23 Mayıs 2012 Çarşamba
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özgür-Der Temmuz 2011 Hak İhlalleri Raporu
30 Ağustos 2011 Salı 00:04

Özgür-Der Temmuz 2011 Hak İhlalleri Raporu

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi İnsan Hakları Komisyonu Temmuz 2011 Hak İhlalleri raporunu açıkladı. Bilanço ve değerlendirme olarak iki dosya şeklinde hazırlanan raporu ilginize sunuyoruz...

TEMMUZ 2011 İNSAN HAKLARI DEĞERLENDİRMESİ

Kürt Sorunu Ancak Sivil Siyasi Yöntemlerle Çözüme Kavuşur, Savaşla Değil!

PKK’nin 14 Temmuz günü Silvan kırsalında düzenlediği saldırı sonucu 13 askerin ve 2 PKK militanın ölmesinin ardından milliyetçi ve provokatör kesimler tarafından savaş çağrıları yükselmeye başladı. Kürt sorununun çözüm aşamasına gelindiğine inanılan bir vasatta, yeniden şiddete başvurmanın çözümsüzlüğün ta kendisi olduğunu 30 yıllık acı tecrübe zaten ortaya koymakta. Toplumun kahir ekseriyeti kronikleşen bu sorunun ancak siyasal yöntemlerle çözüleceğine ikna olmuşken, başlatılan bir savaşın bu ülke halklarına kan ve gözyaşından başka bir şey sunmayacağını ve sadece savaştan rant devşirenlerin iktidarını pekiştireceğini artık herkes bilmekte.

Kürt sorunu kaynaklı yaşanan savaş en başından beri kirli yöntemlerle sürdürülmektedir. PKK’nin artan saldırılarının sorunu çözmesi bir yana çözümsüzlüğü dayatacağı ortadır. Buna karşın hükümetin de aynı savaş dilini kullanıp yeniden güvenlik merkezli politikalara yönelmesi, etnik savaşa kadar uzanabilecek tehlikeli bir yolun kapılarını aralamaya olanak sağlamakta. Zira bizzat Başbakan, artan PKK şiddetinin amacının ülkeyi bir iç savaşa sürüklemek olduğunu ifade etmekte lakin tam tersini yapıp PKK ile aynı dili kullanarak açıkça savaş çağrısı yapmaktadır. Şiddet dilini kullanarak, savaş çağrıları yaparak bu sorunu çözmenin imkanı yoktur. Kürt sorunu en temelde siyasi bir sorundur ve bir kimliğin inkarı zeminine dayanmaktadır. Dolayısıyla sorunun çözümü de ancak siyasi hamlelerle mümkün olacaktır.

Güvenlik odaklı politikalar özellikle iki taraflı milliyetçiliği azdırmakta ve bununla birlikte yoğun hak ihlallerin yaşanmasına neden olmaktadır. Bu noktadan hareketle, Samsun’un Havza İlçesi’nde 19 Temmuz’da kolluk kuvvetlerinin PKK militanı oldukları iddiasıyla ve “dur” ihtarına uymadıkları gerekçesiyle iki kişiye açtıkları ateş sonucu Gökhan Çetintaş’ın yaşamını yitirmesi, savaş dayatmasının neden olduğu şizofreniyi açıkça ortaya koymaktadır. Yaşam hakkının en fazla ihlal edildiği ortamlar, savaş ortamlarıdır. Kürdistan’da devam eden savaş sonucu yaşam hakkının keyfi ve hukuksuz biçimde ihlal edildiğinin binlerce örneği tarihin kayıtları arasında yerini almıştır. Faili meçhuller, toplu mezarlar, yargısız infazlar 30 yıllık kirli savaşın en ağır faturası olarak önümüzde durmaktadır. Bu tabloya rağmen, savaşın devamını arzulayanlar bilmelidirler ki, silahlar susmadıkça daha birçok Gökhan toprağa düşecek, her gün artan biçimde yeni insan hakkı ihlalleri yaşanacaktır.

Tırmanan şiddete paralel birçok yerde ırkçı saldırıların da arttığını endişeyle izlemekteyiz. Silvan saldırısı sonrası, milliyetçi histeriye tutulan ırkçı kesimler özellikle Kürtlerin işçi olarak çalıştığı yerlerde Kürtlere dönük saldırıları bir linç kampanyasına dönüştürmeyi ihmal etmediler. Batı illerinde Kürtlerin yaşadıkları mahalleler ablukaya alınarak, Kürt işçiler saldırganlar tarafından yaralanarak adeta bir etnik çatışmanın fitili ateşlenmeye çalışılmakta.

İstanbul Zeytinburnu’nda, Eskişehir’de, Trabzon’da, Bursa’da, Aydın’da ve daha birçok yerde yaşananlar, etnik çatışma provalarını hatırlatmakta. Kürt sorununun çözümsüzlüğü ile beraber soruna halen güvenlik perspektifiyle bakmanın en ağır bilançosu bir etnik çatışmanın başlaması olacaktır. 30 yıldır bu topraklarda halklar arasında bu tarz genel bir yönelimin olmaması birlikte yaşama iradesinin halen yitirilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Savaş devam ettiği müddetçe, bir arada yaşama istidadını yansıtan duyarlılık da zamanla yerini bıkkınlığa ve geri dönüşü olmayan bir kopuşa bırakacaktır. Maalesef artan ırkçı saldırılar da bu kopuşu hızlandırma amaçlıdır.

Bununla beraber, kolluğun aşırı güç kullanımından kaynaklı ihlaller de bir türlü son bulmamaktadır. Özellikle son dönemde kitlesel gösterilerde gaz bombalarının kullanılması sonucu yaşanan yaralanmalar ve ölümler, kolluğun aşırı güç kullanmasının yol açtığı ihlallerin artmasına neden olmuştur. Sokak aralarına, evlerin içine, kişileri hedef seçerek bizzat şahısların üzerine atılan bu bombalar sonucu ölenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Gazdan etkilenen insanların yaşadıkları rahatsızlık da işin cabası.

İnsanların kitlesel gösteri ve toplantı yapma hakları, şiddet içermediği sürece engellenemez. Özellikle Kürt sorunu dolayımında hak ihlalleri yaşandığı sürece bunu protesto edecek sivil eylemler de kesilmeyecektir. Hele bir de bu savaş ortamında bu gösterilerin sayısı daha da artacaktır. Bölgede ardı arkası kesilmeyen gözaltılar, ev baskınları, eylemlerin baskı ve şiddetle dağıtılma çabası, valiliklerin toplantıları ve gösterileri keyfi biçimde engelleyişi gösterilerin asıl nedenidir. Bu bağlamda; protesto gösterileri sırasında insanların kolluk müdahalesi ile yaşamlarını yitirmelerinin hiçbir meşru gerekçesi olamaz. Kolluğun gösterileri keyfi biçimde dağıtmaya çalışması, aşırı güç kullanması, yaşam hakkına yönelen şiddet yöntemlerine başvurması derhal son bulmalıdır ve buna riayet etmeyenler de cezasız kalmamalıdır. Aksi takdirde savaşın gölgesinde gürbüzleşen korku ve kaos ortamında, gösterilerin kana bulanması maalesef engellenemez.

Raporun Tam Metni: 

YORUMLAR ( Toplam 2 yorum)
Murat Koç - Diyarbakır Özgür-Der
Misafir isimli kardeşe
31 Ağustos 2011 Çarşamba 13:09
Öncelikle Misafir isimli kardeşimize aylık raporlarımıza gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ederiz. Özgür-Der Diyarbakır Şubesi İnsan Hakları Komisyonu’nun uzun zamandır büyük emekler vererek hazırladığı aylık ve yıllık raporlar, rapor teknikleri gözetilerek hazırlanmaktadır. Aylık raporlamaların merkezinde, gazete ve internet sitelerinde yer alan haberlerden elde edilen seçkinin belli bazı işlemlerden geçirilmesi sonucu ortaya çıkan bilanço yer almaktadır. Kardeşimizin, El-Kaide üyeliği suçlamasıyla adeta bir furyaya dönüştürülen gözaltlılarla ilgili raporlarımızda yeterli veri bulunmadığı tespiti belki bu ay yayımladığımız rapor için yerinde bir tespittir ama sadece bu yıl içinde yayınladığımız aylık raporlarımızın bilanço ve değerlendirme kısımlarına bakıldığı zaman bile açıkça görülmektedir ki en çok üzerinde durduğumuz ihlallerden biri de El-Kaide üyeliği suçlamasıyla gözaltına alınanların uğratıldıkları haksızlıklardır. Temmuz ayında yaptığımız basın taraması safhasında söz konusu operasyonlarla ilgili herhangi bir veriye ulaşılamadığı için bilanço kısmında bu haberler yer almamakta. Belki bizim gözümüzden kaçan haberler oluyor ya da taradığımız kaynaklar bu yönüyle yetersiz kalıyor. Ama bilinmelidir ki yaptığımız iş bir ekip işidir ve gönüllülük esasına dayanan bir birlikteliğin ürünüdür, bu ekibin tüm matbu ve elektronik basını aylık olarak taraması imkânsızdır. Dolayısıyla ne kadar yoğunlaşsak bile kimi zaman bazı önemli hususlar elimizde olmayan nedenlerle gözden kaçabilir. Bu bağlamda aylık raporların etkinliğine bizler gibi inanan kardeşlerimizin, gözümüzden kaçması muhtemel olan haberleri bizlerle paylaşması işimizi daha kolaylaştıracak ve adil şahitler olma misyonuyla yüklendiğimiz bu ağır sorumluluğun üstesinde hakkıyla gelme konusunda bizlere çok önemli katkılar sunacaktır. Wesselam…

Mail Adresimiz: ihikdata@gmail.com
misafir
bir hatırlatma,teşekkür ve eleştri
31 Ağustos 2011 Çarşamba 03:50
selamun aleykum
öncelikle her ay yayınladığınız hak ihlalleri raporlarından ötürü teşekkür ediyorum. Alıntı yaparken kaynak ayrımı yapmadığınızdan ötürü de.. Fakat 'Herzaman mazlumun yanında zalime karşı' şiarını edinen/edinmesi gereken müslümanların kaynak olamadaki yetersizliği bile türkiye müslümanlarının çoğunun ezen-ezilen, zalim-mazlum,iktidar-muhalafet ayrımında sakat bir rol üstlendiklerini açıkça ortaya koyuyor. El-kaide davaları son bir kaç yılda 28 şubat sonrası dillerini değiştirmeyen, tehdit ve yıldırmalara boyun eğmeyen,ideallerinden ve bunları dillendirmekten vazgeçmeyen, düzene bir çırpıda eklemlenmeyen bir avuç müslümanın(ki bunların bir çoğunun el kaideyle hiçbir iletişim ve ortak hareketi yoktur) aylarca haksızca tutuklanmaları, ailelerinin mağdur edilmesi ve en önemlisi sahip oldukları özgün ve cesur dillerinin yıpratılması veya kesilmesi için sürdürülen davalardır. Allah'tan korkan ve adil Müslümanların bu insanların yanında olmaları gerektiğini hatırlatmak isterim. Müslüman basın organları, stklar, hukukçular ve hatta riyadan uzak tüm özgürlük söylemcisi yapılar bu davada gecikmeden mazlumun yanında olmalıdır. İçi boş iddianemelerin hazırlanması bir iki yılı alırken, bu süreçte haksız tutuklamalar ve mağduriyetler devam ediyor. El kaide meselesi zaten türkiye islamcılığının yıllardır içinden çıkamadığı, açık bir tavır alamadığı bir meseledir. Bu mevzu da islami yapılar tarafından tekrar masaya yatırılmalı ve sadece Allah'tan korkarak adil kararlar alınmalıdır. Haksöz camiası bu davaları dillendiren ender kuruluşlardan fakat daha aktif rol almalılar. Temmuz ayında da bu tutuklamalar, davalar ve mağduriyetler devam etti. Bunlar raporda yer almalıydı. Yine İlim camiasına yönelik baskıları dile getiriyorsunuz fakat biraz daha özverili araştırmalarla bu ve buna benzer birçok islami camiaya yapılan haksızlıkları görmek ve dile getirmek mümkün olacaktır. Yazdıklarım bir müslüman kardeşinizin samimi eleştirileridir. Rabbim haktan, adaletten ayırm
KARİKATÜR







Haksoz haksöz