Ahmedinejad'ın Ziyareti ve İran Meselesi

Ahmedinejad'ın Ziyareti ve İran Meselesi

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Abdullah Gül'ün konuğu olarak İstanbul’daydı. Trafik için özür dileme tevazusunda bulunan Ahmedinejad, "ABD bölgeden gidiyor." dedi ve güvenlik boşluğunun bölge ülkeleri tarafından doldurulması gerektiğini söyledi.

Gül-Ahmedinejad ne görüştü?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul' da ağırladığı İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'a, İran'ın nükleer faaliyetleri konusunda Tahran yönetimi ile Batı arasında görüş ayrılığının giderek arttığı bir dönemde, "Uluslararası toplumun kaygılarını dikkate alın. Sorumluluk ve iyi niyetle hareket edin." çağrısında bulunurken; öte yandan Batı'ya ise, "İran'ın meşru haklarını gözetin." diye seslendi.

Sorunun çözümü için yasalara bağlılık ve diyaloğun en iyi yol olduğunu söyleyen İran lideri ise Cenevre'de başlayan süreci desteklediğini ve "yeni önerilere açık olduğunu" belirtti. Ahmedinejad, İran'ın iradesinde bir değişiklik olmayacağını söyledi.

Çırağan Sarayı'ndaki görüşmelerde ağırlıklı olarak İran'ın nükleer faaliyetleri üzerinde duruldu. İki lider, ardından ortak bir basın toplantısı düzenledi.

İran'ın nükleer faaliyetleri konusunda İran ile 6 Batılı ülke (BM Güvenlik Konseyi'nin 5 üyesi ve Almanya) arasındaki görüşmelerin geldiği noktanın "taraflara bir fırsat penceresi açtığını" vurgulayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Çözümün uluslararası toplumun kaygılarını dikkate alan, aynı zamanda İran'ın, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması çerçevesinde meşru haklarını gözetecek bir içerik taşımasını arzu ediyoruz." dedi.

Konuk Cumhurbaşkanı da, İran'ın nükleer programı ile ilgili olarak Gül'ün ülkesinin haklarını savunduğunu belirterek teşekkür etti. Ahmedinejad, "Sakin bir ortamda, diplomatik çözüme kavuşması çabalarından dolayı teşekkür ediyorum. Bize göre de diyalog en iyi yoldur. Yasalara bağlılık ve diyalog, sorunun aşılması için en iyi yoldur." dedi. İran Cumhurbaşkanı, "İran'ın nükleer faaliyetleri ne teknik ne de hukuki bir sorun, siyasi bir sorun. ABD hükümeti, 30 yıldır halkımıza karşı ambargo uyguluyor. Taraflar, sorunun diyalogla sonuca ulaşabileceğini gördü. Cenevre'de iyi görüşmeler yapıldı, doğru bir yol açıldı. Bunların süreklilik kazanması olumlu. Biz onlara bir öneri paketi sunduk, onlar da sundu. İki paket üzerinde uzlaşma mantıklıdır. Süreci destekleyecek her türlü öneriye açığız. Türkiye, her zaman olumlu bir rol üstlendi." diye konuştu. İran lideri, isim vermeden depoları nükleer bombalarla dolu olan ülkelerin diğerleri üzerinde baskı yaptığını söyledi. Ahmedinejad, "Ellerinde bomba olan ülkeler, bu temiz enerjiden herkesin yararlanmasına hak tanımalıdır." dedi. Konuk Cumhurbaşkanı, Türkiye ile ilişkilerinin gelişmesinin hiçbir ülke aleyhine olmadığına vurgu yaptı.

"ABD'nin etkisi azalıyor!"

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad İstanbul'da gazetecilerin soruları üzerine bölgede ABD'nin etkisinin azalmaya başladığını, doğacak güç boşluğunun bölge ülkeleri tarafından doldurulması gerektiğini söyledi. Ahmedinejad şunları belirtti: ABD'nin bölgede etkinliği azalıyor. Şu açık ki ABD bölgeden yakında ayrılacak ve bölgede bir boşluk doğacak. Güvenlik boşluğunu bölge ülkeleri doldursun, diğerleri buna karışmasın.

Sultanahmet Camii'nde namaz kılacak

Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'a yöneltilen bir diğer soru Cuma namazını kılacağı cami ile ilgiliydi. Ahmedinejad 'Bir Osmanlı camisinde namaz kılacaksınız. Bu Sünni bir cami. Neler hissediyorsunuz' şeklindeki soruya şu yanıtı verdi: "Bunun için çok mutluyum. Bir Cumhurbaşkanının orada olması siyasi bir mesaj değil midir? İslam coğrafi sınırlardan çok daha ötedir. Cuma namazı ibadet ve siyasetin yan yana geldiği bir şeydir. Benim bu namazda olmam Türk halkının yanında olduğum anlamına gelmektedir. Ve çok büyük bir siyasi olay anlamına gelmektedir."

Trafik için özür diledi

Öte yandan Ahmedinejad'a dün geçtiği yolların kapatılmasından kaynaklanan İstanbul'daki trafik sıkışıklığı da soruldu. Ahmedinejad güvenliğinin sağlanmasıyla ilgili konuda kararın kendisine ait olmadığını, kendisinin burada misafir olduğunu belirtti. Ahmedinejad 'yine de Türk halkından trafik için özür diliyorum' dedi.

Ahmedinejad Sultanahmet'te

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Sultanahmet Camii'nde cuma namazı kıldı.Cami içerisinde ve cami çıkışında vatandaşlar, Ahmedinecad'a sevgi gösterisinde bulundu. Bazı vatandaşlar da konvoyun camiden ayrılması sırasında, "Kahrolsun İsrail" şeklinde slogan attı.

 

 


İran meselesini bir anlama denemesi

Bülent Keneş

Bu makaleyi yazmak için masaya oturduğumda İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad henüz İstanbul'a varmamıştı. İran'ı nükleer silah edinme çabalarından vazgeçirmek üzere 5+1 grubunun yürüttüğü diplomatik süreçten bugüne kadar hiçbir olumlu sonuç alınamamış olması, Türkiye'nin bu konuda devreye girmesiyle hemen bir uzlaşı yoluna girileceğine dair umutları da zayıflatıyor.

Buna rağmen, 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması'ndan beri hep dengeli bir ilişki içerisinde olan Türkiye ve İran'ın son yıllarda düzeyi daha da yükselen iyi komşuluk ilişkilerinin nükleer gündeme dair olumlu bir etkisi olabileceğini umut edebiliriz. Türkiye, haklı olarak bölgede gerilimi tırmandıracak, zaten sorunlu olan Ortadoğu'da yeni çatışma alanları yaratacak her türlü gelişmeden endişe duyuyor. İran'ın nükleer silah elde etme sürecini ve buna yönelik tepkileri de bu kapsamda değerlendiriyor. Bu konudaki uluslararası endişelere katılmamak da mümkün değil. Ancak, diplomaside ve uluslararası ilişkilerde hiç müracaat edilmeyen veya nadiren yapılan bir şeyi, yani empati yapmayı da zaman zaman denemede fayda görüyorum. Kendimizi bir parçası hissettiğimiz Batı'nın sürekli olarak dile getirdiği İran konusundaki söylemlerini de, bu söylemlere uygun eylemlerini de bilmeyenimiz yok. Ancak bazen kendimizi Ortadoğu'daki en etkili ülkelerden ve halklardan biri olan İran ve İranlıların yerine koyup konuya nasıl baktıklarını samimiyetle analiz etmenin de faydalı olacağını düşünüyorum. İran'ın bölgesel ve uluslararası konularda kısaca ABC olarak özetlediği bir duruşu olduğu biliniyor. Buradaki A "activism"e, B "bridge (Köprü)"ye, C ise "cooperation (işbirliği)"ne tekabül ediyor.

Tüm ülkeler gibi İran'ın güvenlik ihtiyacı da, başta içinde bulunduğu bölge olmak üzere, dış politikada aktivist olmasını gerekli kılıyor. Zaten İran, Ortadoğu denen bölgeden Batılıların anladığından daha büyük bir coğrafyayı anlıyor. "Ortadoğu" terimi İran için bir ucuyla Orta Asya, diğer ucuyla Hint yarımadasına ulaşan bir bölgeyi tanımlıyor. Belki inanamayacaksınız ama, nükleer faaliyetlerine rağmen, İran kendisini bir "hard power (sert güç)"dan ziyade bir "soft power (yumuşak güç)" olarak tanımlamayı tercih ediyor. 1980'lere damgasını vuran devrim ihracını artık takip etmediğini, hiçbir askerî müdahale eylemi içerisinde yer almadığını savunuyor. Kendisini bir bölgesel güç olarak tanımlayan İran, uluslararası alandaki tüm aktivizminin barış amaçlı olduğunu ileri sürüyor.

Orta Asya'ya sınırdaş ama Orta Asya ülkesi olmayan, Kafkasya'ya sınırdaş ama Kafkas ülkesi olmayan, bir Akdeniz ülkesi (Türkiye) ile sınırdaş ama bir Akdeniz ülkesi olmayan, Körfez ülkeleri ile sınırdaş ama bir Körfez ülkesi olmayan, Hint alt kıtası ülkeleri ile sınırdaş ama bir alt-kıta ülkesi olmayan İran, tüm bu bölgeler arasında bir köprü rolü oynamaya çalışıyor. İster tarihsel, ister kültürel, ister dinsel, isterse coğrafik açıdan bakılsın İran'ın böyle bir bölgede ulusal güvenliğini sağlamasının, rejiminin karakteri de göz önünde bulundurulacak olursa, çok da kolay olmadığı görülüyor.

İşte bu yüzden İran için bölgesel ve uluslararası işbirlikleri (cooperations) başka ülkelerin ihtiyaç duyduğundan çok daha büyük önem kazanıyor. Yakın coğrafyasıyla olduğu kadar uluslararası örgütlerle de yakın ilişki içerisinde olmayı tercih eden İran diplomasisinin İslam Konferansı Örgütü (İKT), Birleşmiş Milletler (BM), D-8, Ekonomik İşbirliği Örgütü (EİT) ve Bağlantısızlar Hareketi bünyesinde aktif çaba içerisinde olduğu biliniyor. Bu yüzden, İranlılar bu kadar kompleks ilişkiler içerisinde bulunan İran'ı ve İran dış politikasını sadece nükleer gündeme indirgemenin haksızlık olduğuna inanıyorlar.

İran'ın çok ciddi bir imaj sorunu olduğuna katılmakla birlikte, bölgede yeni bir oyuncu olmadığını söyleyerek, İran'ın bu imajı hak etmediğine inanan İranlılar, şayet bir bölgesel barış ve güvenlikten bahsedilecekse bunun mutlaka İran'ın güvenlik ihtiyaçlarını da kapsaması gerektiğini düşünüyorlar. Bölgesel barışa bir tehdit gibi görülen İranlı yetkililer, kendisini bir savaş makinesi gibi inşa eden İsrail'in askerî yıkım gücünü de kendi güvenlikleri için tehdit olarak görüyor. Zaten sorun da bu karşılıklı tehdit algılamasından kaynaklanıyor.

Mevcut İran rejimini bölgedeki ana düşmanı olarak gören İsrail, İran'ın ana politikasının "İsrail'in ortadan kaldırılması" olduğunu ve bu politikanın köklerinin Ahmedinejad yönetiminden çok öncelere dayandığına inanıyor. Ayrıca, başta İsrail olmak üzere tüm Batılı güçler, bir bölgesel güç olmanın İran'ı tatmin etmediğini ve artık bir küresel güç olmak istediğini düşünüyor. Bunu gerçekleştirmenin yolu olarak da İran'ın bir nükleer güce dönüşmeyi hedeflediği kanaatindeler. Bu yüzden, nükleer güce erişen bir İran'ın bir milyarı aşan nüfusuyla tüm İslam dünyasının liderliğine soyunacağını varsayan Batı, derin endişeler taşıyor. İran'ın bazı "terör örgütleri"ne verdiği destek de bu korkuların pekişmesine yol açıyor. Batı demokrasisine, Batılı yaşam tarzına tamamen karşı ve kitle imha silahlarına erişme konusunda aşırı iştahlı olan İran'ın Batı Avrupa ülkelerini vurma kapasitesindeki uzun menzilli füze sistemlerine (Şahap füzelerinin menzili 5 bin km civarında) sahip olması da haklı bir tedirginlik yaratıyor. Neticede İran'ın amacının sadece İsrail'i hedef alarak "yok etmek"ten çok daha büyük ve tehlikeli olduğu sonucuna ulaşılıyor.

ABD yönetiminin güvenliğine aşırı titizlendiği İsrail, İran'ın nükleer silah sahibi olmasına ne pahasına olursa olsun engel olacağına dair niyet ve kararlılığını saklamıyor. Ancak yine de İsrail, son seçenek olarak gördüğü İran'ın nükleer tesislerini doğrudan tahrip opsiyonunun, diplomatik çabaların başarısızlığı sonucunda, tek seçenek haline gelmesinden endişe ediyor. Bu yüzden de, bugün, diplomatik çabaların ve uluslararası yaptırımların işe yaramasını en fazla İsrail istiyormuş gibi görülüyor. Uluslararası ilişkiler alanı maalesef etik kurallardan ziyade çifte standartların ve ikiyüzlü tavırların hakim olduğu bir alana tekabül ediyor. İran'ın yıllardır dillendirdiği ve Türkiye'nin de savunduğu "nükleerden arındırılmış Ortadoğu-nuclear-free Middle East" görüş ve girişiminin NPT üyesi olmayı bile reddeden İsrail'in resmen doğrulanmayan, ama resmen de yalanlanmayan nükleer silah kapasitesine tosladığı herkes tarafından biliniyor. Bu gerçek de İran'ı nükleer güç olmaktan caydırma sürecini sürekli boşa çıkaran açık bir çifte standart olarak ortada duruyor.

BÜLENT KENEŞ - TODAY'S ZAMAN GENEL YAYIN YÖNETMENİ

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir