1. YAZARLAR

  2. Markus Ürek

  3. Kaynak meselesi ve ayaklanmanın nitelikleri: NATO'nun Libya'ya müdahales
Markus Ürek

Markus Ürek

Yazarın Tüm Yazıları >

Kaynak meselesi ve ayaklanmanın nitelikleri: NATO'nun Libya'ya müdahales

A+A-

Batı'nın Libya harekâtı meşru mu? Batı, Libyalı sivilleri öldürme yetkisini kimden alıyor? Kısaca söylemek gerekirse, Fransa'nın başlattığı Libya operasyonları meşru zeminden yoksundur ve Fransa Cumhurbaşkanı, Libyalı sivillere ateş açmaktan dolayı uluslararası mahkemelerce yargılanmalıdır.

Elbette hiçbir devlet, kendi vatandaşlarını öldürme ve soykırım yapma hakkına sahip değildir ama müdahale hakkını da Fransızlara vermemektedir. Hukuki bir altyapısı olmayan bu Fransız müdahalesi, aslında uluslararası mahkemelerce ele alınması gereken bir durumdur. Öte yandan AK Parti'nin Kuzey Afrika özellikle de Libya için başlattığı barışçıl girişimler doğru hamleler olup harekât boyutunun geniş bir uluslararası ittifaka dönüşmesini sağlamıştır. Daha önce insani yardım adı altından yapılan ve yapılmayan harekâtlara bakacak olursak Batı, Kosova ve Bosna-Hersek'te iki kez Sırp Miloseviç'e karşı müdahalede bulundu. Her iki durumda da Sırp lider kendi vatandaşlarına katliam yapmaktaydı ve birisinin onu durdurması gerekiyordu. Hatta dünya, uzun bir süre bu katliamları sadece izlemekle yetindi. Öbür tarafta Amerikalıların Amerikan kamuoyunun onaylamadığı Afrika'da yaptığı bazı insani harekâtlar var ve harekâtlarda da sürekli geç kalınmıştır. 1990 ile 2005 yılları arasında Afrika'da yaşanan katliamların birçoğunu da başta Fransızlar olmak üzere dünya sadece izlemekle yetindi. Afrika'da katliamlar hızlıca gerçekleştirilirken durum, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand'a iletildi. Mitterrand'ın bu durum karşısındaki cevabı küstahça ve insaniyet dışında oldu. "Afrikalılar birbirini ne zaman öldürmedi ki şimdi biz onlara karışalım?" dedi.

Libya, Mısır ve Cezayir'in sahip olduğu petrol rezervleri, dünya enerji piyasaları için önemli olsa da hayati öneme sahip değildir. Ne var ki Mısır, Cezayir ve Libya'nın sahip olduğu doğalgaz rezervleri ve bunu Avrupa'ya bağlayan doğalgaz boru hatları, Avrupalılar için daha hayati bir öneme sahiptir. Dolayısıyla Avrupa piyasaları, ihtiyacı olan petrolü Kuzey Afrika'dan akan petrolün durması halinde farklı piyasalardan kolaylıkla temin edilebilecekken aynı şeyin doğalgaz temini için de geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Doğalgazın boru hatları dışındaki yollardan nakliyesi pahalı bir süreçtir. Onun için Akdeniz'in altından geçen doğalgaz boru hatlarının sorunsuz bir şekilde İtalya ve İspanya'ya gaz taşıması Güney Avrupalı sanayi ülkeleri için son derece yaşamsal bir önem taşır. Bu nedenle Kuzey Afrika'daki gelişmelerde Avrupalıları petrolden çok doğalgazın akışı ilgilendirmekte ve endişelendirmektedir.

Diğer yandan Libya'ya yapılan müdahale Cezayir'e bir uyarı niteliğindedir ve kısmen de olsa Batı'nın Cezayir'deki yatırımlarını da korumaya yönelik bir tutumdur. 12 milyar varil rezervi olan Cezayir, günde 1,4 milyon varil petrol üretmekte ve bunun büyük bir bölümü Batı Avrupa pazarlarına gitmektedir. Libya'nınkinden daha da kaliteli olan (45 API) Cezayir petrolleri, Batı rafinerileri için büyük önem taşımaktadır. Ayrıca Cezayir, dünyanın en büyük altıncı doğalgaz üreticisidir. Avrupa ve Cezayir'i birbirine bağlayan iki doğalgaz hattı bulunmaktadır. Bunların en önemlisi, 1983'te tamamlanan, ardından 2003'te paralel bir hat ile ikilenen Enrico Mattei doğalgaz hattı, 1.072 km uzunluğunda olup önce Tunus ardından da Akdeniz'in altından geçerek Sicilya adası üzerinden İtalya anakarasına ulaşmaktadır. Ayrıca bu hattın kapasitesinin artırılması söz konusudur. İkinci en önemli hat ise Cezayir'den çıkıp Fas üzerinden geçerek İspanya ve Portekiz'in doğalgaz ihtiyacını karşılayan 1.600 km'lik Pedro Duran Farrel doğalgaz hattıdır. Bu iki önemli doğalgaz hattına ek olarak, ülke kaynaklarının iki yeni hat ile yine Akdeniz'in altından İspanya, İtalya ve Fransa'ya ulaştırılması projeleri devam etmektedir. 12 milyar dolarlık bir başka önemli proje de Nijerya'nın doğalgazını Cezayir üzerinden Avrupa pazarlarına ulaştırma çalışmalarıdır.

Kuzey Afrika ayaklanmaları devrim niteliği taşıyor mu?

Öncelikle Kuzey Afrikalı petrol ve doğalgaz zengini ülkelerdeki halk ayaklanmaları ve huzursuzlukları Ortadoğu'daki Suudi Arabistan, Bahreyn, Ürdün ve Irak'ınkinden farklı olarak ele almakta yarar vardır. Birçok insan, her iki bölgedeki isyanları ve protestoları aynı kefeye sokmaktadır; ancak bu yanlıştır.

Kuzey Afrikalı ülkeler olan Tunus, Mısır ve Libya'da halk rejime karşı değil, yönetimdeki kişilere karşıdır. Kaddafi, 42 yıldır iktidardadır ve muhtemelen kendinden sonra oğlu Seyfülislam'ı başa getirmeye çalışmaktadır. Keza Mısır'da da durum aynı olmuştur ve Hüsnü Mübarek, 47 yaşındaki oğlunu iktidara getirmeye çalışmıştır.

Mısır'da halk, rejimi devirmek için ayaklanmadı. Ordu, 1980'ler Türkiye'sinde olduğu gibi duruma geçici olarak el koymuş ve demokratik geçiş için, değişimin sağlanması için altı aylık bir süreci başlatmıştır. Libya'da ise durum biraz daha farklıdır ve ayaklanmanın tamamı Kaddafi'nin keyfi ve baskıcı yönetimine karşıdır. Tunus'ta ise işsizlik yüksek düzeylerdeyken, devlet başkanı ve ailesinin yaptığı yolsuzluğun had safhaya ulaşmış olması, toplumun ayaklanmasına davetiye çıkarmıştır. Mısır'daki petrol ve doğalgazın durumu Cezayir ve Libya'nınkinden çok farklıdır. Mısır, önemli bir petrol ve doğalgaz üreticisi konumunda olan bir ülke değildir; ancak ülkenin -Süveyş Boğazı dolayısıyla- sahip olduğu coğrafik konum, geçmişte yaşanan Arap-İsrail savaşlarının ortasında olması ve Arap dünyasının en önemli ülkelerinden birisi olması, onu petrol piyasaları için önemli bir ülke konumuna getirmektedir. Petrol ve doğalgaz üretimine ek olarak Mısır'ı bu sektörde daha fazla ön plana çıkartan Süveyş Kanalı'dır.

Medya, Mısır ve diğer ülkelerdeki olayları biraz abartarak, yaşananlara devrim demeyi seçti; ancak bana göre bu yanlış; çünkü protestocuların ne elde ettikleri halen soru işaretleriyle doludur. George Friedman'a göre, Mısır'da Mübarek'in devrilmesi bir devrim niteliği taşımamaktadır. Ona göre, 1989'daki gibi milyonlarca insanın katılımı ile gerçekleşen bir değişim söz konusu değildir. "Mübarek gidiyor, asker rejime el koyuyor ve altı ay sonra seçime gidileceği söyleniyor. Kalabalık da sanıldığı gibi güçlü değil." Yine Friedman'a göre; "Esas sorunun başlangıcı Mübarek'in 47 yaşındaki oğlunu başkan yapması. Dolayısıyla rejimi değiştirmeye çalışan da aslında Mübarek'tir. Mevcut olan yönetim de askerle desteklenen bir Kemalist rejimdir. Bu da daha önce Cemal Abdülnasır tarafından kurulmuştur. Kısacası, rejim laik olacak; ama hep asker tarafından kontrol edilecektir." (Stratfor) Aslına bakılırsa Nasır'dan sonra gelen Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek de üniformalarını çıkaran askerlerdir. Zaten Mübarek'in ordunun desteğini alamaması asker kökenli olmayan oğlunu başa getirmeye çalışmasıdır. Zira Mübarek, asker olmayan oğlunu orduda hızlı bir şekilde terfi ettirmeye çalışmıştır. Ordunun beklentisi, Mübarek'in yönetimi bırakmasının ardından askeriyeden gelecek biriydi. Muhtemelen altı ay sonra yapılması planlanan seçimlerde de 1980 sonrası Türkiye'sinde olduğu gibi askerlerin bazıları siyasete aktif olarak katılacaklardır.

Birçok düşünür, yapılacak yeni seçimlerde iyi yapılanmış ve mevcut partiler arasında en eskisi olan Müslüman Kardeşler'in galip geleceğini tahmin etmektedir; ancak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı eski Başkanı Muhammed el Baradey'in etrafında toplanan Değişim İçin Milli Birlik hareketinin de şansı yüksek gözükmektedir. Aslında Değişim İçin Milli Birlik hareketi, bir siyasi partiden ziyade değişim ve daha fazla demokrasi için bir araya gelen grupların bir şemsiye örgütü niteliğindedir ve sadece bir yaşındadır. Çok eski ve organize olmamasına rağmen protestoculara verdiği açık destekten dolayı da Mısır halkı arasında daha fazla ön plana çıktığı görüşleri hâkimdir. 2004 devlet başkanlığı seçimlerinde ön plana çıkan solcu bir parti olan Kefaya da Baradey'i desteklemektedir. Lideri solcu bir Hıristiyan olan George İshak eski bir Katolik Okulları Birliği başkanıyken ülkedeki solcuları, liberalleri ve İslamcıları birleştirmeyi başarmış ve Mübarek karşıtı eylemlerde ön safta durmuştur. Ayman Nour önderliğindeki Liberal el Ghad Partisi ve Osama Ghazali Harb liderliğindeki Öncü Liberal Demokrat Parti'yi de unutmamak gerekir; ancak bu partilerin hiçbirisi sekiz yaşından daha eski değildir. Dolayısıyla daha köklü ve seçimlere daha hazırlıklı girecek olan Müslüman Kardeşler'i yakından takip etmekte fayda vardır.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT