Rahmet, Bereket, Kur’an ve Oruç Ayı Ramazan

03.06.2016 11:45

Mustafa Siel

Bakara 183- Ey iman etmiş olanlar, sakınmanıza vesile olur diye, tıpkı sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı (ketebe).

Bakara 184- (Ramazan ayındaki) sayılı günlerde (oruç tutmalısınız). (Ama bu günlerde) sizden kim hasta (merid) yada yolculuk (ala seferin) halinde (ve bunlar yada benzeri meşru mazeretler nedeniyle oruç tutmaya güç – takat yetiremeyecek durumda ise, bu günlerde tutmadığı) gün sayısınca (ramazan ayı dışındaki) diğer günlerde tutmalıdır.

(Hasta veya yolculukta iken oruç tutmaya) güç yetirebildiği  (ala yutıgunehu) (halde oruç tutmayanlar ise, tutmadığı günleri ileride tutarak tamamlamakla yetinmeyerek, ayrıca tutmadığı her gün için) bir miskini doyurmak suretiyle fidye - bedel vermelidirler. Fidyeyi kim kendi arzusuyla daha fazlasıyla verirse, kendisi için fazladan hayır yapmış olur.

Eğer (orucun hayırlarını ve hikmetlerini) bilirseniz, (hasta veya yolculukta iken oruç tutmaya güç yetirebilecekseniz) oruç tutmanızın sizin için daha hayırlı olduğunu idrak edersiniz.

Bakara 185- (Oruç tutmanız gereken sayılı günler) ramazan ayı (içindeki günlerdir). (Orucun bu ayda tutulmasının hikmeti ise), tüm insanlar için doğru yol rehberi olan (huden linnas) ve (bu rehberliği kabul edip gereğini yerine getirenler – iman edip takvalananlar için izlemeleri gereken) doğru yol ile hakkı batıldan ayırmaya dair açık ve açıklayıcı net bilgiler (beyyinatın minel huda ve furgan) içeren Kur’an’ın bu ayda indirilmiş (indirilmeye başlanmış) olmasıdır.

O halde, sizden kim bu ayın girdiğini görürse, o ayda oruç tutsun. (Bu ay içindeki günlerde) sizden kim hasta ya da yolculuk halinde olursa, (bunlar yada benzeri meşru mazereti nedeniyle tutmadığı) gün sayısınca (ramazan ayı dışındaki) diğer günlerde tutmalıdır.

Allah (oruç tutmanızı emretmek ve meşru mazereti olanların sonra tutmasına ruhsat vermekle) sizin için zorluğu değil kolaylığı irade ediyor (ettiğini gösteriyor). (O halde gücünüz yetiyorsa ramazan ayında orucunuzu tam tutun. Ama hasta yada yolculuk halinde iseniz yada başka meşru ve makul mazeretiniz söz konusu ve özellikle oruç size zarar verecekse, o günlerde tutmayıp, tutmadığınız bu günler sayısınca ramazan çıkınca tutmak suretiyle, o ramazan ayının günü kadar oruç) gününü mutlaka tamamlayın.

(Orucu sadece fiilen tutmak ve sayıyı tamamlamakla orucun ve Ramazan’ın hakkını vermiş olmazsınız, bu ayda ve tuttuğunuz oruçlar esnasında), sizi hidayet ettiği şey üzere  (Kur’an mesajlarını tekrar gözden geçirin ve bu mesajlarda öğrettiği esaslar dâhilinde) Allah’ın büyüklüğünü sık sık hatırlayın ki, (ancak bunların tümünü yaparsanız) Allah’a gerçekten şükretmiş olursunuz.

ORUÇ İLK PEYGAMBERDEN İTİBAREN FARZ OLAN BİR İBADETTİR

Bakara Suresi 183. ayet, önceki tüm peygamberlerin tabilerine orucun farz kılındığı gibi Muhammed (as)’ın tabilerine de orucun farz kılındığını net (mubin) olarak ifade etmektedir. Bu ayet oruç ibadetinin tıpkı namaz gibi, ilk peygamberden son peygambere değin kesintisiz devam eden bir ibadet olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu peygamberlerden olan İbrahim (as) ve oğlu İsmail (as)’ın tabileri olan Araplara da orucun farz kılındığı, dolayısıyla kendilerini bu iki peygamberin tabisi – varisi sayan Mekke ve Medine Araplarının oruç ibadetini bildiklerini ve kısmen uyguladıklarını, ayetlerin içeriğinden ve rivayetlerden anlıyoruz. 183’ten 185’e kadar olan ayetlerde orucun farz kılındığı bildirilmekle beraber, günün hangi saatlerinde nasıl tutulacağına dair bilgi verilmemesi, orucun Araplarca bilindiğinin en büyük delilidir.

ORUCUN TEMEL HİKMETİ TAKVA VESİLESİ OLMASIDIR

183. ayette belirtildiği üzere orucun temel hikmeti kişide takva (ahiret azabından korunmak için, bu azaba sebep olacak her şeyden uzak durma, sakınma) bilincini geliştirmek ve pekiştirmektir. Takva terimi, kişinin bir tehlikeden korunmak için edindiği engelleyici – kalkan manasına gelmekte olup, Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına sıkıca uymak suretiyle dünyevi ve (özellikle) uhrevi azabından korunma çabasını ifade eder.

Oruçlu kişi oruç boyunca Allah’ın emrini yerine getirmekte ve her an O’nun gözetiminde olduğunun bilinciyle, aslında meşru olan bir takım yasaklardan kaçınmak suretiyle hem bizatihi takvalanmakta; hem de oruç vesilesiyle Allah’ın günlük hayattaki tüm emir ve yasaklarına riayet hususunda (adeta) takva antrenmanı yapmaktadır.

Ramazan ayında ve özellikle oruç esnasında bu bilince alışan bir kişi, senenin diğer aylarında bu bilinci muhafaza eder ve diğer ramazanda tekrar bu bilinci tazeler. Bu açıdan oruç ve Ramazan ayı bir takva geliştirme, pekiştirme ve tazelenmesi süreci anlamına da gelmektedir.

ORUÇ TUTUP DA KENDİNİ TUTMAMAK OLUR MU?

Oruçta olduğu gibi, aslen meşru olan yemek içmek ve hanımıyla meşru cinsel yaklaşma gibi şeylerde Allah’ın sınırlarını çiğnemek bir yana, yaklaşmak bile bu kadar kötü iken; aslen haram ve büyük günah olan tesettürsüzlük dahil cinsel suçlar, haram yemek gibi maddi suçlar, gıybet gibi manevi suçlara yaklaşmak bir yana, bunları pervasızca çiğnemek (fısk) nasıl düşünülebilir?

Mesela, oruç nedeniyle hanımından meşru cinsel ilişkiden uzak durmak dolaylı ve süreli – ikinci dereceden bir yasak iken; kadınların İslami örtüye riayet etmemesi, hanımı dışındaki kadınlarla bakmak, dokunmak, hayallemek, cima gibi her türlü cinsel suç birinci dereceden ve devamlı – asli büyük suç ve günahlardır. Bunlar kıyaslanamaz bile.

Kaldı ki, oruçtan maksat, insanları asli günahlardan sakınmaya – takvaya ulaştırmak – alıştırmaktır. Asli günahları pervasızca işleyenler, orucun sınırlarına uysalar ne kıymeti olur?

Oruç aslen meşru olan yemek, içmek ve hanımıyla meşru cinsel münasebetten kaçınmaksa; aslen haram olan şeylerden kaçınmayanların orucu olur mu? Yani oruç, aslen haram olan şeylerden kaçınan kişiler içindir. Böyle olmayanlar, önce asli haramlardan (haram yemek, çıplaklık ve her türlü cinsel suç, gıybet vs) kaçınmalıdırlar.

Bu nedenle halkımız idrak ettiğimiz Ramazan ayı ve oruç vesilesiyle bu çelişkileri iyi fark etmeli, orucun sınırlarına uydukları gibi, hayatlarının her anında ve alanında Allah’ın tüm sınırlarına uymaya azmetmelidirler.

Oruç ve Ramazan ayı vesilesiyle öncelikle kendimizin bu çelişkileri varsa gidermeye gayret etmeli, bilahare bu çelişkiler hususunda toplumun dikkatine çekmeli, kendimizin ve toplumumuzun asli günahlardan uzaklaşması için daha fazla çaba sarf etmeliyiz.

ORUCUN DİĞER HİKMETLERİ

Orucun takvaya vesile olması temel hikmetinden başka hikmetleri olmakla beraber, bunların tümünün ortak noktası takvaya ulaşmaya vesile oluşturan hikmetler olmalarıdır. Mesele Bakara Suresi 185. ayette işaret edildiği üzere, insanın oruç vesilesiyle acizliğini ve kul olduğunu, Allah’ın büyüklüğünü ve her şeyini Allah’a borçlu olduğunu yakinen tekrar idrak ederek acziyet ve şükürle Allah’a yönelmesi ve ardından da ihtiyaç sahibi olan diğer kulları hatırlayarak, onlara karşı şefkat ve merhamet bilinç ve duygularıyla yönelmesi de orucun en önemli hikmetlerindendir.

Ayrıca, aslen meşru olan birtakım ihtiyaçlarını, sırf Allah rızası için benliğindeki dürtülere direnerek yerine getirmemesinin verdiği bir sabır ve direnç eğitiminin yanı sıra; iftar vaktindeki ortamın etkisiyle nimetlere şükrün, düşünce ve duygu bazlarında en üst düzeyde yaşaması da orucun önemli hikmetlerindendir.

Ramazan ayında tüm toplumun müştereken katıldığı oruç ibadeti vesilesiyle, Fatiha Suresinde işaret edilen biz bilinciyle Allah’a birlikte kulluk etme bilincinin en üst noktalara tırmanması sağlanmaktadır.

Teravih namazı, Kur’an’ı Arapça ve meal olarak birlikte okuma ve tefekkür ile zikrin yoğunlaşması ve artması sayesinde düşünsel ve duygusal bir kulluk coşkusu vesilesiyle, yıl içinde kulluk bilinç ve duygularında meydana gelen yıpranmanın tamiri de, orucun hikmetlerinden olsa gerektir.

KUR’ANSIZ RAMAZAN VE ORUÇ OLUR MU?

Bakara Suresi 184 ve 185. ayetlerde açıklandığı üzere, Kur’an’ın indirilmeye başlandığı ay olması nedeniyle Ramazan ayında oruç tutulması farz kılınmıştır. Bu şekilde hem Kur’an’ın indirilmesinin insanlar için önemi teyit edilmiş, hem de bu ayda insanlara hakkı gösteren Kur’an mesajları üzerinde tekrar durulması –  yoğunlaşılması gerektiğine işaret edilmiştir.

Nitekim ayette Kur’an’ın tüm insanlar için hidayet rehberi olduğu, bu rehberi kabul edenler içinse, hakkı batıldan ayıran doğru yolu açıkça ortaya koyan mesajlar içerdiği belirtilerek, bu mesajların tekrar gözden geçirilmesine dolaylı olarak işaret edilmiştir.

Bu nedenle Ramazan ayı hem oruç, hem de Kur’an mesajlarının düşünsel bazda tekrar gözden geçirilmesi – hatırlanması, hem de bu mesajların duygusal bazda tekrar içselleştirilmesi ayıdır. Çünkü Ramazan ayı ve oruç, Kur’an mesajlarının tekrar gözden geçirilmesi, yoğunlaşılması ve içselleştirilmesine zemin oluşturmaktadır.

Ramazan ayında tutulan oruçlar, Kur’an mesajlarının tekrar gözden geçirilmesi ve bunların olumlu duygusal etkileri ile Yüce Allah’ın gereğince büyüklenmesi (tekbir) ve nimetine şükredilmesi; bunu neticesi de takvada tazelenme, yenilenme ve pekişme olacaktır ki, orucun temel hikmeti zaten budur. Bu nedenle Kur’an mesajlarının yeniden gözden geçirilmediği – hatırlanmadığı bir Ramazan – oruç ayı, kamil bir ramazan ayı olmayacaktır.

Ayetlerde Kur’anın tüm insanlar için hidayet – doğru yol rehberi olması, bu rehberliğin hakkı batıldan ayıran (furkan) açık mesajlar şeklinde ortaya konması üzerinde önemle durulmalıdır. Fatiha Suresindeki, ancak hakkı arayanların ulaşabileceği nimet verilenlerin dosdoğru yoluna (sıratı müştekim) ulaşmak ve o yol üzere sapmadan son nefese kadar yürüyebilmek için yaptığımız duanın bir nevi cevabıdır bu ayet.

Yani dosdoğru yolu gösteren Kur’an mesajlarını anlamak, içselleştirmek ve günlük hayatımızda uygulamak suretiyle eğriyi doğrudan ayıracak bir bilince ulaşabilir ve bu bilinci hayatımızda hakim kılabilirsek (takva), bu şekilde rüşte ve kurtuluşa erişebiliriz.

  • Yorumlar 7
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim