Türkiye-Batı savaşı

19.10.2010 11:57

Muhammed Nureddin

Batı, Türkiye ile çekişmesini iki kez kazandı. İlkini 1. Dünya Savaşı'nda İttihat Terakki rejiminin ülkeyi kendisine altından bir tabakla sunması sonrası hançerleri Osmanlı Devleti'nin bedenini kırıp geçirdiğinde kazandı.

İttihat Terakki, Araplar ve Ermeniler de dahil devletin halklarına yönelik ırkçı politikaları sebebiyle devletin zayıflatılmasının en önemli etkenlerindendi.

İttihatçılar devleti Batılılara kolay yutulan bir lokma olarak teslim etti, Batılılar lokmayı yakaladılar ve 1909 yılına kadar Arap Maşrik ve Balkanlar'da devletin bütünlüğünü koruyan hilafeti sonlandırdılar. Çok geçmeden 1917'de Balfour deklarasyonu kanalıyla Filistin'de Yahudi devletinin temelini attılar ve ardından 1948'de gaspçı oluşumu kurdular.

İkincisi ise Batı, Türkiye ile çekişmesini bu ülkeyi öncelikle laik sistemi temel almasıyla ve 2. Dünya Savaşı sonrası Batı-İsrail ekseninin bir parçası olmasıyla kendi yanına çekmesiyle kazandı. Türkiye, NATO üyesi olmayı kabul etti, İsrail'i tanıdı, sosyalist blok gibi Arap ve İslamcı özgürlük hareketleriyle savaşta Batı ve İsrail'e katıldı. Soğuk Savaş sona erdi ve Batı'nın Türkiye'ye ve özellikle de muhalif güçlerle savaşan hükümetlerine tutunması sürdü. Özellikle de Necmettin Erbakan'ın düşürülmesi kampanyası ve İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Güç dengeleri Batı'nın lehinde değişti ancak Türkiye'nin düşmanları da değişti. Rusya düşman olmaktan çıktı. NATO Komünizm'le savaşmak olan asli görevini yitirdi. Fakat İsrail şımarık çocuğu olduğu müddetçe komplolar kuran Batı yerinde durmaz. İsrail için Batı, komünist düşmanını değiştirdi ve doksanlı yıllarda onun yerine İslam'ı koydu. İslam diyoruz çünkü 11 Eylül 2001 gerekçesi gerçekleşmemişti. Hatta El Kaide eylemleri dahi İslam'ı Komünizm'e alternatif düşman yerine koymak için gerekçe olarak alınacak derecede tehlikeli değildi.

AKP ile birlikte Türkiye'de her şey değişti. Türkiye Batı-İsrail manzumesini bırakmadı ancak önceki aynı şartlarla, eski konumda ve zihniyetle bu manzume içinde kalmadı. Aynı zamanda Türkiye Arap Maşrik dünyasına, asıl kültürüne ve köklü kimliğine açılıyordu. Ayrıca Türkiye çok çeşitli komşuluklarla irtibatlı ulusal çıkarlarını baskın tutarak komşularına direkt açıldı. Rusya ile ilişkiler seçkindi ve Rusya, Türkiye'nin dünyadaki birinci ticaret ortağı oldu. Çok yönlü bu politikalarla birlikte ve sorunları 'sıfırlaştırmaktan' hareketle Türkiye, Ortadoğu, Kafkaslar ve Balkanlar'da önemli bir isme ve birçok sorunla bağlantılı evrensel bir hareketin eksenine dönüştü.

Her şey mümkün olsa da Türkiye'nin, hâlâ rejimi komünizm olan Çin gibi uzak bir ülkeyle ortak askerî tatbikatlar yapması beklenmiyordu. Türkiye ile Çin arasındaki askerî hava tatbikatları çok güçlü bir göstergeye sahip ve Türk dış politikasında önemli bir eklem olarak görülmekte. Türkiye bütün bu hareketlerde kendi varlığı, nüfuzu ve etkisi için geniş bir alan oluşturuyor. Bu etki Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanıyor.

Bu yeni Türkiye şu günlerde şaibeli ve zehirli bir komploya maruz kalıyor. NATO, Doğulu üyelerinden, Avrupa ve keza Türkiye'den füze kalkanı yerleştirmelerini istiyor. Yeni komplo Amerikan Savunma Bakanlığı'nın Avrupa ve NATO politikasından sorumlu üst düzey yetkilisi Jim Townsend'un Türkiye'nin füze savunma sistemi yerleştirilmesi için uygun olduğu açıklamasıyla netleşiyor. Dahası bu yetkili 'balistik füze tehditlerinin nereden geldiğine bakarsak Türkiye füze kalkanı sistemi yerleştirilmesi için model ülke olur' diyor. Townsend'in İran, Kuzey Kore ve belki sonraları Rusya'dan gelecek tehditleri kastetmiş olmasını kanıtlamaya gerek yok. Nasıl bakarsak bakalım Batı, Türkiye ile komşu ülkeler, Rusya ve Araplar arasında fitne çıkarmak istiyor.

Batı 20'nci yüzyıl başında Osmanlı Türkiye'sine karşı savaşı kazandığı gibi bugün 21'inci yüzyıl başında yeni Türkiye ile savaşı kendisine güç, varlık ve etki kazandıran dış politikasını yıkarak ve Ankara'yı tekrar Amerikan-İsrail koca evine döndürerek kazanmak istiyor. Türkiye bugün Arap, Müslüman ve Rusya komşularını hedef alacak füze kalkanı yerleştirilmesini reddetmek gibi büyük bir sorun karşısında. NATO toplantılarına katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Türkiye'ye füze kalkanı yerleştirilmesine onay verme hatasına düşmeyeceğine güvenimiz tam.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim