'Silahlı Biçimlere Bürünen Tartışma'

22.01.2016 14:26

Kenan Alpay

Sol-sosyalist ideoloji ve örgütler Türkiye’de hemen her zaman toplumsal meşruiyet ve destekten mahrum olmuşlardır. Bu mahrumiyetlerinin temelinde sol-sosyalist kadro ve örgütlerin temelde din özelde İslam ve ahlak düşmanı vasıfları belirleyici olmuştur.  Toplumsal çatışma ve kaosları kronikleştiren karakterleri de bu hareketlere hep uzak durulması gereken bir musibet-bela gibi bakılmasına sebep olmuştur. Nihayet despotik yöntem, söylem ve hedefleri de toplum nezdinde bir kara ütopya olarak algılanmıştır ki hep ‘beşinci kol’ statüsünün temsilcisi olarak tesmiye edilmiştir.

Sol-sosyalist kadro ve örgütlerin toplumsal açıdan bu kadar ötekileştirilmiş, kuşku duyulup uzak durulan ve kınanıp ayıplanan yönüne rağmen siyasal alanda bu kadar etkili olabilmesi üzerinde ciddi ciddi düşünmek, muhasebe yapmak icap ediyor. Öyle ki Kemalist iktidar sınıflarıyla kurdukları akrabalık ve işbirliği, ulusalcı kimliği manipüle etme yetenekleri, askeri darbelere zemin hazırlama kabiliyetleri, Alevi kimliğini ateizmin militan unsuruna dönüştürebilme azimleri ve nihayet PKK-HDP üzerinden Kürt ulusal kimliğini kesintisiz çatışma stratejisine sevk edebilme marifetleri kolay kolay üstesinden gelinebilecek kriz alanları değildir.

Aydın ve sanatçılar, sendika ve meslek örgütleri, gazeteciler ve akademisyenler kimlikleriyle mütemadiyen aksiyon üreten bu kesimin hem Türkiye’deki hem de bölgedeki gelişmelere etki oluşturduğu inkar edilemez. Bu yönleriyle bölgeye nüfuz etmek isteyen örgüt ve devletlerin hesabına iş gördüklerini göz ardı edilmemelidir.

Kaos ve Özgürlük Kardeşliği

Bu hafta başı HDP ve DTK’nin diğer versiyonu olan Halkların Demokratik Kongresi’nde konuşan ‘eşsözcüErtuğrul Kürkçü özeleştiri ve öneriler faslında dikkat çekici cümleler kurdu. Stalinist-ihtilalci geleneğin kulağı kesik aktörlerinden Kürkçü Türkiye ve bölgedeki çelişki ve çatışma noktalarını tanımlarken bir taraftan tehdit ve şantajın dozunu yükseltiyor diğer taraftansa siyaseti anlamsızlaştırıp militarizmi yüceltiyordu.

Uzun bir alıntı olacak ama Ertuğrul Kürkçü’nün ne dediğini hiç eksiltmeden ve anlam bütünlüğünü bozmadan aktarmanın meseleyi daha net olarak vuzuha kavuşturacağını düşünüyorum. Kürkçü’nün konuşmasının birinci bölümü şöyle: “Türkiye ve bölgemiz büyük bir kaosun, felaketin eşiğindedir. Ama başka bir yerden bakınca, bütün bu kaos sonsuz özgürlük imkânlarıyla birlikte gelmektedir. Eşitsizlik, sömürü ve haksızlık ortadan kalkıncaya kadar çatışma ve savaşlarla bir arada yaşamaya neredeyse mahkûmuz. Türkiye, ya Tayyip Erdoğan ve onun önderliğindeki devletin faşist diktatörlüğü evrilmesinde yol alacak ya da halkların özgürlük mücadelesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni özgürlükçü, özyönetimci yeni bir cumhuriyet olarak yeniden kuracak.

Lümpen teorisyen ve beceriksiz ihtilalci kimliğiyle maruf Kürkçü’nün çizdiği tablo şöyle: Büyük bir kaos geliyor. Ancak kimse özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanı Kürtler, Aleviler, ulusolcular korkmasın. Çünkü bu kaosla birlikte müthiş özgürlük imkanları geliyor. Peki, ne yapmak lazım bu süreçte? Elbette dişimizi sıkıp mevcut sınıfsal çelişkileri aşıncaya kadar çatışma ve savaşlarla bir arada yaşamaya alışacağız. Çatışma ve savaş ‘Big Brother’in dediği gibi ‘barış ve kardeşlik’ demektir aslında. Tayyip Erdoğan, inkar ve asimilasyonu esas alan güzelim Kemalist ulus devletimizi faşist diktatörlüğe doğru sürüklüyor. Çözüm özyönetimci yeni cumhuriyettir. Bütün halklarımıza müjdeler olsun!

Mübarek Hendekler Nelere Kadirmiş?

Konuşmasının ikinci bölümündeyse şunlar var: “Kürtlerin özgürlük mücadelesi Türkiye halklarına özgürlükçü, özyönetimci bir yeni demokrasi teklif etmekte, Türkiye’nin diktatöryal rejimi de, tank ve top atışıyla bu teklifi geri çevirmektedir. Özgürlük mücadelesi, bu tank ve top atışlarına özyönetim savunmasıyla karşılık vermektedir. Ortada sürüp giden sadece bir savaş değil, silahlı biçimlere bürünen bir tartışmadır.

Meclis’e girmiş olması Kürkçü’yü ve benzerlerini siyasetçi yapmıyor. Çünkü bu kafa yapısına, bu örgütlenme mantığına ve silahlı mücadele tarzına göre mesele “özyönetimin silahlı biçimlere bürünen bir tartışma” olmasından ibarettir. Şehirlerin ortasında mayınlı hendekler kazmak, ellerine silah tutuşturdukları gençlerle barikatlar ve kontrol noktaları kurması, şantiyeler basıp iş makineleri yakması, adam kaçırıp çadır mahkemelerinde yargılaması, bombalı araçlar dahil her türlü silahlı saldırıyla asker-polis hatta sivilleri katletmesi PKK’nın doğal bir hakkı hatta sorumluluğudur. Çünkü tanklarla saldıran devlettir savunma maksadıyla karşılık verense PKK’dir. Saflaşma ve tanımlama böyle.

Tartışma denilen, müzakere denilen, teklif edilen silahlı bir biçimde dayatılan bundan ibarettir. Akademisyenlerin bir araya gelerek imza ettiği ‘katil devlet’ sloganlı bildiriyle silahlı biçimlere bürünen tartışmaya katkı sağladıkları, destek oldukları hiç kimse için sır değil. Sürekli kaos ve çatışmayla tırmandırmak istedikleri çelişkilerin özgürlük daha doğrusu iktidar getireceği hülyasına kapılanlar için yeni bir hüsran, yeni bir zillet uzakta değil. Bilakis Beşşar Esed rejimime müzahir, ABD ve Rusya’nın işgal ve katliamlarına bağımlı bir iktidar savaşının daha en baştan hüsran ve zilleti garantilediği kesindir. Bütün bir insanlık da bu hakikate şahit olacaktır.

*

Bu yazı ayrıca Yeni Akit gazetesinin 21 Ocak tarihli nüshasında da yayınlanmıştır.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim