1. YAZARLAR

  2. Robert Fisk

  3. Liderler 'oyuncak', halk can derdinde
Robert Fisk

Robert Fisk

Yazarın Tüm Yazıları >

Liderler 'oyuncak', halk can derdinde

A+A-

Afganistan çöküyor, Irak hâlâ bir yarı iç savaş devleti ve İsrail Arapların toprağını çalmaya devam ediyor. Ortadoğu'daki prensler ve emirlerse, en yüksek binayı inşa etme yarışında oyuncaklarıyla oynamayı sürdürüyor.

Suudi Arabistan Prensi El-Velid bin Talal muazzam zengin. Evet, bankadaki parası 2005’ten bu yana 23.7 milyardan sadece 13.3 dolarcığa düştü. Fakat geçenlerde dünyanın en yüksek binasını inşa etmek istediğini açıkladı; 1 kilometre yüksekliğinde, Dubai’deki komşu emirinin, müflis alacaklılarının kum tepeleri arasında inşa edip geçen ay açtığı 750 metreciklik Burc Halife’yi cüce bırakacak bir calud. Kral Abdullah’ın yeğeni El-Velid’in şirketinin adı haliyle Kraliyet Holding. Ayrıca şu tesadüfe bakınız ki, Rupert Murdoch’un medya şirketinde de büyük bir hissedar - yani bu satırları The Times’ta okuyamazsınız.

Dün sabah, El Cezire’den bir ekibi Beyrut’taki Sabra ve Şatila mülteci kamplarının müstehcen, çirkin, kirli, kokan barakalarında dolaştırıyordum. Evet, 1982’de İsrail müttefiki Lübnanlı Hıristiyan milislerinin 1700 Filistinli’yi katlettiği, kampları kuşatmış bulunan İsrail ordusunun katliamı seyrettiği ve hiçbir şey yapmadığı Sabra ve Şatila’dan söz ediyorum. Kamplarda 1948’deki büyük sürgün veya etnik temizlikten kurtulanlar (veya onların çocukları ve torunları) yaşıyordu. Celile’den kaçıp geçici olarak Lübnan’a sığınmışlar ve evlerine dönmek için bitmek bilmez bir bekleyişe koyulmuşlardı. Hiç dönemediler. Prens el-Velid Kızıldeniz kıyısındaki Cidde’ye dikilecek olan yeni fallik kulesini açıklarken, “Çok olumluyum” diyordu. “Hep yeni yatırımlar arıyoruz.”

Riyad’ın Taliban’a desteğini unuttuk

Artık biliyorum ki Körfez’de bir sürü iyi hayırsever var, Prens el-Velid de onlardan biri, peki bütün bu olan bitenlerin anlamı nedir? Afganistan kan revan içinde çöküyor; Irak bir yarı iç savaş devleti hâlâ; İsrailliler Araplara ait toprakları sadece Yahudiler için çalmaya devam ediyor - ve Prens el-Velid bir kilometre yüksekliğinde bir kule inşa etmek istiyor. Taliban’a yığınla yardım gönderen Suudilerin (elbette bunu unutuyoruz, 11 Eylül katillerinin büyük kısmının Suudilerden çıktığını da; unuttuğumuz içindir ki Riyad’ı değil Kabil’i bombaladık), etraflarında ne olup bittiğine dair en ufak bir fikri var mı?

Sözgelimi hepimiz Amerikalıların müttefiklerinde depolar dolusu silah bulundurduğunu biliyoruz. Güney Kore’de ve Arap Körfezi’nde (namı diğer Suudi Arabistan) mühimmatları var. Fakat bu hafta son derece sessiz bir biçimde İsrail’deki silah miktarını 400 milyondan 800 milyon dolara çıkarma kararı aldılar. Elbette ABD’nin 2012’ye dek İsrail’e vereceği 9 milyar dolarlık hediyenin (bu para uluslararası hukuk hilafına Arap topraklarında inşa edilen ve ABD Başkanı Barack Obama’nın ödlekçe görmezden geldiği yasadışı sömürgelere asla harcanmayacak tabii ki) bununla bir alakası yok. Fakat yeni bir ‘önleyici’ savaş durumunda İsrail’in bu silahlara başvuramayacağını da sanmayın sakın. Ne de olsa ABD donanmasının 1991’de Irak’a karşı kullanılması için Suudi Arabistan’a getirdiği bir füzenin, savaşa karışmaması karşılığında İsrail hava güçlerine verildiğini ve 1996’da bir Lübnan ambulansındaki sivilleri öldürmek için kullanıldığını unutmadık.

Fakat bugünlerde Arap itaati her gün yeni zirveler yapıyor. Sözgelimi Mısır hükümeti ve her zaman popüler olan devlet başkanı (ABD onaylı başkanlık seçimi sonuçlarına göre popülarite oranı yüzde 90’ın epey üzerinde) Refah sınır kapısına duvar inşa ediyor; böylece zaten sefalet ve kuşatmanın pençesindeki açıkhava hapishanesi Gazze’ye gıda, benzin ve elbet silah sokulması engellenecek. Mısır’ın istihbarat şefi de, İsrail’e gayet net bir destek anlamına gelen ve Filistinlileri biraz daha yoksullaştıracak olan bu duvarı onaylıyor.

Duvar yoksulluğu öyle bir noktaya getirecek ki, Sabra ve Şatila sakinleri ‘Filistin’de yaşamadıkları için belki kendilerini şanslı görecek.

İsrail de ‘muz Raca’sı olma yolunda

İsrail’deyse dışişleri bakan yardımcısı Türk elçisini aşağılıyor; anti-bir Semitik televizyon dizisinden şikâyet ederken Türk diplomatı alçak bir koltuğa oturtuyor, elini sıkmıyor ve iki meslektaşıyla birlikte ona yüksekteki sandalyelerden hitap ediyor. Dışişleri Bakanı’na, yani sevgili dostumuz Avigdor Lieberman’a gelince, o da ABD temsilcisi George Mitchell ne zaman Kudüs meselesini gündeme getirse odadan çıkıp gitmek gibi bir huy edindi. İsrail’in delileri (ki Başbakan Binyamin Netanyahu bile yanlarında mütevazı bir çatlak gibi kalıyor), ülkenin artık Ortadoğu’nun kalanı gibi bir ‘muz Raca’sı olabileceğini gösteriyor.

Korkmayın fakat. Prensler ve emirler, halifeler ve devlet başkanları birbirlerine kulelerde ve otellerde nispet yapmayı iyi bilir. Benim boya setim seninkinden büyük. Benim kalemimin ucu daha keskin, daha çok renkli kalemim var, tren setim daha büyük, ayım da seninkinden büyük. Dünya bu trajediyi izleyecek ve bugün Ortadoğu’da açılmakta olan oyuncak kutularına hayret edecek.

Ha bu arada, Sabra ve Şatila’daki çocukların kaç tane renkli kalemi var? (16 Ocak 2010)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT