1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Kandil kabul edilir korkusuyla demokratik talepleri somutlaştırmıyor
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Kandil kabul edilir korkusuyla demokratik talepleri somutlaştırmıyor

A+A-

Çözüm Süreci konusunda dün en yetkili ağızlardan umut verici beyanatlar geldi.

Sabah saatlerinde İmralı’dan dönen heyetle görüşen sürecin yöneticilerinden Yalçın Akdoğan şunları söyledi:

“Süreç güçlü bir siyasi irade ve kararlılıkla sürüyor. Nihai sonuca ulaşmak için güven ve iyi niyet temelinde görüşmeler hız kazanmış durumda.”

İmralı Heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder de Öcalan’ın iradesini yansıttığı aşikâr olan şu cümleleri kurdu:

“Gelinen nokta itibari ile önemli bir kriz sürecini geride bıraktığımızı söylemek istiyoruz. Üzerinde konuşacağımız şeyler ve izleyeceğimiz yöntem hakkında mutabakat oluşturduk.”

Dün bu olumlu hava eserken Nusaybin’den bir saldırı haberi geldi. TSK’ya ait seyir hâlindeki bir araca düzenlenen mayınlı saldırıda 7 asker yaralandı.

Nasıl da kör gözüm parmağına bir sabotaj değil mi? Sadece ve sadece “devletin fazla taviz verdiği” türünden kışkırtmalarla Çözüm Süreci’ni durdurmaya çalışanların ekmeğine yağ sürecek bir girişim…

Tamam, sırtını İran’ın topçu birliklerine verip bölgedeki envaiçeşit emperyalist devletle iş tutan ve en az onlar kadar emperyalistleşen Kandil megali idealar peşinde.

PKK komutanları ne Orta Doğu’da silahsız bir örgüt konumuna düşmek istiyorlar ne de Türkiye toplumuna karşı aciz görünmek.

Bu yüzden de, tıpkı Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde olduğu gibi, hükümet ne zaman önlerine somut bir çözüm taslağı koysa, İmralı’nın iradesini tali göstermek için sabotaja soyunuyorlar.

Ama nereye kadar…

Süreçte gelinen aşama Öcalan’ı bile şaşırtıyorken…

Devlet çok açık bir şekilde, Kürt sorununun çözümü noktasındaki temel talepleri garanti ediyor. Eşit vatandaşlık, yeni, sivil ve demokratik bir anayasa, AB normlarında yerel yönetimlerin güçlendirilmesi vs. Hatta Hükümet, egemen Kürt siyaseti için çok önemli olan Suriye konusunu “parantez içine” almayı bile kabul etmiş durumda.

Ordu savunma dışında operasyon yapmıyor. Tüm bunların yanı sıra, sürecin takvimi de aylar önce Bakanlar Kurulu kanalıyla garanti altına alınmış durumda.

Hatta Öcalan’ın bile, devletin çözüm sürecindeki ezber bozan demokratik dönüşümüne şaşkınlığını gizleyemediği, zaman zaman yakın çevresine “hükümetin bu cesur iradesi bazı çevreleri rahatsız eder” dediği biliniyor.

Hâl buyken, Kandil’in komutanları her fırsatta “süreç somutlaşmalı” diyorlar. “Neyi kastediyorsunuz” denildiğinde ise “imha ve inkâr süreci bitsin gibi” 90’larda yaşayan birinin sıralayacağı sloganların dışına çıkamıyorlar.

Ancak meşrulaşan barış iradesinin tüm siyasi konforları buharlaştırdığı bir dönemdeyiz.  Böylesine bir atmosferde, daha önce maksimalizm olarak tolere edilen Kandil’in komutanlarının klişeleri, artık “bir lüks” olarak sırıtıyor.

Türkiye halkları, israfa kaçan bu konforun bedelini artık, canı, malı ve geleceğiyle ödemek istemediğini ilk seçimde muhataplarına layıkıyla gösterecektir.

Hareketin siyasi temsilcileri de barışı, sandığı ve meşruiyetlerini önemsiyorlarsa kendilerine dayatılan Cemaat güdümlü amorf ittifak formüllerini bırakmalı. Acilen çözüme dünden razı tabanlarının sinesine dönmeli. 

Artık “Diyalog kurulacak son kuşağız” sakızını tükürüp, kapalı kapılar ardında tekrarladıkları “barışın sandık riskini üstlenen son hükümet de bu” kabulünü muhataplarına anlatmanın bir yolunu bulmalı.

Ümit Fırat paralele sığmaz

14 Aralık Operasyonunu protesto etmek için imzaya açılan metnin altında Ümit Fırat’ın ismini görünce şaşırdım. A Haber’deki "Canan Barlas’la Gündem" programında da şaşkınlığımı dile getirdim. Paralel yapının her türlü katakullisine alışık olduğum için “bu işin içinde mutlaka bir iş olmalı” dedim. Ardından, her türlü vesayet girişimine karşı net tavrını bildiğim Fırat’tan, hukukumuza dayanarak bir açıklama beklediğimizi söyledim.

Yanılmamışım. Fırat kendisine telefonda “Biz aşağıda imzası olanlar, medya ve düşünce özgürlüğüne yönelik her türlü müdahaleye karşı çıkıyoruz”  biçiminde bir metin okunduğunu ve yalnızca buna evet dediğini belirtiyor.

Ertesi gün gazetelerde tam metni görünce huzursuz olmuş. Fırat, ilkesel yaklaşımının, ırkçı ve ayrımcı ifadeleri her platformda eleştirdiği malum diziyi savunma noktasına kadar çekilmesinin kabul edilmez olduğunu söylüyor.

Aşırı hassasiyetle Fırat gibi bir demokratı yargısız infaz eden arkadaşlardan ricam, Fırat’ın geçmişiyle uyumlu bu izahatını değerlendirmeleri.

Buradan hepimizin çıkartacağı ders ise, telefonun, gizlice dinlemeyi alışkanlık edenlerle iletişim sağlarken de güvenli bir araç olmadığı.

TÜRKİYE

YAZIYA YORUM KAT