‘Rus ayısı’ geri döndü

26.05.2013 11:52

Joost Lagendijk

Başbakan Erdoğan’ın Suriye’deki Esed karşıtı muhalefete daha fazla destek vermeye ABD Başkanı Obama’yı ikna edememesi, Türkiye’deki bir dizi kıdemli dış politika yorumcusu tarafından coşkuyla karşılandı.

AKP’nin insani görev ve daha genel manada, adaletsizlikle mücadeleye dair tüm söyleminin işe yaramazlığının kanıtlanmasından ötürü mutluydular. Bu kendinden menkul gerçekçilere göre, iktidar partisinin değerler temelinde idealist dış politika benimsetme çabası başarısızlığa mahkûm. Sadece ulusal çıkarların borusunun öttüğü o koca, kötü dünyaya geri döndüğümüz için hadi, hep birlikte sevinelim.

Dış politikada en sert gerçekçilik denen bu eski tarzın muhabbetle kucaklanmasında beni derinden rahatsız eden şey, bu oyunun asıl ustası olan Rusların teşkil ettiği örnek. Tek sağduyulu dış politika stratejisinin, soğukkanlı, ilkesiz pragmatizm olduğunda hemfikir olanları, Rusya’nın Suriye politikasını gözden geçirmeye davet ediyorum.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’e karşı ayaklanma başladığından beri, Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye kalkan olmak için elinden geleni yaptı, Esed rejimini sayısız silah sevkiyatıyla destekledi ve İran, Hizbullah gibi dostlarının köşeye sıkışmış diktatörün imdadına koşmalarına izin verdi. Peki, Ruslar bunları niye yapıyor?

Doğrudur, Moskova, 40 yıldan uzun süredir, Arap âlemindeki en yakın müttefiki olarak Esed liderliğindeki Suriye’ye güvenir. Rusya’nın yıllardır Suriye’ye yaptığı milyarlarca dolarlık silah satışları ve Suriye’deki büyük Rus yatırımlarını hatırlamak da ufuk açıcı, zira Esed iktidarı kaybederse, bunların hepsi tehlikeye girer. Tabii bir de Suriye’nin Tartus limanı var, burası eski Sovyetler Birliği toprakları dışındaki tek Rus askerî üssü ve Moskova’nın Akdeniz’le ilgili hırslı planlarında olmazsa olmaz bir unsur. Ama Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Esed’e koşulsuz desteğinin gerisinde bundan fazlası yatıyor ve Türk bilirkişilerinin pek bayılır gözüktüğü o güzelim gerçekçiliğin çirkin yüzünü görebileceğimiz yer de tam burası.

Rusya’nın Suriye’ye dair başkaldırısı, Esed’e ya da onun iktidara tutunma yöntemlerine büyük aşkından kaynaklanmıyor. Moskova’nın motifleri, Putin’in Rusya’yı dünya sahnesinde yeniden büyük güç olarak tesis etme hırsıyla doğrudan bağlantılı. Truthdig sitesindeki “Ayının intikamı: Rusya, Suriye’de misilleme yapıyor” başlıklı blogda, Amerikalı Ortadoğu uzmanı Juan Cole, sebebini açıklıyor. Moskova, Arap Baharı ve Ortadoğu’da İslamcı güçlerin yükselişinden sadece Washington’ın kârlı çıkacağından korkuyor. Ruslar eski nüfuz alanlarının en azından bir kısmını ellerinde tutmak istiyor. Onlar açısından, Suriye devrimi, bölgedeki radikal Müslüman hareketlerin yükselişinin bir diğer örneğinden ibaret. Cole’un dile getirdiği gibi: “Rusya, Suriye’deki iç savaşa, kendi yumuşak karnı olarak gördüğü Ortadoğu’yu radikalleştirme potansiyeli bulunan istikrarsızlaştırıcı bir olay olarak bakıyor.” Bunun da ötesinde, içerde muhalifleri demir yumrukla ezdiği için ağır bir dille eleştirilen Putin, devrik Arap liderleriyle aynı akıbete uğrayabileceğinden korkuyor. Bu yüzden gidişata Suriye’de bir ‘dur’ deyip, kendi neo-otoriter rejiminin öyle kuyruğunu kıstırıp gitmeyeceğinin altını çiziyor.

Washington Yakındoğu Politikaları Enstitüsü’nden analist Anna Borshchevskaya, Moskova’nın Esed’e verdiği desteğe bir izahat daha getirdi. “Putin, halkı milliyetçi bayrağın peşinde sürüklemek için bir dış düşman aradı. Amerikan karşıtlığını teşvik etmek için Suriye’yi kullanarak, hemen siyasî kazanç elde edebiliyor, ne de olsa Esed’i desteklemek, Batı’ya direnmek anlamına geliyor. (…) Rusya’nın Suriye’deki ‘reddiyetçiliği’, Moskova’yı onsuz karar alınamayacak önemli bir oyuncu haline getiriyor.”

Asıl endişe verici olan, bunun işe yarıyor gözükmesi. ABD, Rusya’ya taviz verip yeni Suriye konferansını kabul etti ki, Esed’in daha fazla baskıya maruz kalmaması, muhalefeti ezmek için daha fazla zaman kazanması anlamına geliyor.

Sonuçta, Suriye’de rejim değişikliğinin meşruiyeti ya da Nusayrilerin akıbeti Rusya’nın umurunda değil. Önemli olan, Putin’in içerde ve dışardaki uzun vadeli çıkarları. Dış politikada gerçekçiyseniz, tüm bunlar size anlamlı gelebilir. Ama bu türden bir davranışı Ankara’nın taklit etmesini istediğimizden emin miyiz?

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim