1. YAZARLAR

  2. Nuri Yurdusev

  3. Referandum paketinde iş ve aş var mı?
Nuri Yurdusev

Nuri Yurdusev

Yazarın Tüm Yazıları >

Referandum paketinde iş ve aş var mı?

A+A-

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen ve Anayasa Mahkemesi'nin yetki tecavüzünde bulunarak bir iki ibareyi metinden çıkarttığı anayasada yapılacak olan değişikliklerin 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma yani halkoyuna sunulacağı artık kesinleşti. Propaganda dönemi ile beraber tartışmalar da başladı. Başlıktaki soru bu çerçevede gündeme getirilmekte. Halkoyuna sunulan pakette iş ve aş meselesine bir çözüm var mı?

Öncelikle eğer Türkiye doğru dürüst gelişmiş bir demokrasi olsaydı bu soruyu ciddi hiçbir kişi ya da kuruluş ortaya atmazdı, ancak marjinal mahfillerde tartışılırdı. Çünkü bu soru popülist siyaset söylemlerinin sorusu ve ancak demagojik bir popülizmle anlam kazanabilir. Ciddi söylem sahipleri bu tür bir soru ile çıkmazlar. Evvela her paketin mutlak surette iş ve aş meseleleriyle ilintisinin olması gibi bir zorunluluk olmadığını bilirler ve her paketi öncelikle kendi bağlamında değerlendirirler. İkinci olarak, iş aş sorunlarının çözüm önerilerinin ve mekanizmalarının pratikte oluştuğunun, anayasaya yazılmasına gerek olmadığının ve yazılsa da bir şeyin değişmeyeceğinin bilincindedirler. Son olarak, Türkiye'nin son yirmi yıldaki hukuki ve siyasi tarihine bakan ciddi bir gözlemcinin, referandum paketinin iş ve aş meselesiyle hem doğrudan hem de dolaylı olarak ilgili olduğunu fark etmemesi düşünülemez. Başka bir deyişle referandum paketinde iş de aş da vardır.

GELİŞMİŞ BİR DEMOKRASİ EKONOMİK KALKINMAYI NASIL ETKİLER ?

Pakette ekonomiyle, yani iş ve aşla ilgili en doğrudan hüküm, pek çok gözlemcinin de dile getirdiği gibi, hakim kararı olmadan Türk vatandaşlarına yurt-dışı çıkış yasağı getirilemeyeceği kuralı. Bunun anlamı şu: Artık yurtdışına bir iş görüşmesi için ya da başka bir iş nedeniyle giden bir işadamı herhangi bir vergi dairesinin yazısıyla havaalanında alıkonamayacak. Bundan dolayı da uğrayacağı zararlarla işçilerinin aşı kesilmeyecek. Bunun için mahkeme kararı gerekecek. Türkiye gibi ekonomisinde uluslararası ticaretin azımsanmayacak rolü olan bir ülkede yurtdışına çıkışların keyfi müdahalelerle engellenmemesinin önemi yadsınamaz. Pakette iş ve aşa ilişkin daha önemli hükümler var. Her şeyden önce bu paketin omurgasını oluşturan sınırlı ölçekteki yüksek yargı reformu Türkiye'yi mevcut duruma göre göreli olarak daha demokratik bir ülke ve daha çok hukukun üstünlüğüne dayalı bir ülke yapacak. Yani Türkiye gelişmiş demokrasilere yaklaşacak. Bu tam olmayacak, çünkü gerek HSYK gerekse Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) yapısına ilişkin getirilecek olan düzenlemeler gelişmiş demokratik ülkeler düzeyinde değil. Doğrudan halka sorumlu olan ve halkın genelini temsiliyet kabiliyetine sahip olanların bu iki yüksek yargı kuruluşunun oluşumuna katılımı bu pakette de hâlâ çok mütevazı düzeyde. Dahası diğer yüksek yargı kuruluşlarının (Yargıtay ve Danıştay) yapısına ilişkin, yani bu kuruluşların toplumun geneline karşı sorumlu ve temsiliyet kabiliyetine ilişkin, hiçbir düzenleme yok. Pakette iki yargı kuruluşunun (HSYK ve AYM) yapısına yönelik yine de mevcut duruma göre nispi de olsa bir ilerleme var. Şimdi Türkiye daha gelişmiş bir demokrasiye ve hukukun üstünlüğü rejimine sahip olursa ne olur? Sürdürülebilir bir kalkınma ve ekonomi politikası oluşur. Yani daha çok iş ve aş yaratılır. Hemen sorulabilir, 'Bunun bir garantisi var mı?' diye. Evet yok, ama karinesi çok. En aşikâr delil de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın İnsani Gelişmişlik Endeksi'nde bulunabilir. Her yıl yenilenen bu endeksin ön sıralarında hep demokratik ülkeler var. Mesela geçen yılın endeksinde "en yüksek insani gelişmişlik" sahibi olan 38 ülke var. İlk sıralarda demokrasi olmayan hiç ülke yok. Ancak 24. sırada demokratik olmayan bir ülke ile karşılaşıyoruz ve 38 ülke içinde demokrasi olmayan sadece 5 ülke var. Benzeri durum önceki yılların endekslerinde de görülüyor. Başka bir deyişle iş ve aş meselesinin çözümü ile gelişmiş bir demokrasi arasında çok açık bir bağımlılık var. 12 Eylül'de referanduma sunulacak olan paket ve benzeri düzenlemelerle Türkiye demokrasisini geliştirdikçe iş ve aş meselesini de çözecek demektir.

Yukarıda bahsettiğim genel durum yanında bir de ülkemize özgü durum vardır. İdarenin bütün kararlarını denetlemekle yükümlü olan yargı ekonomik kararları da denetlemekte dolayısıyla doğrudan ekonomiyi etkilemektedir. Türkiye'de yargı, özellikle de Yüksek Yargı kararlarının ekonomiyi etkilemesinde iki özel neden var. Birincisi yargının, hukukun üstünlüğü ve demokrasi standartlarını dar yorumlarla doğrudan ve dolaylı olarak ekonomiyi etkilemesi durumu. İkincisi, AYM ve idari yargı organlarının (en başta Danıştay) "hukukilik" denetimiyle yetinmeyip gelişmiş demokratik ülkelerde olmayan ve yetki aşımı ve tecavüzü ile "yerindelik" denetimi yaparak karar vermeleri. Bu tür kararlar doğrudan ekonomik sonuçlar getirmektedir. Mesela AYM'de parti kapatma davası açılması ve bunun da AYM'ce katı şekilde uygulanmasıyla ekonomik göstergeler etkilenmekte, yatırım kararları ertelenmekte, faizler artarak kamu borçları yükselmekte ve yatırımlara gitmesi muhtemel kaynaklar normal demokratik bir ülkede olmaması gereken düzeyde faiz artışlarının ödenmesine gitmektedir. Hatta bu tür kararlar bireysel olarak hepimizi etkilemektedir. Örneğin biz 2008 yılında konut kredisi alarak daha büyük bir eve çıkmak istedik. Bunun benim için anlamı müstakil bir çalışma odamın olmasıydı. Mevcut aile gelirlerimizle konut kredisinin geri ödemelerini yapabileceğimize karar verdik. Tam o anda iktidar partisi aleyhine kapatma davası açıldı ve faiz artışları dolayısıyla geri ödemelerde çok zorlanacağımız için vazgeçtik. Gerçi iktidar partisi kapatılmadı, ama biz de beğendiğimiz evi alamadık. Olan benim müstakil çalışma odası hayalime oldu. Hâlâ evde bir müstakil çalışma odam yok. Eminim bu tür tecrübeler çoğumuzun hayatında belki de daha büyük ölçekte yaşanmıştır. Halkoyuna sunulan pakette yargı denetiminin hukukilikle sınırlı olduğu kesinlikle yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı hükmü var. Bence bu paketin en önemli maddelerinden biri ve iş ve aş meselesini doğrudan ilgilendiriyor. Çünkü son yirmi yılda idari ve anayasa yargısının yetki aşımı ile yerindelik denetimiyle vermiş olduğu kararlarının ekonomik maliyeti Süleyman Yaşar'ın hesabına göre en az 600 milyar dolar. Buna diğer kararların (mesela parti kapatma) sebep olduğu iktisadi bedel de eklenince daha yüksek bir rakam çıkacaktır. 600 milyar dolarla ne tür iş ve aş imkânları kurulabileceğini de teknik iktisatçılar hesaplasın.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT