konuklar, kanalın benimsediği sloganın ne kadar gerçekçi olduğunu bu eleştiriler üzerinden sınadı.
Katar, dünya genelinde El Cezire ile tanınır hâle gelirken El Cezire de Arap halklarının sesi oldu. Kanal, bunu amaçlamamasına rağmen, Arap dünyasındaki birçok yönetimin karşısında konumlandı. Bölge liderleri, kanalın sesini kısmak ve kendilerine yönelik eleştirileri engellemek için çok sayıda girişimde bulundu. Bunu başaramayınca Katar’ı beş yıl boyunca abluka altına aldılar. Ancak Doha bu ablukaya karşı direndi.
El Cezire, yaklaşık 30 yıla yayılan yayın hayatında özellikle Filistin meselesi, Körfez savaşları, Sudan, Lübnan ve diğer krizlerde Arap ve İslam dünyasının anlatısını uluslararası kamuoyuna taşımayı başardı. Böylece Batı medyasının haberler üzerindeki tekeline ve Batı ile İsrail yanlısı anlatılarına meydan okudu.
El Cezire, bazı silahlı çatışmalara ilişkin yayınları sırasında muhabir ve kameramanlarından çok sayıda kişiyi kaybetti. Öte yandan kanal, Arap gençlerinin siyasi bilincinin gelişmesine de katkı sağladı. Bu gelişim, gençlerin 2011 yılının başında başlayan Arap Baharı ayaklanmalarının ön saflarında yer almasına zemin hazırladı.
Katar, El Cezire’nin yanı sıra uluslararası medya sahnesinde denge kurulmasına ve Batı medyasının tekelinin yanı sıra siyasi tarafgirliğine karşı çıkılmasına katkı sağlayan çok sayıda küresel medya kuruluşu kurdu veya bu kuruluşların ortakları arasında yer aldı.
Doha, medya alanındaki yumuşak gücünü yalnızca El Cezire ile sınırlı tutmadı. Spor yayıncılığı alanında da beIN Sports kanal ağını bünyesine katarak yeni bir medya gücü oluşturdu. Dünya Kupası maçlarının ve diğer uluslararası spor organizasyonlarının yayın haklarını elinde bulunduran bu kanallar da neredeyse her Arap evine girdi.
Bütün bu başarıları anarken, yumuşak güç oluşturma vizyonunu ortaya koyan isim Şeyh Hamad bin Halife’yi de hatırlıyoruz. Oğlu ve halefi olan mevcut Emir Şeyh Temim bin Hamad da onun izinden yürüdü. Bu yaklaşım, Katar’ın bölgesel ve uluslararası alandaki ağırlığını katbekat artırdı.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.