1. YAZARLAR

  2. Merve Şebnem Oruç

  3. Kobane'de kim ne istiyor?
Merve Şebnem Oruç

Merve Şebnem Oruç

Yazarın Tüm Yazıları >

Kobane'de kim ne istiyor?

26 Ekim 2014 Pazar 17:34A+A-

Kobane (Ayn el-Arab) Suriye'nin kuzeyinde Halep eyaletine bağlı, Türkiye sınırında bulunan bir şehir. Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı şehirde nüfusun kalanını Araplar, Türkmenler ve Ermeniler oluşturuyor. 2012'de rejim güçlerinin Suriye'de devam eden iç savaş sırasında Batı Kürdistan (Rojavayê Kurdistanê) bölgesinden çekilerek kontrolü PKK'nın Suriye kolu PYD'ye bırakmasının ardından, PYD Afrin, Cizir ve Kobani'de üç otonom bölge (kanton) oluşturdu ve Rojava'da geçici hükümeti kurduğunu ilan etti. Kürt Ulusal Konseyi (KNC) ve konseyi oluşturan Kürt partileri tarafından Rojava'da tek partili rejim kurmakla suçlanan PYD, o zamandan beri de askeri, güvenlik, kamusal hizmetlere ilişkin, idari ve hukuki gücü hukuksuz biçimde elinde tutuyor.

Öte yandan, özerklik ilanı da Rojava'yı Suriye içinde bir kurtarılmış bölge yapmamıştı. Esad'la anlaşıp anlaşmamaları bir yana, ki en güçlü iddialar Esad güçlerinin Rojava'dan anlaşma sonucu çıkıp yerlerini PYD'ye teslim ettiği yönünde, kan gölünün içinde 'Otonom yapı kurdum,' demekle olmadı, olmuyor iç savaştan kaçabilmek. 2013 Temmuz'undaki Rasulayn (Serakaniye) çatışmasının başlamasından beri devam ediyor Rojava'da yaşanan iç savaş içinde iç savaş. Örneğin, Kobane'den Türkiye'ye doğru yaşanan sığınmacı akımının bir benzeri, çatışmaların şiddetinin arttığı bir başka dönemde Irak Kürdistanı'na doğru olmuş ve Ağustos 2013'te Barzani yönetimi 150 bin Suriyeli Kürt sığınmacıya kucak açmıştı. O günlere damgasını vuran PKK medyasının Barzani yönetimini IŞİD destekçiliğiyle suçlaması, Sırrı Süreyya Önder'in Banyas'ta Esad milislerince işlenen insanlık suçu fotoğraflarını 'Rojava'da katliam var' başlığıyla paylaşması ve yine türlü dezenformasyonlardı.

Peki ne oldu da Kobane birden dünya gündemin ana maddesi oldu? Ve Kobane'de kim ne istiyor?

Suriye'de yaşanan insani krize, işlenen savaş suçlarına ve insanlığa karşı suçlara karşı pasif kalmayı, daha en başta Suriye muhalefetini resmi olarak tanısa da vaat ettiği desteği vermeyip ağırdan almayı tercih eden Obama yönetimi liderliğindeki Batı, müttefikleri Irak'ta Musul düştüğü gün yaptıkları hatayı anladı. Göz yumdukları mezhepsel şiddet, görmedikleri anarşi teröre kapıyı sonuna kadar açmıştı. Yaşanan pişmanlık Obama yönetiminin açıklamalarından gözlenebiliyor. Pentagon ise 'ağır abi' şeklini bozmamaya çalışarak eninde sonunda uçuşa yasak bölge, güvenli bölge ve sahaya asker gönderiminin gerekeceğini, yani işin bombalamakla çözülebilecek noktayı geçtiğini itiraf ediyor. Ancak Amerikan medyası kuruş hesabına düşmüş durumda, bu sıralar kemerleri sıkınca önce askeri harcamalarını sıkan ABD'ye bu işlerin kaça mal olacağını hesaplıyor. Sahaya asker göndermekse gel-gitleri ve cesaretsizliğiyle uluslararası politika tarihine adını bugünden geçirmeyi başarmış olan Obama'nın kalan itibarını da yok edecek. IŞİD'e karşı koalisyon planına göre o asker göndermeyecek, onun için Peşmerge ve Türk askeri savaşacak. Çünkü bugüne kadar lafta destekleyip icraatta desteklemedikleri Suriyeli muhalifler, bir yanda Hizbullah ve Esad rejimi öte yanda IŞİD'le tek başlarına savaşırken zayıflamış, çok kan ve pozisyon kaybetmiş vaziyette ve Irak Ordusu diye bir şeyin olmadığı Musul'da görüldü.

Türk askerinin tek başına vekâleten savaşmayı kabul etmemesi asaplarını bozarken, Irak'a yoğunlaşmış IŞİD'in bombardımanların ardından Kobane'ye yönelmesi Washington'ın gökte ararken yerde bulduğu şey oldu. Medya vasıtasıyla ve 'cici PYD/PKK' haberleriyle Türkiye üstünde oluşturmaya çalıştıkları baskı buna yönelik. Gerçekçi olmak gerekirse ve maalesef, Kobani'nin Batı için Türkiye'ye, geç kalmış kararlarında ve kendi çizdikleri oyun kuralları dahilinde sahaya girmesi için, baskı aracı olarak kullanılmasının ötesinde bir önemi yok.

Öte yanda İran için Kobani bulunmaz bir fırsat. Kandil'i boş bırakmayan İran'ın Kudüs Güçleri komutanı Kasım Süleymani'nin planlanan 'Serhildan'da parmağı olmasıyla İran'ın Türkiye'ye verdiği mesaj şu: 'Savaşa girersen savaşı kucağında bulursun.' Yani Amerika'nın Türkiye girsin, İran'ın girmesin diye yöneldikleri kart aynı kart.

Buradan bir bölünme çıkarmayı en çok isteyense İsrail. Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürdistan'ı desteklediğini artık gizlemeyen İsrail, Suriye'de tek parti rejimiyle varlığını koruyan PYD'nin, Türkiye'de PKK'yi bağımsızlık ayaklanması için ateşleyici olacağını düşünüyor. İsrail'e göre Orta Doğu bölge ne kadar çok parçaya bölünürse yönetilmesi o kadar kolay. Arap Baharı'yla rayından çıkan coğrafya, parça pinçik edilir ve hatta ikinci bir Sykes Picot'la tekrar dizayn edilebilir.

PKK/PYD ise, şu anda gözde çocuk olmanın heyecanını ve bir sağa bir sola çekiştirilmenin kafa karışıklığını aynı anda yaşıyor. Salih Müslim'in Cuma günü aynı konuda verdiği en az beş farklı mesaj da bu halin yansıması. Rojava'da hayallerindeki yönetimi kurma peşindeler ama her kurdu dost sanma hatasıyla Suriye Kürdistanı'nın bölgedeki yegane dostları Erbil ve Ankara'yı kaybetmekteler.

Ankara ve Erbil'in istekleri ise açık. Rojava'da çok partili yönetimin, yani demokrasinin tesis edilmesi bir, Esad'ın kuklası olmaktan vazgeçilmesi iki. Zira bu savaşı bitirecek olan tek şey bu;

Ankara'nın Washington'a koalisyona destek konusunda ortaya koyduğu şart da aynı: IŞİD'le beraber Esad da gitmeli. Çünkü Esad gitmeden bu savaş bitmez ve bu savaş bitmeden ne Rojava ne de başka bir yer güvende olmaz.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT