Siyasi Silah Olarak Antisemitizm

25.01.2009 13:53

Murat Yılmaztürk

Norman Finkelstein'in 2006 yılında Pieper Verlag tarafından yayınlanan "Siyasi Silah olarak Antisemitizm - İsrail, Amerika ve Tarihin Suiistimali" eserinden tercüme ettiğim bir bölümü sizlerle paylaşmak istedim. Kitabın orjinal ismi: “Beyond Chutzpah; On the Misuse of Anti-Semitism and the Abuse of History”

İnsan Hakları Avukatı Felicia Langer, Norman Finkelstein’in bu kitabı için yazdığı önsözde şöyle diyor:

“Antisemitizm suçlamasıyla Amerikan-Yahudi elitleri öncelikli olarak şunu hedefliyorlar: İsrail’i eleştiren her kim olursa olsun, ifşa edilmiş antisemit olarak gösterilsin ve işgal altında bulunan Filistinlilerin durumu, yaşadıkları zulüm ve baskı hakkında haberler tabu, yani yasak olsun; çünkü kurban rolü sadece İsrail’e mahsustur. Yani gerçek durum tersine çevrilsin ve İsrail dokunulmazlığın tadını çıkarsın... İsrail burada açık bir şekilde salben boğma politikası takip ediyor. Bu politikanın hedefi, Yahudiler için yerleşim alanını alabildiğine genişletmektir. Buna karşın Filistinli beldelere genişleme imkanı tanınmasın.”

Norman Finkelstein kitabında nelere ağırlık verdiğini şöyle ifade ediyor:

“Bu kitapta İsrail-Filistin sorununun çoğunluklu olarak özellikle İsrail’i körü körüne savunmak isteyenler tarafından suni olarak oluşturulduğunu yazıyorum. Onların hedefi, gerçeklerden dikkatleri başka taraflara çekmektir. Bu nedenle, istenilen kargaşayı sağlayacak olan önemsiz tartışmaların gündeme hakim olmasını sağlarlar. En çok sevilen taktiklerinden biri, Batı toplumlarında yeni bir antisemitizm dalgası yükseliyor iddiasında bulunmaktır. Ne zaman İsrail uluslararası camia tarafından Filistin sorununu diplomatik yollarla çözmeye zorlanır, bu doğrultuda İsrail yoğun baskı altında tutulursa, o zaman İsrail savunucuları hep yeni bir antisemitizmden bahsederler. Son senelerde ortaya atılan yeni antisemitizm suçlamaları zamanlama olarak tam işgal edilmiş bölgelere yoğun şiddet uygulamalarının başladığı ve İsrail’in Batı Şeria’nın içinden geçerek inşa etmeyi kararlaştırdığı bir duvar ile Filistin topraklarını ilhak etme kararıyla aynı zamana denk geliyor. İsrail savunucularının histerik ikazları etki gösterdi ve uluslararası camia yeni antisemitizm hakkında konferanslar düzenledi ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan resmi olarak bir Dünya Soykırımını Anma Günü ilan etti.

Avrupa Birliği ise bu arada Şaron’u, Gazze’ye yerleşen birkaç bin Yahudiyi geri çektiği için barışçı ilan etti. Şaron ise Batı Şeria’ya kaçak olarak yerleşen yüz binlerce Yahudinin yardımıyla Batı Şeria’nın boğazını sıkıca tutmaya devam ediyor ve Filistinlileri gittikçe derin bir sefalete sürüklüyor. AB Şaron’un bu utanmaz numarasını çakmamış gibi davranıp usluca onun oyununa katıldı. AB’nin etik korkaklığı son olarak kendisini, kendi hazırlatmış olduğu ve buna göre İsrail’in kurduğu kaçak duvarın iki devlet çözümüne ait tüm ümitleri yok ettiğini ortaya çıkaran raporu bile açıklayamayışı ile gösterdi.

İsrail Yahudilerin başına 2. Dünya Savaşı esnasında gelen bu ifade edilemez felaketi kendisinin Filistinlilere işlediği cinayetlerini meşrulaştırmak için kullanıyor. Merhum Edward Said, “Filistin mücadelesi, Filistinliler kurbanların kurbanı olduklarından dolayı bu kadar zor bir mücadeledir.” derdi... Fakat geçmişte işlenilen cinayetlerin günahı hiçbir zaman güncel cinayetlere katlanmaya yol açamamalı...

Kitabımın ikinci bölümünde ayrıntılı bir şekilde İsrail’in işgal edilmiş bölgelerde terörle mücadele bahanesi altında oluşturduğu vahşet rejimini belgeliyorum: Adam kaçırmalar, legal olmayan tutuklamalar, sistematik işkence, keyfi olarak uygulanan ölümcül şiddet, savunmasız şehirlere havadan saldırılar vs.

11 Eylül’den sonra ABD İsrail’in bu taktiğini daha büyük çapta uygulamaya başladı. Amerikan-İsrail politikası savunucuları (Alan Dershowitz gibileri) Milletler Hukuku’nun temel esprisiyle bile alay ediyorlar. Örneğin Dershowitz terör zanlılarını mümkün oldukça ağır işkenceye tabi tutmayı ve her bir terör eylemine misilleme olarak otomatikman komple bir köyün imha edilmesini öneriyor... Avrupa yol ayrımında bulunuyor; Avrupa bu sindirme ve yalan kampanyası karşısında pes edecek mi, yoksa mümkün olduğu müddetçe sorunu diplomatik yollarla çözmeye ve gerçekten kaçınılmaz olursa, Milletler Hukuku’nun çizdiği sınırlar ve imkanlar dahilinde şiddet de uygulayacak mı? Adil ve kalıcı bir barış el ile tutulacak kadar yakın duruyor, sorunu diplomatik yolla çözmek mümkün – (bu ise) ancak işkence taraftarlarının ve savaş kışkırtıcılarının isteklerinin yerine gelmesi engellenebilirse (mümkün olur)...”

N. Finkelstein ve R. Margulies'e katılmamak mümkün değil. Buna ilaveten kanaatim şu ki, yalnız ABD ve İsrail değil, başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin büyük çoğunluğu antisemitizmi siyasi silah olarak kullanarak tarihi suiistimal ediyorlar. Bu tutumları sayesinde son olarak Gazze örneğinde görebildiğimiz gibi, aslında yerine getirmeleri gereken sorumluluklarından kaçabilmek için, arkasına sığınabilecekleri bahaneler üretebiliyorlar ve kendi halklarının gözünün içine baka baka Gazze'ye saldırıyı İsrail'in kendisini meşru olarak savunma hakkını kullanması yalanını yandaş medya sayesinde yayabiliyorlar. Margulies'in de dediği gibi, bu tutum tarafların hiçbirinde kendi dinlerinden kaynaklanan bir tutum değildir. Emperyalistlerin dini imanı paradır. Nitekim Siyonizm’e karşı tüm dünyayı ayaklanmaya davet eden haham ve dindar Yahudilerin sayısı az değildir. Emperyalizm faşizmin ta kendisidir ve gerek ABD'li faşistler, gerekse İsrail'deki Siyonist faşistler hedeflerine ulaşabilmek için dini bu uğurda kullanmaktan hiç geri durmamışlar ve durmayacaktırlar. Konunun dini olan tek yönü, kendilerine İslam'ı düşman seçmeleridir. İslam'ı düşman seçmeleri ise, onu hedeflerinin önünde tek engel görmelerindendir, zira İslam'ın müntesipleri olan Müslümanların "Allahu Ekber"e, onun gücüne ve o gücün yanında tüm güçlerin, süper güçlerin minnacık kaldığına iman ettiklerini bilirler. Bu imanın zulüm karşısında hep mazlumun yanında yer aldırdığını ve hiçbir dünyevi değer karşılığında satın alınamayacağını çok iyi bilirler. Ve bu nedenle böylesine sağlam bir imana sahip HAMAS ve benzeri gruplara yaşama hakkı tanımak istemezler. Kukla olarak kullanamayacağından emin oldukları hiçbir oluşuma tahammül edemezler. Sorun tamamen emperyalizmin tabiatından ve kendisi karşısında durabilecek yegane gücün "Allahu Ekber" olduğuna kendisinin de derinden iman etmiş olmasından kaynaklanıyor.

(HDR - İnsan Onuru ve Hakları Derneği / Almanya)

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
      PANO
      KARİKATÜR
      Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
      Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim