Leyla Zana açılımı

25.06.2012 00:07

Mehmet Metiner

Diyarbakır Bağımsız (BDP) Milletvekili Leyla Zana Hürriyet gazetesine çok önemli açıklamalarda bulundu. Çok önemli diyorum, çünkü bir taraf olmasına rağmen taraf diline yaslanmadan konuşmuş. Her iki tarafa veya tüm taraflara karşı eşit mesafede duran ve gerektiğinde herkese yönelik açık veya örtük eleştirilerde bulunarak anlamlı bir duruş sergilemiş. Kendi adıma Zana’nın bu yeni duruşunu çözüme giden yoldaki mayınların temizlenmesi açısından çok olumlu bulduğumu belirtmek isterim. Onca acıyı ve tecrübeyi damıtmış bir siyasetçi edasıyla konuşan Zana, içinden geldiği canibin “Kürt sorunu”na ilişkin paradigmasını da alt üst etmiş. PKK’nın da artık değişmesi gerektiğine yaptığı vurgu kadar BDP’nin Meclis’teki siyaset tarzına yönelik sözleri de ziyadesiyle anlamlı.

Zana, Hürriyet’e yaptığı açıklamalarla politik Kürt mahallesinde yeni bir anlayışın ve duruşun aktörü olarak duruyor karşımızda. Beraber aynı partide siyaset yaptığı arkadaşlarından farklı olarak AK Parti Hükümetinin sorununun çözümüne yaptığı katkılardan sitayişle bahsediyor. Yanısıra bölgeye yapılan hizmetlerin altını bir bir çizmekten de kaçınmıyor. Sorunu çözecek kişi olarak Başbakan Erdoğan’ı gördüğünü özellikle belirtiyor. Başbakan Erdoğan’ın liderliğine duyduğu güvenin ve umudun altını önemle çiziyor. “İnanıyorum bu işi Erdoğan çözer!” biçiminde özetlenecek yaklaşımı, Erdoğan’ı düşmandan öte bir konuma yerleştiren PKK/BDP anlayışının tamamen dışında.

Kuşkusuz Hükümete yönelttiği eleştiriler de var Zana’nın. Bu eleştiriler son derece iyi niyetle ve doğru bir üslupla dile getirildiği için eminim ki Hükümet tarafından dikkatlice not edilecektir. Zana’nın yükselltiği bu sese herkes kulak vermeli. Çünkü bu ses, vicdanın sesidir. Artık evlatlarımızın ölmemesi gerektiğini hepimize önemle hatırlatan bir sestir. Kuşkusuz Zana’nın söylediklerinde eleştirilecek yanlar yok değil. Ama bir bütün olarak söylediklerine bakıldığında hepimizin önüne çözüm için yeni bir bakış açısının iyi niyetle ve samimiyetle konduğunu görmek pekala mümkün.

‘Kürt sorunu’na itiraz

Leyla Zana, politik Kürt mahallesinin ve bahusus PKK/BDP canibinin diline pelesenk ettiği en temel bir tanıma itiraz ediyor. O tanım, “Kürt sorunu” tanımıdır. Şöyle diyor hiç sözünü esirgemeden: “Kürt sorunu sözünü şiddetle reddediyorum. Ortada bir hak talebi vardır. Kürtler bu ülkede sorun değildir. Belki haklar sorunu vardır. Bugün en azından toplumda makul bir diyalog noktası bile var. Ama soruna Kürt sorunu diyerek başlarsak bu halkı başlı başına sorunmuş gibi algılanmanın önünü açarız. Bu da yanlış bir başlangıç.” Aynen katılıyorum. Kürtleri “sorun” ve “terör” kavramları etrafında kriminal bir halk konumuna yerleştiren yaklaşımlardan özenle sakınmak gerekir. Kuşkusuz, Kürtlerin varlığının inkar edilmesi beraberinde bir sorunu getirmiştir. Bu sorunun “Kürt sorunu” biçiminde tanımlanması yanlış olmuştur.

Bugün inkar politikaları AK Parti iktidarı döneminde tarihe uğurlanmış bulunuyor. Artık Kürt halkının varlığı inkar edilmiyor. Kürt vatandaşlarımızın haklı taleplerinin tümü henüz karşılanmamış olsa bile artık bu taleplere “bölücülük” gözüyle bakan bir Hükümet yok. Tam tersine bu taleplerin yeni bir anayasa yapım sürecinde karşılanarak sorunun ebediyen çözülmesi gerektiğine inanan bir Hükümet var. Hükümetin Kürt halkının haklı taleplerine verdiği olumlu yanıtlar PKK/BDP tarafından en ufak bir takdire bile değer bulunmazken Zana tam tersini yapıyor, Başbakanın ve Hükümetin sorunun çözümüne dair adımlarını sitayişle bahsediyor. Sözgelimi, TRT Şeş’e PKK/BDP canibi asimilasyon iddiasıyla hiddetle ve şiddetle karşı çıkarken Zana şöyle demekten kaçınmıyor: “Bu TRT Şeş gibi kanallar bu insanların dilini, kültürünü hatırlattı. Bu TRT Şeş’in olumlu yanıdır. İnsanların kendine güveninin oluşmasına fayda sağladı.”

Zana, “Son 10 yılda başka iyi şeyler diye tanımlayacağınız olumlu adımlar var mı?” sorusuna da içtenlikle şu yanıtı veriyor: “Var tabii ki, hem de çok önemli şeyler var. Bugün bölgeye gidin duble yollar var. Ulaşım sorunu çözülmüş, ihtiyacı olan yeşil kartla devlet tarafından tedavi ediliyor. Okuması yazması olmayan, ekonomik özgürlüğü bulunmayan Kürt ev kadınları devletten aldıkları ekonomik destekle hayatları boyunca görmedikleri bir farklılığı yaşadı. Az bir para da olsa ekonomik inisiyatifinin farkına vardı. Eskiden sandıklara gidilirken, kadınlar erkeklerin kendini yanıltmasın diye yanına gelmesini istemezdi. Şimdi bu ödemeler sonrası erkekler ikna eder diye kadınları yanına istemiyormuş. Güneydeki akrabalarla sınır üzerinden güçlü ilişkiler de insanlara moral oldu. İlk defa Kürdistan ifadesi kullanıldı. Ama dediğim gibi bu önemli adımlar gençlerin akan kanında boğulmamalı. Gençler hayatta kalmalı. Her gün cenazelerin kalktığı bir ortamda sorun çözülmez. Acı, geleceği ipotek altına alır.”

Zana çok doğru söylüyor: Cenazelerin kalktığı bir ortamda, yani silahların acımasızca konuştuğu bir ortamda sorun çözülmez. Aynı sözleri Başbakan Erdoğan da söylüyor. Acının ve ölümün geleceğimizi ipotek altına almasına izin vermemeliyiz. Artık bir tek evladımız yaşamını yitirmemeli. Peki bunun yolu nerden geçiyor? Pek tabii, silahların öncelikle susturulmasından ve silahlı güçlerin sınır dışına koşulsuz çekilmesinden geçiyor. Kimsenin kuşkusu olmasın bu gerçekleştiğinde askeri operasyonlar kesinlikle durur. AK Parti Hükümetinin kanın devamına imkan sağlayacak hiçbir operasyona izin vermeyeceğini söylemek bile gereksiz.

Şimdi merak ediyorum: Başbakan sorunu Kürt vatandaşlarımızın hak talebi sorunu olarak takdim ettiğinde Başbakanı “inkarcı, faşist” olarak suçlayan BDP’li siyasetçiler acaba Zana için ne diyeceklerdir? Evet bu sorun, haklar sorunudur. Başka bir deyişle demokrasi sorunudur. “Kürt sorunu çözülmezse demokrasi gelmez!” paradigması yerine “Eksiksiz bir demokrasi gelirse haklar sorunu da çözülür!” paradigmasını ikame etmek gerekiyor. Çünkü demokrasi hür ve eşit vatandaşları olan bir rejimin adıdır. Demokrasilerde bütün vatandaşlar aynı hak ve özgürlüklere sahiptirler. O yüzden AK Parti’nin temel hak ve özgürlüklerde herkesi eşitleyen demokratik bir vatandaşlık anlayışını hayata geçirmek istemesi, “haklar sorunu”nu da çözecek en doğru anlayışın adresidir. Zana’nın söyledikleriyle Başbakan Erdoğan’ın söyledikleri elbette birebir aynı değil, ama iki yaklaşım arasında bir karşıtlık ilişkisi içinde olduğunu söylemek mümkün müdür? Zana’nın isyanı, ölen geçler için. Zana, Öcalan’ın yakalanmasından sonra Bağımsız Birleşik Kürdistan amacını tümden yadsıyan PKK gerçekliğinin artık ölüm siyasetini arkasına alan yeni bir kararla taçlandırılması gerektiğini zımnen hatırlatıyor. Hatırlayınız, Öcalan yakalandığında, “İnkar biterse isyan da biter” demişti. O zaman koyu bir inkar dönemi vardı. Ama bugün inkar dönemi sona erdi. Buna rağmen isyan sürüyorsa, sormak gerekmez mi, Kürt gençleri hangi amaç için ölüme gönderiliyor? “PKK ne yapmalı?”sorusuna Zana’nın verdiği cevap son derece ölçülü ve dikkatli bir dile yaslanıyor olsa bile en temelde hayati bir eleştiriyi de gündemimize taşıyor: “1999’da Abdullah Öcalan Türkiye’ye geldikten sonra aslında büyük fırsatlar yakalandı. 1984’ten 1999’a dek çok farklı ateşkesler uygulansa da 1999’da ilk kez sınırlar ötesine çekilindi ve bağımsız birleşik Kürdistan mücadelesi yerine Türkiye ile birleşik yaşam politikası hakim oldu.(...) Bence PKK da bugün bunu şöyle anlamalı: Bağımsız Kürdistan için o zaman ölenleri anlıyorum. Ama 1999’dan itibaren strateji değiştiyse, Bağımsız Birleşik Kürdistan yerini, haklı talepleri elde ederek tamamen birlikte yaşama stratejisine bıraktıysa ve amaç yerel yönetimin güçlenmesi, demokratikleşme ise bu gençlerin ölmesini artık hiçbir vicdan kabul edemez. PKK da ona göre bu süreci yeniden değerlendirsin.” Kaç zamandır her vesileyle dile getirdiğim bu düşüncenin Zana tarafından daha içerden bir dille önerilmiş olmasını, çözüme katkı sunacak yeni bir anlayışın ifadesi olarak selamlıyorum.

Zana’nın hükümete önerileri

Zana’nın önerileri bir kaç noktada toplanıyor. “Kürt sorunu” tanımlamasına yaptığı itirazda olduğu gibi Kürtler ve terör ifadelerinin yan yana yerleştirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor. Katılmamak mümkün mü? Diğer bir önerisi, Kürt kimliğinin anayasal güvenceye kavuşturulması yönünde. Burada anayasal güvenceden neyi kast ettiğini belirtmiyor, ama tahminim o ki, Zana Kürt kimliğinin apaçık bir biçimde anayasaya yazılmasını istiyor. Şayet böyleyse bu tartışmaya açık bir konu. Demokratik bir devletin anayasası etnik/ırksal tanımlamalar üzerine oturmaz. Demokratik devlet, bir ırk devleti değildir. Anayasal güvence, eşit vatandaşlık tanımında saklıdır zaten. Zana’nın münhasıran Kürt kimliğinin anayasada zikredilerek güvence altına alınmasını talep etmesi, demokratik paradigmayla bağdaşmıyor. Haklar düzeyinde mesele çözüldükten, yani verili eşitsizlikler ortadan kaldırıldıktan sonra herkes için anayasal güvence sağlanmış demektir.

Anadilde eğitim talebinin henüz gerçekleşmemiş olmasını asimilasyon politikasının aynen devam ettiği biçiminde yorumlamamak gerekir. Kürtçe televizyon açan, okullarda Kürtçeyi seçmeli derslik haline getiren, devlet üniversitelerinde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerini açan AK Parti iktidarının asimilasyoncu olduğunu ima bile etmek haksızlık olur. Dün hayal olan talepler bugün gerçek oldu bu iktidar sayesinde. O yüzden sistemin yeni bir anayasayla topyekun değiştirilmek istendiği bir süreçte Başbakan’ın Diyarbakır kongresinde, “Her şeyi hallettik, artık hiçbir sorun kalmadı demiyoruz. Daha atılacak adımlar var” demesini doğru okumak lazım. Bu sözün üzerinden on gün geçmeden Kürtçe seçmeli dersin ilan edilmiş olması, AK Parti’nin karşılıklı hassasiyetleri ikna ve tatmin temelinde ortaklaştırarak adım adım çözüme doğru gitmek istediği biçiminde okumak gerekir. Zana’nın kendi partisini açık yüreklilikle eleştirebilen tavrı takdire şayan. O yüzden Türk politikacılara yaptığı önerilerinin de iyi niyet temelinde okunacağı kanaatindeyim. Şöyle diyor: “Türk politikacılar taktiksel davranmayı bırakmalı, stratejik bir tavır almalı. Tüm tartışmaların zemini Meclis olmalı. Herkes kısa, orta, uzun vadede yapacaklarını somut olarak ortaya koymalı, herkes bunu bilmeli. Kürt politikacılar ise olumsuz dilden vazgeçmeli, yani toplumda umutları söndürmemeli. Mutlaka siyasal düzlemde birbirimizi eleştireceğiz hem de sert şekilde eleştireceğiz, ama son zamanlarda bu benim bizim tarafta da gördüğüm şekilde bir küfür dilini içermemeli. Siyasette küfür olmaz.”

Zana’nın yükselttiği bu sese herkes kulak vermeli.

mehmetmetiner@gmail.com

STAR 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim