Özgürlük Söylemleriyle Neleri Kurban Ettiğimizin Farkında mıyız?

12.03.2010 17:24

Mustafa Atav

Türkiye koşullarında yaşayan Müslümanların inanç ve düşüncelerini ifade etme, keza inançlarının gereğini pratik etme bağlamında yıllardır sorun yaşadıkları bir vakıadır..

Demokrasi ve laikliği ama aslında kendi iktidarlarını muhkemleştirme gayesi ile 12 Eylül, 28 Şubat gibi (işin post ve elektronik tarafı beni ilgilendirmiyor) darbelere işlerlik kazandıranlar; İslam’a, insani değerlere rağmen yazılıp çizilmiş anayasayı istedikleri gibi çekip çevirenler, açıkçası İslam’a karşı mücadeleye and içmiş kesimler nedeniyle ve en kötüsü de Müslümanların nerede, ne zaman, kime ve nasıl gard alacaklarını bilememeleri sebebiyle İslam düşüncesi olabildiğince seslendirilememiş ve ameli olarak da hayatın tüm katmanlarında uygulanamamıştır.

12 Eylül’den sonrasını esas alırsak ANAP dönemi ile esmeye başlayan ve şimdinin AKP iktidarı ile daha bir kuvvetlenen liberal rüzgârlar sayesinde sanki Müslümanlara rahat nefes alma imkânı verilmiş gibidir. Bu süreci fayda hanesine yazdırmak isteyen cemaatler ve akil adamları her fırsatta iktidara yönelik eleştirilerde insaflı olmayı, hatta hiç eleştiri yapmamayı tavsiye etmektedirler. Ama bu tavsiye, kendi açımızdan söylersek Müslümanlara istikametlerini şaşırtmaktan başka bir işe yaramamaktadır; çünkü eleştirinin olmadığı bir vasatta, yapılan yanlışların meşrulaştırılması kadar doğal bir şey yoktur.

İnsaflı olmaya gelince; küresel kabullerden hareketle iktidardakilerin yaslandığı ve sık aralıklarla sahiplenildiği söylenilen yönetim biçimi demokrasidir, laikliktir, yine aynı kabullerin araladığı kapıdan girmeyi başaran cemaatlerin ve aydınlarının seslendirdikleri de esen rüzgârlardan mülhem ideoloji olarak liberalizmdir.

Bu ölçütlerden hareketle biteviye “Şeriat korkusu yersizdir, İslam ve demokrasi ve hatta laiklik birbirlerinden ayrılması imkânsız bir bütünün parçalarıdır, liberal yaşam biçimi de zaten İslam’ın özünde vardır” türkülerinin koro halinde terennüm edilmesini eleştirmemek müslümanın kendi değerleriyle ve kimliğiyle ters düşmesinden ve İslam düşüncesinin özüne muhalif tavır sergilemesinden başka bir şey değildir, nasıl insaflı olunabilecektir ki?

İnsaflı olmaya çalışanların yazılarını okuyor, söyleşilerini televizyon ekranlarında dinliyoruz işte!

Artık ipin ucu kaçmış, geçmişte itiyat haline getirdikleri kötü ahlakları sebebiyle helak olan kavimlerle ilgili Kur’an’da geçen kıssa ve ayetler özgürlük söylemlerine neredeyse kurban edilmiştir..

Gayr-i ahlaki yaşam biçimi, yani eşcinsellik ve diğer versiyonları kişilerin bireysel özgürlükleri kapsamında ele alınmaktadır, hatta Müslümanların, güya (artık böyle demek zorundayım) zulme karşı direnç oluşturmak, tepki göstermek için kurdukları platformlarda yan yana olunmasından rahatsızlık duyulmadığı beyan edilmektedir.

Öyle ki kendini açıkça deşifre etmiş, hakikatte fıtratına savaş açmış birini sırf Müslüman bayanların örtülerine müdahale edilmemesi gerektiğini ifade etmesinden dolayı ve en çok da seçkin olduğu varsayılan aileden gelmesinin sağladığı, çok da lazım olmayan kariyeri ve zenginliğinin verdiği güçle televizyon ekranlarında konuk edip konuşturarak kendi hak ve taleplerinin meşruluğunu ispat etme cihetine gidilmiştir ki bu gerçekten garip ve acınası bir durumdur. Kur’an’ın zem ettiği bir yaşam biçiminden mülhem güfte yazıp özgürlük türküleri bestelemek herhalde bu olsa gerek!

Psikiyatristlerin, psikologların çoğunluğuna göre zaten hastalık kabul edilen malum yaşam biçiminin tedavi edilmesi gerektiğini söyleyenlere bile tahammül edemeyenlerin gerçekte ne kadar özgürlükçü oldukları, insana ne kadar değer verdikleri ve aslında özgürlük denilince ne anladıkları da ortadadır.

Ki aynı yaşam biçimlerini kendi evlatları, kocaları, karıları, anaları, babaları, yani kendi ailelerinden olan birileri özgürlük bağlamında sergileseler bu kadar rahat kurulacaklar mıdır koltuklarına, bu kadar rahat konuşacaklar mıdır ortalık yerlerde; doktor doktor dolaşıp, hatta daha ilerisi naçar o hoca bu hoca üfürükçüleri dolaşarak çare aramaya, tedavi etme cihetine gitmeyecekler midir; kocası veya karısı ise boşanmadan durabilecekler midir, anne veya babası ise mesafe koymayacak mıdır, mideleri hiç bulanmayacak mıdır birlikte yaşarken? E, söz ağızdan çıkmıştır artık, bu saatten sonra geri dönüş yok, yaşasın özgürlük!..

İlginç mi ilginç, Kur’an’ın, bütün Müslümanlara farz kıldığı marufu emr, kötülükten nehy olgusu bu tür hastalıklara, sapıklıklara nasıl özgürlük, liberalizm teranesiyle kurban edilir şaşmamak elde değildir.

Ki eşcinselliğin ve türevlerinin Müslüman kişiler ve ilginçtir bilhassa Müslüman bayan bilirkişiler tarafından müdahale edilemeyecek bir yaşam biçimi olarak ifade edilmesi şaşırtıcıdır ve gelinen noktanın vahametini ortaya koymaktadır.

Bu garip durumun tescili babında bir hatırlatma yapalım; istatiki bir veriye göre geçmişte kadınların televizyon ekranlarında bilhassa izledikleri yüzdeliğin fazlasını teşkil eden programlar efemine tiplerin arz-ı endam ettiklerindenmiş!

Yani aslında şaşırmamak gerekmiş!

Ey Rabbimiz, sen bizleri bağışla! Ne günlere kaldık, ne hallere düştük!

Ne hallere düştüğümüzün sebebini içe kritik bakış yaptığımızda görmek zor değildir, yani geçmişten bu yana yaşanan tartışılanları zumladığımızda karşımıza çıkan manzara şudur: Müslümanların kahir ekseriyeti kendi inançlarının gerekliliklerini demokrasi ve laikliğin hakkının verilmesine endekslemişlerdir.

Haliyle tamamen seküler ve profan algının ürünü olmasına, ilahi anlamda hesap verici bir otoriteyi kabul etmemesine rağmen Liberalizm bu işin sosu olmuş ve şimdilerde dile getirilenlere bakılırsa vazgeçilmezlerden kılınmıştır.

Altını çizerek vurgulayalım ki mesele bu kadarla sınırlı değildir. İslam ve Liberalizm, İslam ve demokrasi vb. adına yapılan tartışmalar İslam düşüncesine ait kavramların içinin boşaltılmasına ve tabii ki helal ve haram ölçülerinin tahrifine, yerine getirilmesi emrolunan İslami pratiklerin değersizleştirilmesine vesile olmaktadır ki işte en büyük problem de budur..

Kanaatimize göre İslam düşüncesini beyan ve ispat için ideolojilerin açacağı bir alana ihtiyaç duyulması acziyetimizin bir göstergesinden başka bir şey değildir. Konjonktürel ve spontan gelişmeler elbette değerlendirilmelidir, işleyişi iyi okuyup strateji geliştirmek zaten olması gerekendir ama demeye çalıştığımız gibi İslam’ın özgün kavramlarının içi boşaltılmadan; Kur’an’ın açıkça yasakladığı ve toplumların helakine sebep olan insan fıtratının hilafına şekillenmiş yaşam biçimlerini özgürlük teranesiyle meşrulaştırmadan olmalıdır bu…

Aksi halde yarın, üzülerek, hatta endişe ederek ve özellikle insanımızın birçoğunu töhmet altına sokmaktan kaçınarak söyleyeyim ki; yazı ve imzalarla, televizyon ekranlarında gerçekleşen söyleşilerle kalmayıp  müslümanların kendi yaşam alanlarının rahatlatılmasına vesile olacağı zannıyla meydanlarda malum kesimler için, kolkola girerek özgürlük talep etmeleri işten bile değildir..

E, özgürlük diye diye yollara düşersek başımıza efemine taşların düşmesinden de rahatsız olmamalıyız değil mi?!!

Ey Rabbimiz, sen bizim akıl sağlığımızı koru, şefkat ve merhametini eksik etme..

  • Yorumlar 21
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim