Kürt sorunu neden çözülemiyor?

08.05.2008 04:57

Aytekin Yılmaz

Kürt sorununun çözümünde bir umut olabilmesi için 3. Selim dönemine bir bakılmalı.

Kürt sorununa dair çözüm önerileri ve paketleri yine Türkiye’nin gündemine girmiş bulunuyor. 1990’lardan beri ne zaman sınır ötesi operasyon yapılsa ardından çözüm önerileri ve paketler konuşulmaya başlanıyor. Bugünlerde yine çözüm paketlerinden konuşulmaya başlandı. Fakat işin enteresan yanı henüz görünen, açılan hatta duyulan bir paket bile ortada yok. Hiç olmazsa eskiden önce paketler açılır, onun üstüne konuşulurdu. Bu konuda (Kürt sorunu) ne kadar geriden başlanıldığına en somut örnek bu olsa gerek. Daha da önemlisi artık çözüm önerisi olarak öne sürülen paketlerin inandırıcılığı da kalmamış durumda. ’90’lı yıllardan beri bir çok paket açıldı-kapandı. Hemen hepsi de laf kalabalığından öte bir anlam taşımadı. Yakın tarih bu paket enflasyonu ile doludur. İlk paket olması itibariyle 1993’te Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Adnan Kahveci’ye hazırlattığı rapor açılmadan kapatıldı. Raporun adı ‘Kürt Sorunu Nasıl Çözülür’ idi. Dönem itibariyle önemli bir rapordu. Bu raporda Kürt sorununun siyasi çözümünün artık şart olduğu belirtiliyordu. Bask modeli öneriliyor hatta gerekirse federasyon dahil her türlü çözüm tartışılabilir deniyordu. Merhum Adnan Kahveci bu çözüm paketini Meclis’e getiremeden meçhul bir trafik kazasında yaşamını yitirdi. Daha sonraki günlerde hiç kimse Kahveci’nin bu raporundan bahsetmedi. 1995’te TOBB raporu da bir dönem tartışıldı. Ama Ordunun tepkisi sonucu rapora sahip çıkan olmadı ve o rapor da ortada kaldı.

1997’de bu kez TÜSİAD bir rapor hazırladı. Bu raporda önemli konulara dikkat çekiliyordu; ‘bugüne kadar Kürt dili inkar edildi, şimdi Kürt dili ve kültürü serbest olmalı’ deniliyordu ve daha önemlisi ilk kez bir raporda Genelkurmay'ın, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması gerektiği söyleniyordu. Bu rapor da diğerleri gibi bir süre konuşulup rafa kaldırıldı. Daha buna benzer bir çok rapor STK ve kurum rapor üstüne rapor hazırladı. Ama hiçbir hükümet tarafından dikkate alınmadı. Hatta bir çok siyasi parti muhalefette iken Kürt sorununa dair çözüm paketinden söz etmesine rağmen iktidar olduklarında her türlü çözüm paketine sırt çevirdiler. Bu yönüyle Türkiye’de hükümet olmuş siyasi partilerin rapor ve paketler konusunda sicilleri pek içaçıcı değildir. Son 15 yıl Türkiye siyaseti Kürt sorununa dair açılmış paketlerin kapatılması tarihiyle doludur.

Kürt sorununun çözümü yolunda elbette ki rapor ve çözüm paketlerinin hazırlanması önemlidir. Ama bundan önce sorunun önünde engel olan güçleri tespit etmek durumundayız. Kürt sorununun çözümünde engel güçler kimlerdir? Öncelikle bu konuyu irdelemek de yarar var.

Ordu çözüm istemiyor Türkiye’de Kürt sorunun çözümü önünde en önemli güç Ordudur. Cumhuriyetin, devletin ve milletin koruyucu gücü sıfatıyla bu sorunu terör sorunu olarak ele alıyor. Kürt sorunu askeri bir sorun olarak görüldüğünden hiçbir hükümet siyasi gündemine alma cesaretini gösteremedi. Bugün AKP hükümetinin yüzde 47 ile iktidara gelmesi bile bu durumu değiştirmeye yetmiyor. Ayrıca da AKP’nin Kürt sorunu diye bir sorunu bulunmuyor. Son sınır ötesi Kara Operasyonu’na ilişkin Başbakan Erdoğan konuşurken ‘Askerimizle aynı fikirdeyiz’ dedi. Oysa Kürt sorunu Türkiye’de Genelkurmay'la aynı fikirde olmayan hükümetlerle çözülebilir ancak. Şöyle yakın tarihe bir baktığımızda Türkiye’de Kürt sorunu konusunda Genelkurmayla aynı fikirde olmayan bir Başbakan gördünüz mü? Görmedik! Ama görebilme ihtimali hala gözükmüyor. AKP’nin de Kürt sorununa dair düşünce aşamasındaki çözüm paketi siyasi bir işlev görüyor oldukça uzaktır. Soruna hala ekonomi merkezli yaklaşmaları bu konuda yaşanacak kısır döngünün habercisi oluyor öteye anlam taşımıyor. Çünkü Kürt sorununu siyasi bir sorun olarak kabul etmediğinizde sorun da olmamış oluyor. Zaten ilk iktidara geldiklerinde Başbakan Erdoğan ne demişti? ‘Kürt sorunu düşünürseniz vardır, düşünmezseniz yoktur’ ve bu zihniyete göre en iyisi kafalarda düşünmemektir.

Diğer engel İmralı merkezli Kürtler Biraz garip ama gerçek. Engel tahtasının bir yanında hatta merkezinde Türk Ordusu ise diğer yanında Abdullah Öcalan Kürtleridir. Özellikle 1999 İmralı sürecinden sonra istikrarlı bir Kürt çözümü modelinden bahsetmek mümkün değildir. Bunun nedeni Abdullah Öcalan tarafından sürekli değiştirilen modeller zinciridir. Devlet hiçbir Kürt sorunu çözüm modeline sıcak bakmazken ve gelenekçi inkarcı siyasetinde diretirken Kürtlerin sürekli model değiştirmelerini anlamak oldukça güçtür. 1999’da İmralı’da Demokratik cumhuriyetle başlayan bu çözüm modelleri zincirine konfederasyon, Ekolojik toplum modeli, Bulgar modeli, bölgesel özerklik,demokratik özerklik gibi sürekli değişim gösteren bir hız söz konusu ve bu hızın hızına yetişmek oldukça geniş incelik ve manevra isteyen bir performans gerektiriyor. Türkiye siyaset ortalamasına baktığımızda bu hıza yetişmek kolay olmasa gerek.

Peki Türkiye’de ne oluyor da modeller model model değişime uğruyor? Her değişimde devlet bir adım mı atıyor. Ortada karşılıklı bir dönüşüm mü var? Bunun cevabı koskocaman bir hayırdır! Ordu her zamankinden daha sert bir tutum içinde operasyonlarına devam ediyor. Hükümetin hiçbir şey dediği yok. O halde Kürt hareketindeki bu hız neden? kürt sorununun çözümünde hiç bir projesi olmayan Hükümet, sorunu tamamen askere havale etmiş durumdayken ve bu operasyonun dışında hiçbir projeye sıcak bakmazken Abdullah Öcalan’ın ikide bir sunduğu modeller kürt siyasetini ve bu alanda siyaset yapanları oldukça güç duruma sokyor. Çünkü siyaset gibi gözüken şey siyasetsizleştirme sorunu muğlaklaştıryor. Yine sayısını tespit etmenin zor olduğu ateşkes ilanları ve bozmaları da üzerinde durulması gereken ayrı bir sorundur. Bu konuda da başından beri bir hız söz konusudur. Ne zaman ateşkes ne zaman ateşe devam süreçlerini bilebilmek oldukça güçleşdi. Bu konudaki karmaşıklık Kürt sorununun çözümüne zarar veryor. Aşırı hız kürdün aklını başından almış gözüküyor. Sonuç olarak her iki halde de karmaşık bir hızda devam eden İmralı merkezli Kürt siyaseti sorunun çözümünü güç duruma sokan önemli bir etkendir.

Yeni bir Vaka-i Hayriye gerek

Kürt sorunun çözümü konusunda Türkiye’de Kürt siyaseti yapanlar uzun bir dönem devletin içindeki kanatlardan bahsederlerdi; bu teoriye göre, “Kürt sorununu çözmek isteyen bir kanat var. Ama şahin kanat izin vermiyor.” Oysa zaman gösterdi ki Türkiye’de sorun Kürt sorunu olunca ortada kanat falan yok. Tek kanat var o da istediği ve anladığı dilde operasyonlar yaparak halledebileceğini düşünüyor. zaten mevcut AKP Hükümeti de aynı fikirde olduğunu söylüyor. İhtiyaç duyulan operasyon tezkerelerini çıkarmakla meşguller. Özetlersek Türkiye’de AKP Hükümeti dahil sivil siyasetin Kürt sorunu konusunda siyasi çözüm paketi bulunmuyor. CHP ve MHP’nin ordudan daha şahin olduğu ortada. Peki hiç mi umut yok? Uzak bir ihtimal de olsa her şey mümkün ancak öncelikle Türkiye siyasetinde günümüz şartlarına uygun yeni bir Vaka-i hayriye hareketinin gerçekleşmesi gerekir. Bilindiği gibi ilk Vaka-i hayriye 1826’da Batılı reformlara direnen yeniçerilere karşı yapılmıştı. Yenilikçi padişah 3. Selim’i tasfiye eden yeniçeriler daha sonraki süreçte Padişah II. Mahmut tarafından tasfiye edildiler. Reformlara direnen yeniçerilerin tasfiye edilmesine Türk tarihçiler Vaka-i hayriye adını verdiler. Tanzimat reformlarının önünü açan olayın bu olduğu ileri sürülüyor.

Cumhuriyet döneminde sivil siyasete bu kadar müdahale eden Orduyu kışlaya göndermeyi kimse yapamadı. Turgut Özal yapmak istedi. Ama başaramadı, tasfiye edildi. Eğer Turgut Özal’ı III. Selim’e benzetirsek bu durumda yeni bir Vaka-i Hayriye’yi gerçekleştirecek II. Mahmut gibi cesur bir devlet adamına ihtiyaç var. Bu Türkiye siyasetinin kördüğümünün çözümü anlamına da gelebilir. Zaten öyle anlaşılıyor ki yeni bir Vaka-i hayriye yaşanmadığı sürece Türkiye kısır döngüde kendini yemeye devam edecektir. Kürt sorununun çözümü de bu kördüğümün çözülmesiyle sağlanabilir ancak. 

Radikal gazetesi

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim