Silahlı kuvvetler reformu

01.07.2011 00:12

Haluk Özdalga

Son dönemde TSK büyük bir değişim yaşadı ve demokratik rejim açısından çok olumlu bir noktaya geldi.

Siyasete müdahale etmiyor. Üst düzey komutanlar değişik konular hakkında görüşler açıklayan basın toplantıları düzenlemiyor. Bazı uygulamaları protesto eden veya engellemeye çalışan bir tavır içinde değiller. Geçtiğimiz ağustosta en üst düzey komutanların atanmasının sadece hukuken değil fiilen de hükümet onayına bağlı olduğunu gördük. Askerî bir darbe artık hayli uzak bir ihtimal. Alınan mesafenin Türkiye için ne kadar büyük bir aşama olduğu açık.

Öyleyse, sivil-asker ilişkilerinde dönüşüm süreci tamamen veya büyük ölçüde başarıldı mı? İş bitti mi? Hayır. Alınan mesafe gerçekten büyük olmakla birlikte, daha gidilecek uzun bir yol var. Daha çok zaman ve enerji isteyen işin esas kısmı hâlâ duruyor. Sivil-asker ilişkilerini doğru temellere oturtmak için kapsamlı bir silahlı kuvvetler reformuna ihtiyaç var. Bu reformun hedefleri şöyle özetlenebilir: Silahlı kuvvetlerin demokratik devlet yönetimi içinde diğer kuruluşlara benzer bir konuma getirilmesi, sahip olduğu imtiyazların ve özerk alanların kaldırılması ve seçilmiş hükümetlerin demokratik kontrolünün tesis edilmesi. Bir başka ifadeyle süreç, askerî gücün siyaseti denetlediği durumdan, demokratik siyasetin askerî gücü denetlediği konuma geçiş olarak da tanımlanabilir.

Bu dönüşüm demokratik rejimin can damarlarından biridir. Çünkü demokrasinin yaşaması ve güçlenmesi için, rejimin içinde taşıdığı kötü huyların düzeltilmesi gerekir. Bu kötü huylardan biri, siyasî karar süreçlerinde hükümetlerin denetimine açık olmayan özerk alanların bulunması. Böyle bir reformun yapılamaması, zayıf ve kurumsal yapıları iyi işlemeyen bir demokrasinin işaretidir. Darbeler hastalıklı bir askerî yapıyı gösterir. Ancak darbe ihtimalinin hiç bulunmaması, silahlı kuvvetlerin demokratik devlet yönetimi içinde sağlıklı bir konuma sahip olduğunun kanıtı değildir. Silahlı kuvvetler devlet yönetimiyle doğru bir şekilde bütünleşmeden, askerî yapıların sağlıklı işleyişi başarılamaz. Esasen silahlı kuvvetler üzerindeki demokratik kontrol, darbelerin önlenmesi veya askerlerin siyasete karışmaması hedefleriyle sınırlı değil. Hedef, devletin genel işleyişi içinde silahlı kuvvetlerle ilgili işlerin ve savunma siyasetinin hükümetler tarafından belirlenmesi ve uygulanması.

Böyle bir demokratik denetim, genellikle ekonomik verimlilik ve askerî etkinlik açısından da daha iyi sonuçlar ortaya çıkarır. Personel siyasetini ve bütçesini kendi belirleyen özerk bir yapının ekonomik açıdan verimli işleyebilmesinin zorluğu herhalde açıktır. Askerî etkinlik açısından durum ilk bakışta o kadar aşikâr görünmeyebilir. Ancak, askerî etkinlik açısından en başarılı ülkelerin, silahlı kuvvetler üzerinde en aktif sivil denetime sahip ülkeler olduğuna işaret edebiliriz.

Komuta zinciri

Bu noktada, silahlı kuvvetler reformu sırasında da dikkatle gözetilmesi gereken 'komuta zinciri' kavramı üzerinden ve somut örnekler vererek konuyu biraz açalım. Vietnam Savaşı'nda yaşanan kuvvetler arası (kara, hava, deniz, vs.) ciddi koordinasyon sorunları üzerine ABD Başkanı Reagan 1985'te, silahlı kuvvetlerin komuta yapısının yeniden düzenlenmesini talep etti. Askerî çevrelerde iyi bilinen bir kanun ile (Goldwater-Nichols Yasası, 1986) Pentagon'un yapısı ve işleyişi kısa süre içinde geniş kapsamlı bir değişikliğe uğradı. Bütün dünya coğrafyası altı bölgeye ayrıldı (Avrupa, Pasifik, vs.), ilaveten üç temel askerî fonksiyon belirlendi (ulaşım, özel operasyonlar, stratejik işler) ve böylece dokuz adet birleşik muharip komutanlık kuruldu. Her birinin başına dört yıldızlı bir muharip komutan (combatant commander) getirildi. Komuta zinciri olabilecek en basit şekle indirgendi: Başkan-savunma bakanı-muharip komutan.

Görüldüğü gibi, komuta zinciri içinde Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları bulunmuyor. Çünkü harekât içinde yer almıyorlar ve o nedenle komuta yetkileri yok. Genelkurmay başkanı silahlı kuvvetlerin en yüksek rütbeli subayı ve görevi başkan ve savunma bakanına askerî konularda istişare sağlamak. Kuvvet komutanlarının görevi Genelkurmay başkanına yardımcı olmak ve ayrıca kendi kuvvetlerini teşkilat, eğitim ve donanım açısından hazır bulundurmak. Bu kuvvetler yukarıda belirtilen dokuz muharip komutanın emrine tahsis ediliyor ve kendi kuvvet komutanından değil, sadece muharip komutandan emir alıyor. Amerika'nın küresel askerî üstünlüğünün arkasında, demokratik kontrol ilkesine uygun; askerî komuta zincirini doğrudan (transfer edilmeden) işleten; koordinasyon sorunlarını en aza indiren böyle bir sistem var. Komuta zincirinin aracısız ve doğrudan olması, muharip yapı içinde yer almayan ve değişik kuvvetlerden gelen kurmayların oluşturduğu bir heyetin kendisine arzu edilmeyen özerk alanlar yaratmasının önüne geçiyor. Ayrıca işleyiş hız kazanıyor ve bireysel sorumlulukların çok açık belli olması sağlanıyor. Bu model ilk kez kapsamlı olarak General Norman Schwarzkopf komutasında Körfez Savaşı'nda (1991) uygulandı ve harekât planları kusursuz işledi. Kosova Savaşı sıfır zayiatla tamamlandı. Uzmanlara göre Goldwater-Nichols modeli, halen devam etmekte olan askerî konulardaki devrimin (Revolution in Military Affairs) ilk adımlarından biri. Amerikan Silahlı Kuvvetleri özerk bir yapı olsaydı, askerî açıdan böylesine etkili bir model acaba yürürlüğe girebilir miydi?

MSB'nin güçlendirilmesi

Reform çerçevesinde kaldırılması gereken imtiyazlar ve özerk alanlar için örnekler, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi'dir. Buna karşılık TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin iptal edilmesi fiilî etkisi bulunmayan, zayıf sembolik değer taşıyan bir adımdan ibaret. İlgili mevzuat içinde benzer hükümler zaten bol miktarda var. Yapılması gereken, bütün ilgili mevzuatın kapsamlı bir şekilde gözden geçirilmesi.

Önemli bir adım, Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na (MSB) bağlanması. En uygun yaklaşım, konunun anayasa kapsamından çıkarılıp yasalara bırakılması. Ancak Genelkurmay'ın MSB'ye hemen bağlanması pratik nedenlerle zor. Çünkü MSB mevcut kapasitesiyle bu yükü taşıyabilecek durumda değil. Silahlı kuvvetler, özerk alanlarını mümkün olan en geniş şekilde korumak ister ve o nedenle devlet veya hükümet başkanlarına bağlı konumda bulunmayı tercih eder. Hâlbuki demokratik kontrol için en etkili komuta zinciri, ilk halkaların başbakan-savunma bakanı şeklinde başlaması. Ayrıca Savunma Bakanlığı'nın; bütçenin yapılması (fiilen), silah ve donanım programları, personel politikaları, savunma görevlerinin belirlenmesi gibi vazgeçilmesi mümkün olmayan işlevlere sahip olması gerekiyor. O nedenle, silahlı kuvvetler reformunun en kritik ve en zor aşamasını, MSB'nin gerçek anlamda bir savunma bakanlığına dönüştürülmesi oluşturuyor. Bunu başarmadan reform sürecinin hedeflerine ulaşması mümkün değil. Sivil uzman kadroları çok az barındıran ve zayıf yetkilere sahip savunma bakanlıkları, eksik ve tam oturmamış demokrasilerin en tipik göstergelerinden biri. Süreç uzun zaman alacaktır; ancak Genelkurmay, asgari koşullar oluştuğunda MSB'ye bağlanmalıdır.

Askerî istihbarat ve eğitim

Dönüşümün bu kritik aşaması, iki önemli konuyla daha yakından ilgili. Askerî istihbarat ülkenin iç işleriyle ilgili olmamalı. Türkiye'de ve başka ülkelerdeki tecrübeler gösteriyor ki, aksi takdirde silahlı kuvvetlerin görev alanları dışına çıkarak ülkenin iç işlerine ve siyasete karışma eğilimi artıyor. O nedenle askerî istihbaratın sınırları çok iyi belirlenmeli. Diğer konu eğitim. Sivil-asker ilişkilerinin doğru temellere oturmasının en derindeki güvencesi, demokratik değerlere uygun bir zihniyet dönüşümü. Silahlı kuvvetlerin eğitiminde böyle bir gelişmenin önünü açacak müfredatlara yer verilmeli, engelleyici ideolojik unsurlar ayıklanmalı. Ayrıca, harp akademilerinde sivillerin eğitim alma imkânı genişletilmeli. Ancak, etkili bir savunma bakanlığı oluşmadan, askerî istihbarat ve eğitimle ilgili bu hususların tam anlamıyla başarılması zor.

Önkoşullar

Son olarak, bu hayatî dönüşümün bazı önkoşullarına işaret edilebilir. Silahlı kuvvetler reformu, genel demokratikleşme sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alınmalı. Başka reform alanlarında netice alınmasını beklemek yerine, dönüşüm, topyekûn demokratikleşme sürecinin unsurlarından biri olarak yürütülmeli. Bir başka husus, uygulamanın planlı, kararlı, kesintisiz ama adım adım yapılması. Doğru kavramlar üzerine oturtulmuş ve sürecin sonunda varılacak durumu tarif eden bir yol haritası elde bulunmadan işe başlanmamalı. Siyasî iradenin böyle bir reformu kararlı ve aktif bir şekilde desteklemediği veya bir noktada durabileceği izlenimi, başarısızlığa giden en kestirme yol. Diğer taraftan, her aşamada elde edilmek istenen hedefe ulaşılmadan, bir sonraki adım atılmamalı. Üçüncü olarak, ülkedeki başlıca siyasî oyuncular arasında müzakere edilmiş ve olabildiğince geniş bir mutabakat sağlanmalı. CHP'nin seçim kampanyası sırasında açıkladığı Demokrasi Raporu'nda kendisini "kapsamlı ve tutarlı bir sivilleşme programı öneren tek büyük parti" olarak nitelendirme ihtiyacını hissetmiş olması bu açıdan sevindirici. Anamuhalefet partisinin bu iddiaya daha zengin bir içerik kazandırması daha da iyi olacak. Son husus, toplumun desteğinin kazanılması. Bu konuda iyimser olabiliriz; ancak bu desteği artırmak için şeffaflık ve etkin bir enformasyon akışı gerekiyor.

TSK; değişik askerî kavramlar, teşkilatlanma prensipleri, silah standartları dâhil pek çok konuda Batılı ülkeler ve NATO ile uyum içinde çalışan bir kuruluş. Türkiye'nin elbette başka hiçbir ülkeyi aynen taklit etmesi söz konusu değil; ama bu uyumun silahlı kuvvetlerin en hayati işleyiş ilkeleri açısından da sağlanmasının zamanı artık çoktan geldi. Sivil-asker ilişkilerini doğru temele oturtamamış bir Türkiye'de ne siyasi rejimin, ne TSK'nın, 21. yüzyılın hızla değişen ihtiyaçlarına cevap verebilmesini tahayyül edebilmek kolay değil.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim