1. YAZARLAR

  2. Tarık Ramazan

  3. Toulouse olaylarının ardından
Tarık Ramazan

Tarık Ramazan

Yazarın Tüm Yazıları >

Toulouse olaylarının ardından

A+A-

Kesintisiz yoğun medya ilgisinin ve siyasi kriz yönetiminin ortasında, Toulouse ve Montauban olaylarına tepkimiz uygun bir perspektife oturmalı. Bir savaş ve şiddet halinde, ilk görevimiz kurbanlara, yetişkinlere ve çocuklara şefkat göstermektir. Yahudi, Katolik, Müslüman, dinsiz olsun: yas ve keder Fransız ailelerine dokundu. Projektörlerden, hararetli yorumlardan, hipotezlerden ve olası siyasi sömürüden uzakta, taziyelerimizi ve insani kardeşlik duygumuzu iletmenin, kalplerimizin onlarla olduğunu ifade etmenin tek yolu kendimize yakından bakmaktır. Bir evladı, ağabeyi, babayı, eşi, kardeşi, arkadaşı bu şekilde kaybetmek, Toluouse ve Montauban da olduğu kadar masum kurbanların mezarlarında, Batı’da, Afrika’da ve Ortadoğu’da da dayanılmaz. Paylaştığımız insanlığımızı, insanın vahşetlerini, kırılganlığımızın onurunu ve direnişimizin meşruiyetini hatırlatıyorlar. Düşüncelerimiz, şefkatimiz ve saygılı sükunetimiz tüm kurbanlarla.

23 yaşındaki Muhammed Merah, mahallesinde ve çevresinde tanıdık bir yüzdü. İnsanlar onu sessiz, yumuşak biri olarak tanımlıyor; dini veya politik sebeplerle öldürebilecek bir “ Cihatçı radikal Selefi”ye hiç benzemediğini söylüyorlar. Onu mahkemede küçük hırsızlıktan silahlı soyguna kadar pek çok suça karşı savunmuş olan avukatı, bırakın Selefi olduğunu, en ufak bir dini eğilim bile fark etmemişti. Hırsızlıktan ve ehliyetsiz araç kullanmaktan henüz yargılanıp ceza almıştı. Görgü tanıkları olaydan iki hafta önce, bir gece kulübünde sabaha dek son derece neşeyle eğlendiğini söylediler. 2010 ve 2011’de Afganistan ve Pakistan’ı ziyaret etmiş, Fransız Ordusu’na başvurmuş fakat sabıkası olduğu için kabul edilmemişti. Evini kuşatan polisle saatler süren konuşmalarının gösterdiği gibi, Muhammed Merah işsiz, boşlukta, yumuşak kalpli fakat aynı zamanda dengesiz ve tutarsız, yaşından büyük bir ergen olarak karşımızda. Bize söylenene göre, dengesiz, kışkırtıcı, intihara meyilli olmayan, kendi deyimiyle “Fransa’ya ders vermek isteyen” bir katil.

Merah’nın problemi ne din ne siyasetti. Yerini bulamadığı için öfkeli bir Fransız vatandaşı kendi ülkesinde, yaşamına haysiyet ve anlam katmak için derdini ifade edebileceği iki politik dava bulmuştu: Afganistan ve Filistin. Sembollere, orduya saldırdı ve ayırt etmeden Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlar’ı katletti. Sürüklenmiş bir genç adamın politik görüşüne sahipti: ona ne İslami değerler aşılanmıştı ne de ırkçılık ve anti-Semitizm ile hareket ediyordu. Yolunu kaybetmiş genç adamın kurbanlarının önem ve anlamları, görünürlüklerine dayanıyordu. Şüphesiz kınanması gereken zavallı genç adamın kendisi de, onu ve onun gibi milyonlarcasını sınırda yaşamaya mahkum eden bir sosyal düzenin ve haklar ve imkanlar açısından bir vatandaş olarak statüsünün tanınmayışının kurbanıydı.

Muhammed -ne kadar tipik bir isim!- göçmen bir terörist olmadan önce, göçmen bir Fransız vatandaşıydı. Kaderinin bir noktasında, bu kökenin etraftaki algılarına bağlı hale geldi. Nihai eyleminde kusursuz biçimde “öteki” olmak için, bu kurgulanmış ve çarpıtılmış imgeye karıştı. Artık Fransa’daki Fransızlar için, Müslüman Arap Muhammed’in Fransızlık ile hiçbir ilgisi kalmadı.

Bu tabii ki eylemlerini haklı çıkarmaz. Fakat umut edelim ki Fransa, Muhammed’in öğretmeye ne niyeti ne de imkanı olan dersi öğrenebilir: o tüm kurbanları gibi Fransız’dı (hangi saçma mantığa göre dinlerine göre ayrılıyor ve kategorize ediliyorlar?); fakat kendini ten rengi yüzünden sürekli kökenine ve ismi yüzünden dinine indirgenmiş hissetti. Varoşlarda ve banliyölerdeki Muhammed, Fatma veya Ahmetler’in büyük çoğunluğu Fransız. İstedikleri ise eşitlik, haysiyet, güvenlik, düzgün bir iş ve yaşayacak bir yer. Kültürel ve dini olarak entegreler; problemleri büyük ölçüde sosyoekonomik. Bugün Merah’ın hikayesi Fransa’ya, kendini görmesi için bir ayna tutuyor: haysiyetten yoksun bırakılmış bir vatandaş, gerçekten ikna olmadan bir Cihatçı haline geliyor. Bir kez daha, bu onu haklı çıkarmaz. Ancak burada hepimiz için hayati bir ders yatıyor.

Başkanlık seçim kampanyası, son derece aldatıcı biçimde, iki gün ertelendi. Bu bile politikti. Seçimlere bir ay kala, analistler ve gazeteciler kimin bu olayı azami politik avantaja dönüştürebileceğini yorumluyorlar. Tüm Fransızlar’ın başkanı rolü yapan Nicolas Sarkozy, kazanacak gibi görünüyor. Toulouse olaylarının, başkanlık seçiminin merkezini daha da sağa kaydıracağı neredeyse kesin. Güvensizlik, göç, şiddetli İslamcılık ve uluslararası düzeyde Afganistan, İsrail ve Filistin ile ilgili çok konuşulacak. Sarkozy de tam bu noktada rahat. Kriz yöneticisi rolünde, aşırı-sağ Ulusal Cephe’de ilerleyebilir ve sicilinin reddedilmez olduğu uluslararası alanda itibarını aşırı biçimde gösterebilir. Oyunun bitmesine çok var ve önümüzdeki haftalarda Fransa’da ve başka ülkelerde şaşırabiliriz. Muhalefet adayları felç olmuş gibi bekliyorlar ve bu esnada Nicolas Sarkozy sembolik bir güç sergiliyor. Sonucu şüpheli de olsa, bu konumun azımsanmayacak bir ağırlığı var.

Manevralar ve büyük jestler, inanılmaz sıkıntı yaratıyor. Kurbanlar, ölenler, aileleri, altta yatan sosyal ve siyasi sorular ikinci plana düştü. Şimdi soğuk hesaplar ve strateji vakti. Tıpkı Merah’nın acz içinde bu sembollere saldırışı gibi, politikacılar sembollerin gücünü kullanıyor. Bir duygu seliyle ve bu temalarla seçim kampanyasına girdiler. Entegrasyon, İslamcılık, İslam, anti-Semitizm, güvenlik, göç, kayıp banliyöler ve uluslararası ilişkiler hakkında çok şey söylenecek; fakat bunu insanların istekleri ile uygun biçimde dile getiren demokratlar değil, halkın duygularıyla alay eden ve olayları sömüren popülistler olacak. Başkan, başkan rolünü oynuyor ve rakipleri de en az onun kadar iyi oyuncu olduklarını ispatlamaya çalışıyorlar. Siyasi meseleler ile ilgili gerçek bir tartışma olmasını umut ederken, şimdi trapezciler, jonglörler, ilüzyonistler ve trajediyi sömürecek zekice ve kötü niyetli çabalarla yetinmeliyiz.

Fransa şimdi Toulouse’da kendi aksini seyrediyor. Kriz ortaya çıkardı ki adaylar siyaset yapmayı yalnız iki gün, terörist eylemin kurbanlarına saygıdan bırakmadılar. Yıllardır gerçek sosyal ve ekonomik problemler kenara itildi; Fransız vatandaşlarının kayda değer bir kısmı ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlar. Davranışları Voltaire’in yazılarına olduğu kadar Kuran’ın mesajına da uzak olan Muhammed Merah, Fransız’dı. Bu gerçeği anlayıp kabullenmek bu kadar zor mu? Bu kadar mı acı veriyor? İşte Fransa’nın sorunu burada yatıyor.

STAR

YAZIYA YORUM KAT