1. YAZARLAR

  2. Bülent Keneş

  3. Yabancı medya demokratikleşmeyi nereden görüyor?
Bülent Keneş

Bülent Keneş

Yazarın Tüm Yazıları >

Yabancı medya demokratikleşmeyi nereden görüyor?

A+A-

Bazı durumlar vardır ki asla bir arada düşünemezsiniz.

Yabancı düşmanlığı, Batı karşıtlığı, AB ve ABD husumeti ile bilinen, bilinmekle kalmayıp her haberinde, her köşe yazısında bu özelliğini iftiharla gözlere sokan, dahası bu düşmanlığı yegâne kimliği haline getiren gazeteler ile düşmanlık beslediği ülkelerden yayın yapan gazete ve dergilerin bir araya gelmesi de sanırım bu sınıftandır. Ama pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da son zamanlarda enteresan şeyler oluyor.

Türk medyasının en sağında ve en solunda yer almalarına rağmen ortak özellikleri askerî vesayetçi Kemalist düzenin korunması ile birlikte ABD, AB ve genel olarak Batı düşmanlığı olan gazetelerde Newsweek, The Economist ve benzeri etkili Batılı gazetelerde yer alan haber ve yorumların tercümesinden geçilmiyor.

Mesela, yabancı düşmanlığı ve Batı karşıtlığını körükleme şampiyonu Yeniçağ'ın pazartesi günü okurlarına manşet olarak duyurduğu haber Türkiye hakkında Newsweek dergisinde çıkan bir haber analizin tercümesinden başkası değildi. Newsweek'in Owen Matthews imzasıyla yayınladığı "General Basbug's Arrest Underscores Growing Civilian Power in Turkey" başlıklı haber analizi, Yeniçağ'ın birinci sayfa manşetinde kocaman puntolarla "Erdoğan rövanş alıyor" şeklinde kendisine yer bulmuştu. Geçmişleri ideolojik aşırı sağa ve sola dayanmakla birlikte bugün ırkçı, faşist ve içe kapanmacı özellikleri ile bilinen türedi ulusalcılık ideolojisiyle kendilerini tanımlayan bu gazetelerin sorunlu duruşlarında herhangi bir değişiklik olmadığına göre, değişikliği sanırım Newsweek ve The Economist'in, daha doğrusu bu dergilere haber ve analiz yazan isimlerin Türkiye'deki gelişmeleri algılayış ve yorumlayış tarzlarında aramak gerekiyor.

Oldum olası Türkiye'de demokrasinin gelişmesi, askerî vesayetçi statükonun kırılarak ülke sorunlarında ve Türkiye'nin komşularıyla olan sorunlarının çözümünde sivillerin etkin olması çizgisinde yayın yapan Batılı medya organlarının son dönemde, büyük güçlüklerle de olsa sivil iktidarın güç kazanması karşısında müdahaleci ordu merkezli eski statükocu güçlerin hamiliğine ve promosyonuna niçin soyunma ihtiyacı duyduğunu doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. 12 Haziran 2011 seçimleri öncesinde statükocu CHP'ye oy isteyecek kadar bu garip tavrını ileri götüren The Economist'in, halkın neden AKP'ye yüzde 50 oy verdiğini umarım editörleri de gereğince anlayabilmiştir. Buradaki amacım tabi ki yabancı olan her şeye düşman hastalıklı ulusalcı çevreler gibi içe kapanmacı bir Türkiye'yi savunmak ya da ülke sınırları içerisinde yapılan yanlışların sadece Türkiye'yi ilgilendirdiğini ve bunlara dair yabancı medya ve kesimlerin hiçbir söz hakkı bulunmadığı söylemek değil. Tam tersine sınırların giderek anlamsızlaştığı, milletlerin pek çok açıdan birbirine entegre olduğu bir küreselleşme sürecinde herhangi bir ülkede yaşanan bir sorunun tüm insanlığı ilgilendirdiğini düşünüyorum.

TÜRKİYE'NİN SORUNLARINI DOĞRU OKUMAK

Sanırım bu noktadaki asıl sorun da Türkiye'deki gelişmelerle ilgili sorun olarak görülen şeyin konuya vakıf olmayan yabancı çevreler ve yayın organları tarafından ne kadar doğru anlaşılabildiği üzerinde düğümleniyor. AKP hükümetinin her şeyi yerli yerince ve doğru yaptığı kanaatinde elbette değilim. Ancak kısa cumhuriyet tarihinde özenle zayıf bırakılmış demokrasisi sık sık askerî darbelerle kesintiye uğratılmış bir ülkede, ordu odaklı suç yapılanmaları ve derin devlet çeteleriyle ilk kez girişilen ölüm-kalım mücadelesinde demokrasi havarisi Batılı dostlarımızın, askerî cuntaların hayatın her alanına yayılmış etkin uzantılarının giriştiği yalan ve kara propagandaya boyun eğmek yerine işin aslının ne olduğunun peşine düşmelerini beklemek sanırım hakkımız.

Sorunlu Terörle Mücadele Kanunu, uzun tutukluluk süreleri, pek çok ciddi reforma rağmen yargıya hâkim olan arkaik zihniyetin önemli ölçüde yerli yerinde durması gibi sorunlar elbette devam ediyor. Ama tüm bu sorunlara rağmen Türkiye'nin kendi halkını oluşturan dini ve etnik gruplara karşı giriştiği karanlık olaylarla dolu yakın geçmişiyle de ancak bu dönemde yüzleşebilme cesaretini gösterdiğini gözlerden ırak tutmamak gerekiyor. Bu yüzleşmenin askerî vesayetin kırılma süreciyle ilgisi olmadığını söyleyebilmek için Türkiye'nin gerçeklerini hiç bilmemek gerekiyor. Başbuğ'un tutuklanmasını da bundan başka bir çerçevede değerlendirmek yanlış olacaktır.

Görevde bulunduğu dönemde bütün komutanlarını arkasına alarak, savaş gemilerinin güvertesinde öfke dolu konuşmalar yaparak halkını tehdit etme densizliğinde bulunmuş, masum insanları terör suçlusu gibi göstererek toplu tutuklamalar yapılması konusunda komplolar kurulmasına çanak tutmuş, bu komploların deşifre olmasıyla komutası altındaki sanıkların soruşturulmaması ve yargılanmaması için elinden gelen her türlü hukuksuzluğu yapmış bir genelkurmay başkanına merhamet göstermek yerine, Batı basınından beklenen bir silahlı bürokratın hukukun kendisine tanıdığı sınırları aşma cüretini kendisinde nasıl bulduğunu sorgulamak olmalıdır. Bu anti-demokratik cüretkârlığı anlayabilmenin en iyi yolunun da yaşanan olaylara ve süreçlere neo-con Eric Edelman'ın vizöründen bakmak olduğunu ise hiç sanmıyorum.

Kendi ülkelerindeki kâmil demokrasinin ve geniş fikir özgürlüğünün sağladığı verimli zemin sayesinde gelişerek dünya çapında saygın yayın organları haline gelen söz konusu Batılı gazete ve dergilere şu basit sorunun cevabını samimiyetle aramasını buradan salık veriyorum: Neden son dönemdeki yayınları daha ziyade baskın karakterleri bu ülkede demokratikleşmenin önünde durmak ve askerî vesayet sistemini ayakta tutmaya çabalamak olan gazete, TV ve gazetecilerin kullanabilecekleri bir malzeme niteliğinde oluyor. Bir de şunu bana söylesinler bir zahmet, ABD ve hangi Avrupa demokrasisinde ellerinde silah bulunan güvenlik bürokrasisinin sivillerin işi olan siyasi konulara burnunu sokmalarına müsaade ediliyor? Kendilerinin asla müsaade etmeyecekleri bir şeye Türkiye halkının ve yaralı Türk demokrasisinin müsamağa göstermesini nasıl bekleyebiliyorlar? Yoksa Türkiye'yi kendilerinin tüm konforunu yaşadıkları demokrasiye ve özgürlüklere layık görmüyorlar mı?

Evet adım adım yaşanan zorlu süreçlerle de olsa Türkiye'de askerî vesayet ve darbe dönemleri her geçen gün daha düşük bir ihtimal haline geliyor. Ancak, bu tehlikenin tamamen ortadan kalktığını söylemek için henüz çok erken. Öte yandan, Başbuğ, elbette tutuksuz da yargılanabilir. Ama bu, Başbuğ'un delil karartma ya da hukuktan kaçmayacağı konusunda bir garantiyi de gerektirir. Emekli Tümgeneral Mustafa Bakıcı, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz (sonradan teslim oldu), Bedrettin Dalan, Turan Çömez gibi Ergenekon sanıklarının hala yurtdışında kaçak olması eminim ki Başbuğ'un tutuklu yargılanması konusunda mahkemeyi de etkilemektedir.

*Today's Zaman Genel Yayın Yönetmeni

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT