1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Zulmettiklerinizden de ’Helâllik’ İsteyecek misiniz?
Zulmettiklerinizden de ’Helâllik’  İsteyecek misiniz?

Zulmettiklerinizden de ’Helâllik’ İsteyecek misiniz?

Selahaddin E. Çakırgil; İlker Başbuğ’un açıklamalarını ve Dicle Üniversitesi rektörünün örtünmesinden sonra başlayan tartışmaları yorumluyor:

A+A-

Milliyet’te 11 Nisan günü Gen. Kur. eski Başk. (ve, terör suçu işlediği iddiasıyla müebbed hapis cezasına çarptırılan ve iki yıl kadar hapis yattıktan sonra, hakkındaki hükmün temyize götürülmesi için henüz gerekçeli kararın yazılmamış olmasının, haksızlık oluşturacağı  gerekçesiyle geçen ay tahliye edilen) em. Org. İlker Başbuğ ile yapılan bir röportaj yayınlandı.

*

Konuya girmeden önce, bir tarihî anekdot..

İhsan Taberî isimli bir ekonomi prof.’u vardı, İran’lı.. Marksist ideolojinin dünya çapındaki ünlü isimlerinden birisi idi. 1905’de kurulduğu için, dünyanın ilk komünist partisi sayılan İran komünist partisi ’Hizb-i Tudeh’in de ideologlarındandı.  Sovyetler Birliği zamanında, ’DDR’ (Demokratik Almanya Cumhuriyeti) diye anılan Doğu Almanya’da, Berlin üniversitelerinde, 20 küsur yıldan fazla bir zaman ders vermiş ve binlerce öğrenci yetiştirmişti.

İslam İnqılabı’nın bütün dünyayı etkileyen derin çalkantıları arasında İran bir taraftan Saddam Irakı’nın, Baas rejiminin saldırılarıyla başlayan korkunç bir savaş içindeyken; diğer taraftan da bu Tudeh’in, Şah zamanında özellikle öğrenci ve işçi kitlelerinden kendi ideolojisine bağladığı ve silahlı mücadeleye de el atmış olan kesimleri etkisizleştirmek için ayrı bir çaba harcamak zorunda da kalıyor ve bu hizb’in özellikle de Sovyetler’le olan bağlantıları dolayısiyle darbeler yiyor ve bir korkunç boğuşma da bu alanda yaşanıyordu.

Sonunda, Nureddin Kiyanurî liderliğindeki bu parti’nin en önde gelen ve çoğu seçkin beyinlerden oluşan yüzlerce kişi, etraflarındaki çemberin daraldığını görünce, sahte pasaportlarıyla, (o zamanlar) 3 bin km.’yi bulan İran-Sovyet sınırlarının muhtelif noktalarından Sovyetler’e kaçmak üzereyken, bir operasyonla tutuklanıyorlar ve yargılanıyorlardı. (İran’da 1906 ve sonrasında yaşanan Meşrûte /Meşrûtiyet hareketinin ünlü İslâm âlimlerinden olup dârağacına çekilen Şeyh Fazlullah Nurî’nin ailesinden olduğu için, toplum tarafından ibretli bir en ters örnek ya da en bozuk üretim olarak değerlendirilen) 70’in üstündeki Nûreddin Kiyanurî  ise, o en yakın arkadaşlarından onlarca kişiyi, sırf kendi hayatını kurtarmak hatırına ’satmış’ ve onların yaptıkları ihanetleri belgeleriyle gösterip itiraf etmiş, o üst kadrodan onlarcası casusluk suçlamasıyla idâm edilmiş, Kiyanurî de, kendisine tahsis edilen özel bir mekanda 10 yıl kadar daha yaşadıktan sonra ölmüştü.

O günlerde, Prof. İhsan Taberî de yakalanmıştı. Ama, o, bir ideolog olarak sadece fikirlerini marksist çizgide açıklamış, ama, herhangi bir silahlı mücadeleye bulaşmamış birisi durumundaydı. Taberî, yargılanması devam ederken, hayatının en büyük sapma ve günahından tevbe etmek istediğini açıklamış ve o tevbe ediş sahneleri tv. ekranlarından da yansıtılmıştı.

Taberî’nin o tövbe sırasındaki bir cümlesi önemliydi..

Diyordu ki:

’Marksizmi doğrulamak için, yarım asrı bulan bir zamandır, ’İslam’ı düşmanca duygularla ve kasden çarpıtarak, yanlış ve yanıltıcı şekilde sundum öğrencilerime ve kitlelere.. Onbinlerce öğrencim oldu.. Yüzlerce kitab, makale yazdım; onbinlerce saat ders verdim. Ben bugün tevbe ederek, kendimi kurtarmaya çalışıyorum, ama, yanılmalarına vesile olduğum onbinlerce -yüzbinlerce öğrencilerimin ve kitablarımı okuyan milyonların beyinlerine yerleştirdiğim yanlışları nasıl gidereceğim? Ben şimdi onların sorumluluğunu da taşıyor ve vicdan azabı çekiyorum.’

Yazının Devamı...