Mısır Direnişinde Liderlik ve Kilitlenen Özgürlük Mücadelesinin Yarını

20.07.2013 14:59

Hamza Türkmen

İhvan Lideri/Mürşidi Muhammed Bedii, yönetim ve temsil yetkisini yardımcıları arasında geçişli kılmıştı.  3 Temmuz Askeri Darbesi’nden önce de sonra da İhvan liderliğinde bir tereddüt ve inkıta yaşanmadı. Öyle görüldü ve anlaşıldı ki bu süreçte Bedii, fikrin-ilkelerin liderliği bağlamında istişâri aklın ve kolektif liderliğin kurumlaşmış örnekliğini sergiledi. Amacı Mesihçi, mehdici, ruhani bir karizma oluşturmak değildi. O ve arkadaşları “Mü’minlerin işleri aralarında istişare iledir” hükmü doğrultusunda liderlik, cemaat, şura, yönetim, yöntem, strateji kavramları üzerinde 21. yüzyılda yerel ve küresel coğrafyaya cevap ve örneklikler oluşturacak şekilde yeniden imal-i fıkıh ettiklerini gösterdiler.

Bedii, Seyyid Kutup idam edilirken benzer suçlamalarla tutuklanmış ve 9 yıl. işkencelerle dolu bir hapishane hayatı geçirmişti. O ve yakın çalışma arkadaşları fiili mahkumiyet hayatlarında Mısır’daki diktatörlük rejiminin tehdit ve işkence uygulamaları karşısında ölüm ve teslim olma korkusuna aşmış insanlardı. Urvetu’l Vuska ve El Manar okullarında kök bulan ıslah ve inşa anlayışları ise onları “Rasul ve Rasulle birlik olanlar”ın tertil fıkhı ve basiret örnekliği ile yetiştirmişti. İhvan yöneticileri ıslah okulunun talebeleriydi. Tüm yöneticileri de Hasan El Benna, Seyyid Kutup, Muhammed Ebu Zehra gibi hem ilmi kuşanan, hem ilmiyle amel etmeye çalışan yaşayan şehitler olmuşlardı.

Müslüman coğrafyada ıslah ekolünden gelip birlikte iş yapabilme konusunda 85 yıllık bir birikim ve tecrübeye sahip olan İhvan geleneğinin oluşturduğu liderlik zaten ehliyet temelli bir zemine dayanmaktadır. Riyadan kaçınma ve vahyin tertiline dayanan strateji anlayışı içinde pek görünür olmayan Muhammed Bedii, darbeden 2 gün sonra tutuklanma riskine rağmen Rabiatu’l Adaviyye Meydanı’nda milyonlara ve El Cezire’nin canlı yayınını izleyebilen tüm Mısırlılara, Müslüman dünyaya ve insanlığa hitaben çok etkileyici bir konuşma yaptı. Bedii bu konuşmasında Mısır’daki darbe karşıtı mücadelenin stratejini açıkladı. Bu konuşmadan sonra İhvan liderliğinin oluşturduğu yol haritasıyla ilgili açıklamaları da diğer günler dönüşümlü olarak yardımcıları yaptı.

İhvan’ın Mısırda uyguladığı ve örneklendirdiği yönetim tarzı hem tedbir, hem eğitim hem dünya insanlığına sergilenen katılımcı liderliğin takdimi oldu. Bu liderliğin oluşturduğu önderlik, tekçi bir kahraman veya mutlak itaat isteyen bir karizma değildi. Önderliğe bağlılık için duygusallık değil tahkik ve tercih ön plana çıkartılıyor ve mücadeleye karar veren insanlar her türlü sorumluluk paylaşımına davet ediliyordu. Önderlik, tüm direnen Müslümanları, Rasulullah’tan (s) rivayet edilen “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” hükmünde olduğu gibi insanları akli tercihlere sevk edip sorumluluk saflarına katıyordu.

Bedii, kendi ekibiyle beraber görevlendirdiği ve Mısır reel siyaseti içinde ilk defa Cumhurbaşkanı olarak seçilen Muhammed Mursi’yi, Adeviyye Meydanı’nda yaptığı konuşmada İhvan’ın değil, tüm Mısır’ın ve Mısırlıların Cumhurbaşkanı olarak takdim ediyordu. Ve askerlere de komutanlarının Dr. Mursi olduğunu hatırlatıyordu.

İhvan lideri ve istişare heyeti, İhvan’ın vahye dayanan ideal siyaseti doğrultusunda kendilerini reel verili siyasetin üstünde tuttular. Bedii, bizzat reel siyasetin içine girmedi; ama o bir ruhban da değildi.  Reel verili siyaset içinde halkın maddi ihtiyaçlarını karşılayacak, vesayet sistemini geriletecek ve özgürlük alanları açacak sistem içi hamleler için İhvan’ın işleyişinden bağımsız olarak Hürriyet ve Adalet Partisi’ni kurdular. 2011 yılı üç aşamalı genel seçimlerde de toplam yüzde 47,8 oranında oy aldılar. Sonra Haziran 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için İhvan Merkez İstişare Heyeti içinden çıkarttığı Hayrat Şatır’ı reel siyaset alanına gönderdi. Ama Mısır Askeri Konseyi, Şatır’ı veto edince İhvan’ın yedek adayı Muhammed Mursi sonuç itibariyle yüzde 51,7 oyla Cumhurbaşkanı seçildi.

Böylece İhvan’ın, süunnetullah bağlamında merhaleciliği gözettiği ve tedrici inşaya yönelen siyasi istikameti ile; kuşatıldıkları şartları aşmaya ve özgürlük alanları oluşturmaya çalışan kimlikli ve ilkeli reel siyaseti ortaya çıktı. Aslında bu iki alanlı strateji veya iş bölümü birbirini denetleyen, her iki alanda da ideal olan ile reel gerçekliğin şartlarını fıkıh ettiren bir imkân kapısıydı. Yani bir taraftan Hz. Nuh, Hz. Musa veya Hz. Muhammed’in Siret örneklikleri gözetilirken, bir taraftan da Hz. Yakup’un Siret’inin yaşanılabilir boyutları pratikte etüt edilmeye çalışılıyordu. İlk tutum İhvan şemsiyesi altında özü güçlendirirken, ikinci tutum Mısırlılık şemsiyesi altında yerel ve küresel zulme, sömürüye, darbecilere karşı ortak paydalar oluşturuyordu.

İhvan lideri Muhammed Bedii de Adaviyye’de yaptığı etkileyici konuşmasında, darbeye karşı “Barışçıl Direniş” çağrısını sadece İhvan üyelerine değil, özgürlük ve adaletten yana tüm Mısır insanlarına ve Müslümanlarına yapıyordu. İhvan-ı Müslimin de direniş boyunca Mursi’yi İhvan’ın değil Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak savunurken, tüm direniş bileşenlerine beslenmeden, temizliğe, tıbbi yardıma kadar desteğini hiçbir ayrım yapmadan sundu. Batılılar, “katılımcı demokrasi” deyip de bir türlü küreselleştirip örneklendiremedikleri sosyal tablolar için, acaba Mısır meydanlarında yaşanan bu sosyal dayanışma ve kenetlenme olayından dersler çıkartabilirler mi?

 

Muhammed Bedii’nin Tarihi Çağrısı

Muhammed Bedii, Rabiatu’l Adaviiyye Meydanı’nda yaptığı tarihi konuşmada, 25 Ocak 2011 devrim sürecinin Tahrir Meydanı’nda kirletildiğini belirtiyordu.

Bedii, yapılan darbe teşebbüsüyle bütün yönetimin “batıl” hale geldiğini ve Mısır basınının bütün gerçekleri saptırdığını söylüyordu.

Bedii, darbeci paşalarla poz veren Ezher Şeyhi’nin de Kıpti Papa’nın da halk adına konuşamayacak olan birer sembolden ibaret olduğunu; Müslümanların din adamlarından değil Allah’tan korktuklarını vurguluyordu. Yine Müslümanların başka dinlerin mensuplarına saygı duyduklarını da açıklıyordu.

Bedii, Müslümanları, direnişçileri yıkmaya darbecilerin günün yetmeyeceğini bildiriyordu. “Bizim barışçıl çağrımız sizin kurşunlarınızdan ve silahlarınızdan daha güçlüdür” diyordu.

Bedii, Mısır halkının güçlü olduğunu, bu halkı sindirmeye darbecilerin gücünün yetmeyeceğini belirtiyor ve Mısır Ordusu’nu halkına geri dönmeye çağırıyordu.

Bedii, aynı zamanda reel siyasetin dilindeki doğrulara dayanarak Ordu’ya karşı da psikolojik mücadelenin istikametini gösterdi. Askerlere seslendi ve komutanlarının seçilmiş Cumhurbaşkanı Dr. Muhammed Mursi olduğunu belirtti. Darbecilerce alıkonan Dr. Mursi geri dönünceye kadar devrimin süreceğini; zaten yaşattıkları direnişin 25 Ocak devriminin ikinci aşaması olduğunu haykırdı.

Sık sık milyonların iştirak ettiği sloganlarla konuşması kesilen Mürşid Mürsi, çağrısını onurdan, adaletten ve barıştan yana olan tüm Mısırlıları kucaklayarak şu vurguyla bitirdi:

“Barışçıl Direniş hattından ayrılmayınız. Özgürlüğümüz şehitlerimizin kanıyla yeşerecektir. Özgürlüğümüzü elde edinceye kadar meydanlardan ve mücadele alanlarından ayrılmayacağız.”

Bedii, böylece uzun soluklu bir mücadelenin başladığını ilan etmiş oldu.

 

Barışçıl Direnişte Kilitlenme ve Sonrası

Karşı karşıya gelen iki rakip, mücadelede birbirinin parmaklarını ısırıyorsa, iki tarafın da canı yanıyor demektir.  Ama ilk defa kim mücadeleden vazgeçecekse onun iradesi yenilmiş olacaktır.

Şu anda Mısır’da İslamcılar, silahsız güçler olarak meydanları doldurmakta, darbecilerin kurşunlarından ve silahlarından korkmadıklarını ortaya koymaktadırlar. Böylesi bir kitlesel dirençle karşı karşıya geleceğini hesaplayamayan darbeci güçler ise, örgütlülükleri dağılmayan eski rejimin tabanını; Batıcı unsurları ve işbirlikçi Hıristiyanları; Baltacıları, mafyayı, subay-polis olarak suça bulaşmış çevreleri ve ailelerini; çıkarı vesayet sisteminin sürmesinden yana olan elit sermayedarları ve bürokratları; kandırabildiği apolitik sofileri ve selefileri Tahrir Meydanı’nda yeniden toplamak istemektedir.

Gelinen süreç itibariyle Mısır Darbeye Direniş Konseyi 19 Temmuz’da 40 derece sıcak ve güneş altında Mısırlıları Cuma Namazı’na davet etmiştir. Başta Kahire’de Adeviyye Meydanı olmak üzere diğer meydanlarda ve diğer şehirlerin meydanlarında milyonlarca darbe karşıtı insan fahşaya karşı Cuma Namazı saflarında bir araya toplanabilmişlerdir.

Darbe Konseyi doğrultusunda 30 Haziran isyanını organize eden Temerrüd Komitesi ve Liberal Vefd Partisi’nin, Musa Amr’ın Kongre Partisi’nin, Nasırcı ulusalcıların lideri Hamdin Sabbahi’nin başını çektiği Ulusal Kurtuluş/İnkaz Cephesi de darbeyi -ki kendileri devrim diyor- desteklemek için Tahrir Meydanı’na topladıkları kitleleri yine 19 Temmuz Cuma günü iftarda buluşmak için aynı meydana çağırdılar. Arkalarında tüm Mısır’ın gazeteleri, tv ekranları ve emniyetleri için de çevrelerinde silahlı asker ve polis gücü vardı. Cuma Namazı’nın 40 derecelik sıcaklığı yumuşamış ve güneş çekilmişti.  Ama Tahrir Meydanı dolmadı ve canlı yayından izlediğimiz gibi sosyal medya üzerinden gelen haberler de meydanda büyük boşluklar olduğu gerçeğini ortaya koyuyordu.

Meydanlardaki son 19 Temmuz etkinlikleri, Batılı paradigmadaki “doğrudan demokrasi” söylemi açısından da darbecilerin kitlesel iflaslarını ortaya koyuyordu. Milyonlarca darbe karşıtı Mısırlı belki dünya tarihinde aynı anda bir amaç için bu denli büyük kalabalıklarla ilk defa meydanları doldururken, askeri darbeyi/“devrimi” savunan kalabalıklar ise milyondan 10 binlere düşmüş gözüküyordu. Milyonluk darbe taraftarları ya sinmiş veya aldatıldıklarını anlayarak çözülmüş ya da kısmen de olsa saf değiştirmişlerdi.

Batılı medya ve siyasiler Mısır’daki askeri darbe karşısında sağır kesildiği gibi, dünyada belki bu en büyük kitlesel sosyal etkinlik, adaletten ve onurdan yana bu sosyolojik dönüşüm ve şahitlik karşısında kör ve vicdansız olduklarını sergilediler. Ama Mısır’ın direnişçi Müslümanları bedeller ödeyerek, şehitler vererek yeni bir dünyaya adım atıyordu. Islah temelli İslami hareket uyutulan kitlelerin, sömürülen mustazafların ve kirletilen modern çağın yeniden vicdanı oluyor, asra and içiyor ve insanlığın fıtratını yeniden inşa etmeye adım atıyordu.

Darbecilerin geride kala kala tek dayanakları, ellerinde tuttukları silahlar kalmıştı. Bir de Mısır’da yaptıkları darbe ve bu darbeyle de tüm Müslüman coğrafyalardaki devrim ve direniş süreçlerini ve İslami uyanışı engelleme teşebbüsleri dolayısıyla arkalarına aldıkları küresel istikbarın gücü. Yani BM’nin kapitalist ilk beşlisi,  tüm küresel kapitalistler, Siyonistler, münafık ve işbirlikçi cumhuriyet, krallık ve şeyhlik rejimleri.

19 Temmuz’da kitle desteğini yitirdiğini anlayan Darbeci Ordu Konseyi, helikopterlerle darbe karşıtı milyonların üzerine psikolojik harp taktiği olarak broşürler attı.

Bir taraftan bazı alanlarda Cuma namazı kılan Müslümanların üzerine Baltacılar satırları, palaları ve kurşunlarıyla saldırdılar. Şehitler ve çok sayıda yaralılar oldu. Diğer taraftan da havadan atılan broşürlerle halkın dağılması ve kendilerini tehlikeye atmaması isteniyordu. Daha önceki haftalarda da Cuma namazında ve sabah namazında direnişçi Müslümanlar silahlarla taranmış 10’larca şehit verilmiş ve ağır yaralananların sayısı bini bulmuştu. Ama tüm bu tehditlere karşı ve silahsız Barışçıl Direniş ilkesine bağlı kalarak meydanların boşalmaması, daha doğrusu katılımın daha da artması tüm sosyolojik izahları, sosyal-siyaset analizlerini ve toplumsal tarih felsefesinin seküler şemalarını alt üst etmektedir.

Mısır’daki darbe karşıtı kitlesel tepkiyi yumuşatabilmek için Almanya Başbakanı Merkel, tutuklu bulunan Mursi’nin serbest bırakılmasını istemiştir.  AB Yetkilileri’nin sorunu çözmek için arabuluculuk teklifi de Mısır Darbeye Direniş Konseyi tarafından geri çevrilmiştir.

Muhammed Bedii’nin “Mısır Ordusu halkına dön” çağrısı, 19 Temmuz’da İhvan-ı Müslimin’in resmi twitter hesabından “Ordumuz kahraman, darbeciler azınlık” tarzında karşı bir psikolojik mücadele söylemi ile tefsir edilmiştir. Çünkü olması gereken şu ki; subaylarının da erlerinin de önemli bir kısmının oruç tuttuğu ve namaz kıldığı ordu, İsrail’in veya ABD’nin değil, Müslüman Mısır halkının ordusu olması gerekir.

Bir tarafta saltanatını/vesayetini korumaya ve küresel istikbarı memnun etmeye,  bunun için gerekirse 10 binlerce insanı öldürmeye hazır silahlı güçler var. Diğer tarafta Allah’ı razı etmek için kazanımlarını şahadet pahasına korumaya hazır olduğunu sergileyen milyonluk kitleler var.

Seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin özgürlüğü ve elde edilen hakların iadesi için yapılan eylemlerdeki kilitlenmeyi aşmak için 2. aşama eylem türleri üzerinde duruluyor. Bunlardan ilki cadde yürüyüşleri ve yol kesmeler. Alanlara hapsolunduğunda yapılan eylemler milyonlarca sayıya da ulaşsa bile amacı, alanlar dışında kalan insanların bilgisine ulaşamayabiliyor. Çünkü Mısır’da ayrıca apolitize edilmiş, okuma-yazma öğretilmeyen veya açlık sınırının altında çözülmüş psikolojilerle yaşayan milyonlarca insan var. Ayrıca medyayı takip edenler de gazetelerden ve TV ekranlarından yapılan eylemler ve direnişçilerin hedefleri hakkında öğrenebilecekleri hiçbir şey bulamıyorlar.

Darbecilerle, protesto gösterileri arasındaki kilitlenmenin silahlı bir çatışmaya evirilip evirilmeyeceği hususu üzerinde de duranlar oldukça fazla. Silahlı çatışma İhvan’ın ve Mısır Darbeye Direniş Konseyi’nin tercih ettiği bir hal değil. Bu çekimserlik silahtan korkulduğu ve bu mücadelenin teknik olarak üstlenilemeyeceğinden değil. Zaten Darbeye Direniş Konseyi içinde silahlı mücadele yöntemini terk eden, ama silahlı mücadele konusunda oldukça deneyimli Cemaat-i İslami hareketi var. Gazze’de Kasım 2012 Siccil Savaşı’nda Siyonist rejimin dev teknolojik üstünlüğüne rağmen İsrail’i barış istemek zorunda bırakarak savaşı kazanan HAMAS, Mısır’ın hemen yanı başında ve İhvan’ın uzantısı. Ayrıca Mısır’da yaşanacak böyle bir çatışmanın bütün bir bölgeyi kuşatacağı da unutulmamalı. Fakat İhvan böyle bir çatışmadan sonuç itibariyle galip çıkılsa bile, yaşanacak yıkım ve tahribatlar sonucunda ümmetin imkanlarının çok daha küçüleceğinin farkında.

İki tarafın da ısırılan parmağı acıyor. Ama birisi dünyevi çıkar uğruna bu acıya katlanıyor, diğeri gayba iman içinde Allah’ın rızası için... Lakin mücadele sosyal alanda fiziki şartlar altında gerçekleşiyor; Müslümanların adanmışlıkları dışında bir çok imkanları kısıtlı. Büyük bir imtihanla karşı karşıyayız.  Rabbimizden en büyük niyazımız, Mısır İslami direnişinin sünnetullah şartlarına uygun ve Rabbimizin gaybi yardımını celp edecek bir donanım, hazırlık ve kararlılık göstermek konusunda hikmet üzere olması doğrultusundadır.

Gücün ve basiretin yettiği oranda ibadi amellerimiz olarak yerine getirilecekler,  sahih dualarımızın zeminidir. Mutmain olmaya yöneltecek çabaların tevekkül halinden sonra, Rabbimizin gaybi yardımı olmadan neyi kazanabiliriz ki?

  • Yorumlar 5
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim